Sanayi üretiminde 'teknolojik' kaymanın etkileri

08/02/2018 Perşembe
Sanayi üretiminde 'teknolojik' kaymanın etkileri

TÜİK, bugün 2017 yılı Aralık ayı Sanayi Üretim Endeksi’ni açıklıyor. İlk 11 ayda sanayi üretimi artışı yüzde 6 civarındaydı. İhracat başta olmak üzere Aralık ayı göstergeleri değerlendirildiğinde yılın tamamının bu seviyede kapanacağı görülüyor. Sanayi üretimi artışı, son çeyrek GSYH büyümesinin de yüzde 4-5 aralığına ulaşacağına, böylelikle 2017 yılı büyümesinin yüzde 7’yi aşacağına işaret ediyor.

Sanayi üretiminden aktarılan katma değer GSYH’nin yaklaşık yüzde 17’sini oluşturuyor. Bu veriden hareketle 2017 yılında sanayi üretiminden GSYH büyümesine gelen doğrudan katkı 2 puana yaklaşmış olacak. Özellikle imalat sanayi alt sektörlerinin ileri ve geri bağlantıları, yani tarım başta olmak üzere bu sektörlere girdi sağlayan diğer sektörler ya da imalat sanayi alt sektörlerinin uzantısı hizmetler dikkate alındığında katkının daha yüksek olduğu açık.

Bu nedenle imalat sanayi üretimine biraz daha yakından bakmak gerekiyor.

soL yazarı Korkut Boratav, imalat sanayi üretimine ilişkin ankete dayalı verilerle yani Sanayi Üretim Endeksi ile GSYH hesaplamaları arasındaki tutarsızlığa bir ay önceki yazısında işaret etmişti:

“Ocak-Eylül 2017’de imalat sanayii istihdamı 12 ay öncesine göre sadece binde 9 oranında artmış; sektör anketleri ise üretim değerinde yüzde 5,9’luk büyüme belirlemiştir. Emek veriminde (üretim/istihdam oranlarında) önemli bir artış gözlenmiş oluyor. Bu durumu, belki de, sanayinin kapasite kullanım oranında bir puanlık (%77-78) genişleme ile açıklayabiliriz.

Ne var ki, bulguyu millî gelire taşırsak, tutarsızlık söz konusudur: İmalat sanayiinde yüzde 5,9’luk üretim artışı GSYH istatistiklerinde aynı sektöre yüzde 9,3’lük bir büyüme olarak yansımıştır?  İstihdam → üretim → millî gelir verileri arasındaki bu kopukluk nasıl açıklanabilir.”

Sanayi Üretim Endeksi hesaplamalarıyla GSYH hesaplamaları arasında yöntemsel açıdan tutarsızlık olduğu, bu konuda Korkut Hoca başta olmak üzere solcu iktisatçıların müdahalelerinin de katkısıyla Sanayi Üretim Endeksi’ni güncellemeye yönelik çalışmaların sürdüğü biliniyor. Ancak Korkut Hoca’nın da affına sığınarak bir başka boyutu tartışmaya açmak istiyorum. Açıklanan verilerin tüm tutarsızlıklar ve olası çarpıtmalara rağmen bir dönüşümü de yansıttığını düşünüyorum.

Sanayi üretiminde otomotiv ve elektrikli teçhizatın sürükleyici olduğu, bağlantılı sektörleri de içeren bir kompozisyon değişimi yaşandığını Sanayi Üretim Endeksi ya da GSYH hesaplamalarından bağımsız, ilgili sektörlerin üretim verilerinden izleyebiliyoruz.

Otomotiv Sanayicileri Derneği verilerine göre, otomotiv üretimi 2016 yılında adet bazında yüzde 9, 2017 yılında ise yüzde 14 arttı. Tofaş ve Hyundai’ye ait iki yeni modelin ihracatının sürüklediği bu artışta, esas olarak otomobil üretimindeki artış belirleyici oldu. Otomobil üretimi 2016’da yüzde 20, 2017’de yüzde 17 arttı. Bunlar vurgulandığı gibi adet bazında artış rakamları. Parasal artış daha yüksek, çünkü hafif ticari araçtan otomobile kayma yaşandı ve otomobil birim fiyatı, hafif ticari araç birim fiyatından daha yüksek. Sonuç olarak otomotiv sektöründe iki yıl boyunca katma değer artışı yaşandığını söylemek mümkün. Nitekim, emtia, özellikle de demir-çelik fiyatlarındaki artışın da etkisi olmakla birlikte otomotiv ihracatı dolar bazında, adet bazından daha hızlı bir gelişim gösterdi, 2016 yılında yüzde 12, 2017 yılında yüzde 20 arttı.

