Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Gökhan Akbay

Soyutlama soyutlamaya karşı

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:07 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:07

Soyutlama, hem vazgeçilmez hem de kendi başına değersizdir. Soyutlamanın niteliğini, içinde işlev gördüğü davranışsal (gündelik, politik, teorik) strateji belirler.

“Bu, soyut düşünmedir: katilde, onun katil olduğu soyut olgusundan başka hiçbir şey görmemek ve ondaki insani özün geri kalanını, bu basit nitelik aracılığıyla hiç etmek.” (Hegel1)

Soyutlama, felsefenin karnı ve yumuşak karnıdır. Karnıdır, çünkü felsefenin ürünleri, eninde sonunda, buradan doğarlar. Yumuşak karnıdır, çünkü felsefenin ürünleri, insan etkinliğini tüm zenginliği içinde yansıtamazlar. İşte bu yüzden felsefe, bilimsel etkinlik de dahil olmak üzere insan etkinliğine yabancı görünür.

Soyut düşünmek, hem olumlu ve gizemli, hem de olumsuz ve korkutucu çağrışımları olan bir eylemdir. Soyut düşünen kişi, şeylerin özünü gören, ağaçları değil ormanı görebilen kişi olarak takdir edilir. Ama bu kişi aynı zamanda hayattan uzak, işe yaramaz, kayıtsız biri olarak görülür.

Aslında soyut düşünme, ne gizemli, ne de korkutucudur. Soyutlama,sadece felsefecinin veya bilimcinin değil, tüm insanlığın, hatta yaşamak için hızlı karar vermek zorunda olan tüm canlıların eylemlerinde gözlenebilir-tanınabilir. Glukozun az olduğu yerden çok olduğu yere giden bir bakteri bile, çevresindeki tek değişkene duyarlı olmasından ötürü, soyutlama yapıyor sayılabilir.

Soyutlama, ne bilime ne de felsefeye özgü bir eylemdir. Siz bu satırları okurken, retinanızdan başlayarak tüm merkezi sinir sisteminiz soyutlama yapmaktadır. Dikkatinizi bu satırlara yöneltmeniz, sizi etrafınızda olup bitenlerden koparmıştır. Retinanız, kendisine ulaşan fiziksel girdilerin sadece bir kısmını işlemektedir. Yani veriyi kırpma ve düzenleme anlamında soyutlama, siz isteseniz de istemesiniz de gerçekleşir. Tercih meselesi değildir. Ama eğitilmiş bir insan aklı, neyi nasıl soyutlayacağı konusunda kısmi bir hakimiyete sahiptir.

Başta andığım Hegel alıntısı, felsefe tarihinde soyut düşünmeye yöneltilmiş en ağır eleştirilerden birini içerir. Hegel, bu alıntının geçtiği gazete yazısında, soyut düşünmenin, felsefecilerin değil avamın işi olduğunu söyler. Çünkü Hegel’de soyutluk, tek yönlülük ve eksikliktir. Hegel, katilde sadece cinayetin failini görmeyi soyut düşünmenin basitliğine delil olarak gösterir. Katil, sadece katil değil, aynı zamanda bir kişisel tarih, bir toplumsal ürün, tüm çeşitliliği içinde insan türünün bir bireyidir.

Ama soyutlama, anlamanın ve eyleme geçmenin ön koşuluysa, kaçınılmazsa, soyutlamalardan soyutlama beğenmek de meşru hale gelir. Örneğin, Roboski katliamında, F16’ların kameralarından gördükleri kaçakçıları, tonlarca bombayla öldüren pilotların ve onlara bu emri verenlerin yaptığı soyutlama (“operasyon zaiyatı”) ile bunu yapanların hepsini vicdansız katiller olarak gören soyutlama (Gültan Kışanak’ın sözlerini hatırlayın) karşı karşıya gelir. Benim tercihim, katile katil diyen soyutlamadan yana. Çünkü ancak bu soyutlamayı tercih edersem, ulusal ayrılıkları aşacak eşitlikçi bir düzeni kurabileceğimizi biliyorum. Ayrıca ne aklım ne de vicdanım aksine izin veriyor.

Soyutlama, ayırma, analiz, her zaman yeniden birleştirmek için, somuta varmak için yapılır. Nasıl bir somut gerçeklik hayal ettiğiniz, hangi soyutlamaları tercih edeceğinizi belirler. Bundan kaçış yok.

(1) http://www.marxists.org/reference/archive/hegel/works/se/abstract.htm

Gökhan Akbay 'ın Son Yazıları