Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Gökhan Akbay

Böl ve koru

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:13 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:13

Geçmişin başarılı bilimsel kuramlarıyla bugün onların yerini almış kuramların ilişkisi, bilim felsefesinde temel ayrışma konularından biridir. Gerçekçilik tartışması, kuram ve gözlem ilişkisi, bilimsel ilerleme tartışması, bu zeminde yürütülebilir. Bu yazıda sadece gerçekçilik tartışmasını ele alacağım. Gerçekçilik, doğanın akıldan bağımsız bir yapısı olduğunu ve bu yapının anlaşılabilir olduğunu söylüyor. Bilimsel gerçekçilik, başarılı kuramların doğruya yakın oldukları için başarılı olduklarına dayanarak temellendirilebilir. Peki başarıdan ne anlıyoruz?

Bir bilimsel kuramın başarısını saptamak için şu kıstaslardan faydalanabiliriz: mevcut deneysel verilerle uyumluluk, açıklayıcılık, öngörülerin doğru çıkması, sadelik, yeni keşiflere, modellere ve deney düzeneklerine yön göstermek (doğurganlık), teknolojik ilerlemeye zemin hazırlamak vd. Bu kıstas listesi kapalı bir kutu değil. Kıstaslar da birbirinden bağımsız değil.

Bilimsel gerçekçilik lehine ortaya konan argümanlardan biri de, doğru bir kuram olmak ile başarılı bir kuram olmak arasında açıklayıcı bir bağ olduğunu söyler. Bu argümana göre, bir kuramın doğru olmadan başarılı olması mucize olurdu. Yani doğruya yakın olmak, başarıyı açıklar.

Bu argümana karşı şu denebilir: Şimdiye kadar nice başarılı kuram ortaya çıktı. Bunlar da doğru öngörülerde bulundular ama gerçeklikle ilgili modelleri, varsaydıkları nesneler tamamen yanlış çıktı. Larry Laudan uzun bir liste sunmuş, ve şunu söylemiş: Eğer o başarı kıstasları bir kuramın doğruya yakın olduğunun kanıtıysa bu yanlış ve başarılı kuramlara ne oldu?

Laudan’ın uzun listesinden iki örnek alalım: Isının kalorik kuramı ve optik eter kuramı. Bu kuramların ortak özelliği uzunca süre etkili olmaları, başarılı olmaları, ama varolmayan şeyler postüle etmeleri. Kalorik kuramda ısı aktarımı, kalorik adı verilen ama gözlenemeyen bir sıvının aktarımı ile açıklanıyor. Şu an böyle bir şeyin var olmadığını biliyoruz. Optik eter ise ışığın içinde hareket ettiği ortam. Kimi fizikçiler bunun elastik bir katı gibi davrandığını düşünmüşler, kimileri ise katı-sıvı arası bir jel gibi. İkisi de yanlış. Ama iki kuram da başarılı çünkü ikisi de kimi doğru öngürüler ve açıklamalar ortaya koydular. Yanlış ama başarılı. Doğruluk başarıyı açıklıyorsa buna ne diyeceğiz?

Yunan filozof Stathis Psillos, gerçekçiliği savunmak için şu yolu öneriyor: Eski kuramların başarı getiren öğeleriyle tali öğelerini ayırmak. O, bu yaklaşıma “böl ve yönet” adını vermiş. Ama daha doğru ifadesi böl ve koru. Çünkü aslında eski kuramların, başarılı öngörülere ve açıklamalara götüren kısımlarıyla yanlış çıkan kısımlarını ayırmayı, hangi kısımlarının yeni kuramda korunduğunu göstermeyi amaçlayan bir yaklaşım. Psillos’a göre eski kuramlarda yanlış çıkan kısımlar zaten elzem değildi. Psillos, doğru sonuçlar zaten yanlış varsayımlardan (kalorik sıvı, optik eter, vb.) çıkmamıştı diyor.

Tabi bu yolda yürürken, şimdinin bilgisiyle geçmişin kuramlarına elemeci bir biçimde bakmak tehlikesi var. Şimdi doğru bildiklerimizden yola çıkarak eski kuramların parçalarını işimize gelecek biçimde sınıflandırma tehlikesi. Ama öyle görünüyor ki, geçmişte bu kuramları ortaya atan bilimciler de sonradan yanlış çıkan varsayımları elzem görmüyorlar. Örneğin Joseph Black, kaloriğin ayrı bir madde olduğundan şüphe ediyordu çünkü bir cismin ısıtılmasının onun ağırlığını artırdığını gösteren kanıtları yoktu. Optik eter kavramını kullanan fizikçiler, eterin doğasıyla ilgili varsayımları, yukarıya çıkılınca atılacak birer merdiven olarak görüyordu. Yukarıda ne vardı? Işığın hareketi ile ilgili dinamik yasalar. Bunlar ile elektromanyetik alan kavramı arasında süreklilik vardı.

Eski kuramların korunan kısımları gerçekten de onları başarılı kılan kısımlarıysa ve yanlış çıkan kısımları başarılarını açıklamıyorsa, bu, gerçekçiliğin ve bilimsel ilerlemenin hanesine yazılabilir.

Gökhan Akbay 'ın Son Yazıları