Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Hürriyet Yaşar

İstanbul için kazma vaktidir! (Günce)

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:10 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:10

22 Temmuz 2003 Salı, 14:50

Mecidiyeköy alanındayım. İlk kez on altı yıl önce geldiğim biracıda. Sıradan bir buluşma için, bir saat zaman geçirmem gerekiyor.
Her şeyin, her yerin hızla değiştiği bir koca kentte, bir biraevinin on altı yıldır yerinde duruyor olması insana güven veriyor. On altı yıl içinde, ilk gelişten sonra yalnızca bir kez geldiğimi anımsıyor olsam bile.
Yirmi yıl önceki işyerimin (şimdi yok öyle bir şirket) hemen karşısındaki Likör Fabrikası’nın kapısını, bir daha açılmamak üzere henüz kapanmamış görmek bile insanın içinde “Ohh!” dedirten bir duygu uyandırıyor.
İstanbul’un ve ülkenin çoğunluğu ele geçiren göçmüş köylü yöneticileri, benim çocukluğumda (1970’lerin başları), Mecidiyeköy’deki anayolun üzerinden bir başka anayol döşemek gibi akıllara zarar bir saçmalığı gerçekleştirdikten sonra, Mecidiyeköy zaten çıldırtıcı bir gürültü kaynağına dönüşmüştü. (Ben Mecidiyeköy’ün ünlü dutluklarını bu yüzden hiç görememiş bir İstanbulluyum.) Şimdi o gürültünün içindeyim. Her ses, yüksek yapılar ve o üst anayol nedeniyle, kendinin birkaç katına yükselerek kulaklara ulaşıyor.
O gürültüye eklenenler...
Toz... Toz... Toz... Yanında makine gürültüsü.
Benim oturuşuma göre (sırtım Ali Sami Yen stadına dönük) sol yanımda “Shopping Mega Center” yazılı bir market var. (Bakkalların büyüklerine market diyoruz artık.) Onun üst yanındaki arayolla alt anayolun arasında bir benzin istasyonu vardı eskiden, şimdi yok. Marketle, olmayan benzinliğin arasında kazı var. Gürültü kaynağı makine de orda. Marketin iki yanından Gülbağ gecekondularına doğru iki yol iner. O çatalın ucunda ve yolların içlerine doğru da kazı var: Kaldırımları değiştiriyorlar.
Kenti yeni gördükleri, kentle tanışmadıkları belli olan kavruk genç adamlar, canla başla tozu dumana katıyorlar. Ben içerde, cam kıyısında oturuyorum ama camlar açık. Masanın üstü, elimin altında tozdan cızır cızır. Camın dış yanına oturan iki kişiden biri, yararsızca bağırarak uyardı çalışanları. Yararsız olduğu için de anlamsızca. Yine de sevindim. Şöyle bir el kalkmış oldu, bir ses çıktı hiç değilse. (Gerçi ben hiç seslenmem böyle durumlarda. O zavallılar o seslere göre davranışlarını değiştirmezler çünkü. Ama ses olunca, yine de sevinirim.)
Amacın, halkı eskimiş kaldırımlardan kurtarmak değil, yandaşlara para kazandırmak olduğunu gizlemeden kaldırım yenileme utanmazlığı, 12 Eylül’den sonraki ilk sivil sağ iktidarla başladı İstanbul’da. Sosyal demokrat belediyeler, onun açtığı yolu izlediler:
İstanbul’a göçmüş partili hemşerilerini halkın parasıyla kalkındırma görevi.
Onların sayıları, İstanbul’un gerçek gereksinimlerini erteletecek denli çok, İstanbullu sayısı ise ‘Ne yapıyorsunuz siz?’ diyemeyecek denli azdı artık. (Yolun bana göre sağ çatalından, hortuma kapılmış gibi toz geçiyor önümüzden. Dilde de Batılılaşmayı seçmiş Shopping Mega Center’in önünde dışarı dizilmiş meyveler, sebzeler bu tozun altında. Trafik korkunç tıkalı. Aynı arabalar önümüzde dakikalarca duruyorlar.)
Toz... Engel... Değişiklik... Duraksama... Ayrımsama... Yeni duruma göre yeni adımlar... Ağzını burnunu tutarak, bastığı yeri güçlükle görmeye çalışarak yürüyenler...
“Alıştığınız yollar bitti. Yeni durum var şimdi. O yeni duruma göre atın adımlarınızı. Biz varız artık. Geldik. Buradayız. Kazdık... Tozuttuk... Kışın da çamur... Araba kullanıyorsanız, artık ordan o hızla geçemeyeceksiniz. Yürüyorsanız, o kaldırımdan alıştığınız adımlarla yürüyemeyeceksiniz. Her şey para değil. Her şey para kazanmak için değil. Öyle olsa, ortalığı böyle tozutur muyuz? Bu başka bir şey. Kolay kolay anlayamazsınız. Biz geldik. Biz varız artık. Buradayız. Deştiğimiz bu yerlerden de belli değil mi burada olduğumuz?..”
* * *
İstanbul deşilmiş, her gün de başka bir yerinden deşilen bir kenttir artık. Her gün başka dallarından yaralanan büyük, yaşlı, ama çok güçlü olduğu için hâlâ yıkılmamış, geniş, ulu bir ağaç.
Bir gün, büyük, görkemli, güzelim bir kentin en kalabalık, en işlek anayolunda, araçların inişli çıkışlı, daracık arka sokaklara yönlendirilerek o yolların da kilitlendiğini, karınca sürüsü çokluğunda yayaların, deşilmiş yolda ayaklarının önüne uzatılmış daracık kalasların üzerinde, daracık inşaat perdeleri arasından, kenti göremeden, genciyle yaşlısıyla, okumuşuyla cahiliyle, hastası sakatıyla, yere baka baka hızlı hızlı yürümeye çalışarak bir yerlere gittiklerini görürseniz, İstanbul’dasınız demektir. Vakit de, İstanbul için kazma vaktidir.

Hürriyet Yaşar 'ın Son Yazıları