Hürriyet Yaşar
Kent televizyonu, kent radyosu
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:10 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:10
Radyo televizyon kanalları arasında…
Doğal yaşam, vahşi yaşam, av kanalı, belgesel kanalı var. Gezi kanalı var…
Çocuk kanalları var…
Sinema, pop müzik, klasik müzik, Türk Sanat müziği, Türk Halk Müziği, Türk Hafif Müziği kanalları var…
Yumuşağından sertine, açığından koyusuna, türlü türlü seks kanalı var.
Bu dünyayı unutturup bizi öbür dünyaya hazırlayan kanallar da öyle. Hristiyanı, Müslümanı, Alevisi, Sünnisi…
Spor kanalı, futbol kanalı, at yarışı, istemediğiniz kadar. Günlük gazeteleri bile var.
Göç alan büyük kentlerde hemşeri kanalları…
Sabahtan akşama, akşamdan sabaha, Mahmutpaşa’da sergici gibi mal satan pazarlama kanalları…
Moda, giyim kuşam, defile kanalları…
Haber kanalları… Yerlisinden yabancısına, yurtseverinden, emperyalistlerin etki ajanına kadar…
Gün boyu çöpçatanlık yapan, gün boyu, sözde kayıpları arayan, bulduran, ama bulmakla sorumlu olanların elinde kaybedilenlere gözlerini kapamış, akşam olunca da akşam yayınına geçen devekuşu kanalları…
Trafik kanalımız bile oldu çok şükür. Telefonla canlı yayına bağlanan sürücü-dinleyicilerden “Kontağı kapattım, bekliyorum. Her yer kilit,” diyenler olmasa, ‘akıcı, yoğun akıcı’dan başka laf bilmeyen, neden kuruldukları özellikle unutturulmuş, ‘tıkalı’ sözcüğünü sanki kullanmasınlar diye eğitilmişçesine hiç ‘tıkalı’ demeden, her kapıyı açan maymuncuk gibi birçok anlama gelen ‘sıkıntı’ sözcüğüyle yayın boyunca idare eden konuşucularıyla İstanbul’daki tıkalı yolları sürücülere haber vermeye çalışan bir trafik kanalımız bile var.
Ama bu işi yaparken, trafik tıkanıklığının gerçek nedenlerine, sağlıklı, kalıcı çözüm arayışlarına yönelmekten özellikle kaçınmak… Eh, bu da bir yoldur. Gittiği yere değin gider. Sorunların gerçek yüzüyle değil, görünen yüzüyle ilgilenmeyi seçmiş de olsa –gerçi ‘tıkalı’ demekten kaçınınca onu da yapamıyor ya, neyse– tek boyutlu da olsa, böyle bir radyo da, kent radyosu sayılmalı.
Oysa bize, kentin tüm sorunlarıyla ilgilenecek, ‘o darılmasın, şu gücenmesin’ kaygılarından uzak, yani siyasal ve ekonomik bakımdan bağımsız radyolar, televizyon kanalları gerek. Yurttaşa, kent halkına, kentin herkesin olduğunu, bu açıdan kentlinin yöneticileri karşısındaki haklarını, karşılıklı zorunlulukları ve sınırları anımsatacak, öğretecek, yani kent ve yurttaşlık bilinci yaratacak bir televizyon ve radyo.
Örneğin, belediyeci ya da karayolcu ya da PTT’ci, canının istediği zaman canının istediği yere kazma vuramayacak. Halk, haklarını bilen yurttaş olarak çıkacak karşısına eli kazmalının, “Sen burada ne yapıldığını anlatmadan buraya kazma vuramazsın,” diyebilecek. O bilmediğini, kendisine emir verildiğini söylediğinde, “Emri vereni çağır, gelsin. Burası senin babanın malı değil,” de diyebilecek. Bilinçlendirdikçe, kentli yurttaşa o gücü kazandıracak bir televizyon ve radyo…
Kentlerimizde bu bilinç oluşmadıkça, göçmüş köylüdeki bu kent düşmanlığıyla, güzelim kentlerimiz daha çook deşilecek.
Yaşadığımız… Evet, iş yapıyor görünerek yapılan bir soygun da var… Kent yönetiminde beceriksizlik de var… Ama bu, yalnızca soygun ya da beceriksizlik de değil. Bir kent düşmanlığıyla da karşı karşıyayız.
‘Göçmüş köylü’nün kenti deşmekten zevk aldığını, bilinçaltında, kendisinin bile seçemediği bir şeylerin etkisiyle her yeri bu yüzden sürekli deştiğini düşünüyorum artık. Yoksa bir kent, bir uygarlık, bir güzellik, bir doğa, bir yaşam biçimi göz göre göre her gün biraz daha nasıl öldürülebilirdi?
Böyle bir radyo ya da televizyon kuruluncaya dek, var olan radyo ve televizyonlar, kent bilincini, yurttaşlık bilincini geliştirmek için, yayınlarında bu tür izlencelere yer veremezler mi?
Gırtlağındaki balgamı asfaltın üstüne atan erkeği, elindeki kâğıt mendili yere atan kadını eğitmeden, daha büyük ortak sorumluluklarımız konusunda onlardan hiçbir şey bekleyemeyeceğimizi bilmeliyiz.