Sermayedarlar hiç mi beğenilecek bir şey yapmaz?

08/03/2018 Perşembe
Sermayedarlar hiç mi beğenilecek bir şey yapmaz?

Konumuz 8 Mart videoları. Geçen yılki Filli Boya çıkışına bu yıl Boyner de eklenmiş. Çıtayı zorlayan başka örnekler de olabilir. Nitekim son yıllarda bir dizi proje, kampanya ile sermaye sınıfı, “kadın sorunu”na sistematik bir ilgi gösteriyor. Yer yer gericilik karşıtı ideolojik motifleri kullanmak, haklı toplumsal tepkilere oynamak konusunda arsız bir rahatlık söz konusu. Emperyalist kuruluşların desteklediği, fonladığı projelerden itibar tesis edilebiliyor. Eşik o kadar düşmüş durumda ki, “kadın” demenin kendisi bile kuvvetli bir söz söylenmiş hissi yaratıyor. 

AKP gericiliğinden tiksinen, -muhtemelen göçmensiz haliyle- kültürel olarak Avrupa seviyesinde bir işçi sınıfı hayal eden, siyasetçilerle ilişkisinde şarabıyla, purosuyla ilgili takiyye yapmaktan yorulan, ofisinde, fabrikasında iyi eğitimli, modern kadın ve erkek işçiler görmek isteyen kapitalistlerin sayısı az değildir. Tabii bugünkü ortalama ücret düzeyinde, bugünkü çalışma koşullarında… 

Boyner grubu Türkiye’de ucuz kadın emekgücü sömürüsünün en yoğun olduğu hazır giyim sektörünün “kurucu babaları” arasında yer alıyor. Aynı zamanda perakende sektörüne de ilk geçiş yapanlardan ve bu sektörde de ağırlıklı kadın işçiler çalışıyor. Tüm hazır giyim sektörü fason atölyelerinde kız çocuklarının ucuz emeği üzerinden dönerken Boyner grubu, steril bir dünya mı kurdu? Bugün aynı süreç Suriyeli emekçiler üzerinden tekrar edilirken bu gruba hiç mi değmiyor? 

Filli Boya’da ortalama ücret ülke ortalamasının beş katı, çalışma süresi 6 saat mi?

Tabii insan bir de neden “hedef kitlesi” kadın olan ürünlerin sahibi sermaye gruplarından geliyor bu “duyarlılık” diye düşünmeden de edemiyor.

Sömürü başka, gericilik karşıtlığı başka mı diyeceğiz? Bugünün dünyasında, Türkiyesi’nde gericiliği besleyen en önemli pınarın piyasa ilişkileri olduğuna gözleri kapatmak bu kadar kolay mı? Emekçiler kadınıyla erkeğiyle işyerinde her tür psikolojik şiddete, hatta yer yer fiziksel şiddete maruz kalacak, ezilecek, ama hiçbir toplumsal yansıması olmayacak. Herkes parasına göre eğitim alacak, parası olmayansa gerici müfredat ve uygulamalara doyacak ama biz piyasa ilişkilerini dayatan sınıfın reklamcılara hazırlattığı filmleri izleyip hisleneceğiz… 

Bir eliyle emekçilerin hayatını kabusa çevirenlerin diğer elleriyle emekçi kadın mücadelesinde alan kapatmaya yönelik girişimlerini teşhir etmek gericilikle mücadelenin gereği. Sermaye sınıfının ideolojik müdahaleleri, cepheden karşıya alışlardan ibaret değil. Aynı zamanda, kimi zaman düz ticari kaygılarla, kimi zaman imaj cilalamak için, kimi zaman düzen içi kavgaların yansıması olarak, kimi zaman da hepsinin içiçe geçtiği bir biçimde “kapsayıcı” hamleleri de barındırıyor. 

Gerici dayatmalarla, hedefinde büyük oranda emekçi ve yoksul kadınların olduğu şiddetle sermaye sınıfı arasındaki bağ, silikleştirme hamlelerine rağmen çok aşikar. Bu ülkede dinci gericilik iktidar vizesini düzenin gerçek sahiplerinden aldı. Daha kanaatkar ve itaatkar bir işçi sınıfı yaratmak üzere çok kirli bir işbirliği yaptılar. 

Peki sermaye sınıfının doğrudan müsebbibi olduğu toplumsal tahribatı fark etmesi, kendi sınıfsal çıkarlarını düşünerek refleks üretmesi mümkün değil mi? Tabii ki mümkün. “Onarım” faaliyetinin faturasını yine emekçilere keserek, gericilik-piyasacılık ikilisinin, üstelik emekçilerin “rızası”na dayanan, yeni bir versiyonuyla vitrin tazeleyebilirler. Sermaye sınıfına gericilik karşıtlığı atfeden “ilericiler”in bulunduğu bir ülkede her şey olası. Tarikatlar, cemaatler işyerlerinde örgütlenirken en fazla “kontenjan” gözeten, sendikal örgütlülük yerine gerici örgütlenmelere, ilişkilere kapılarını aralayan patronlar ülkesi değilmiş gibi yapmak bu kadar kolay mı? 

Bugünün emekçi kadınlar günü olduğunu, sermayeye karşı mücadeleyi sembolize ettiğini, dokuma işçisi kızkardeşlerimizi bir an için bile unutmayan herkesin dünya emekçi kadınlar günü kutlu olsun!