Elektrikli teçhizatta da hem Özel Tüketim Vergisi indiriminin etkisiyle iç pazarda, hem de Avrupa talebindeki artışla birlikte ihracatta yine yüksek oranlı artışlar gerçekleşti. Otomotiv ve elektrikli teçhizattaki üretim artışı, geri bağlantılı makine, fabrikasyon metal ürünleri gibi sektörlerde de üretim artışını tetikledi.

Söz konusu sektörlerde diğer imalat sanayi alt sektörlerine göre daha yüksek oranlı büyüme, imalat sanayi üretim kompozisyonunda bir değişime, teknoloji düzeyi görece daha yüksek sektörlerin payındaki artışa işaret ediyor. Bu kayma “istihdamsız” büyümeyi de kısmen açıklıyor. İmalat sanayi üretimi 2016 yılında yüzde 1,4 büyürken, imalat sanayi istihdamı yüzde 1 daralmış, 2017 yılının ilk 10 ayında üretim artışı yüzde 6,3 olurken istihdam artışı yüzde 3’te kalmıştı. GSYH hesaplarından bakıldığında Korkut Hoca’nın da vurguladığı gibi fark daha çarpıcı, yüzde 9,3’lük imalat sanayi katma değer artışına karşılık, yüzde 1 civarı istihdam artışı.

İki temel soru önümüzde duruyor. Birincisi imalat sanayi üretimi yüzde 6 civarında artarken, GSYH’nin yansıttığı imalat sanayi katma değer artışı yüzde 9,3 olabilir mi? İkincisi üretim yüzde 6 civarı, katma değer yüzde 9,3 artarken istihdam artışı sadece yüzde 1 olabilir mi?

Bu noktada öncelikle GSYH’deki imalat sanayi artışının katma değer artışını, anketlere dayalı Sanayi Üretim Endeksi’nin ise üretim artışını gösterdiğini vurgulayalım. Adet bazındaki üretim gelişimleri, özellikle de otomobil üretimindeki artış GSYH’deki artışı destekler nitelikte. Otomotiv, elektrikli teçhizat ve bağlantılı sektörlerin imalat sanayi üretimi içindeki payını kabaca yüzde 30 civarında hesaplıyoruz. Bu sektörlerdeki büyüme yukarıda sözü edilen adet gelişimiyle de uyumlu şekilde yüzde 10 civarında ve imalat sanayi üretim artışının yarısını açıklıyor.

Otomotivdeki ve elektrikli teçhizattaki gelişmelerin makine, fabrikasyon metal ürünleri gibi bağlantılı sektörlerle birlikte, imalat sanayi üretim ve ihracatının teknoloji kompozisyonunu da yukarı taşıdığını vurgulamıştık. TÜİK’in 2015 verilerine göre imalat sanayi üretimi içinde otomotiv, makine, elektrikli teçhizat gibi sektörlerden oluşan orta-yüksek teknolojili sektörlerin payı yüzde 25 civarında. Söz konusu sektörlerdeki büyüme, sanayi üretimi ortalamasının üzerinde olduğu için bu payın 2016 ve 2017 yıllarında arttığı tahmin ediliyor. TÜİK henüz bu yıllara ait verileri açıklamamış durumda. Sanayi üretimi kompozisyonundaki bu kayma, teknoloji düzeyi görece daha yüksek sektörlerin payındaki artış, söz konusu sektörlerde “daha organize” bir şekilde emekgücü sömürüsünün gerçekleştiği de dikkate alındığında “istihdamsız” büyümeyi de kısmen açıklıyor.

Otomotiv, elektrikli teçhizat gibi sektörlerde Türkiye çok açık ki Avrupa pazarına ve uluslararası işbölümüne bağımlı. Hem teknoloji düzeyi hem de katma değer artışını kısıtlayan bir tablo söz konusu. Bu nedenle bu tablonun ne kadar sürdürülebilir olduğu tartışmalı. Ancak “istihdamsız büyüme”nin arkasında metal işçilerine yönelik artan sömürünün, metal sektöründeki sofistike taşeron sisteminin mümkün kıldığı kayıtdışılıktan alınan desteğin olduğunu saptamak ve son iki yılın büyümesindeki rollerini teslim etmek de önemli görünüyor.