Gökhan Akbay
Feynman’ın kuyuya attığı taş
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05
Richard Feynman’a atfedilen şöyle bir özlü söz vardır: “Bilim felsefesinin bilimcilere faydası, ornitolojinin kuşlara faydası kadardır. Feynman’ın felsefeciler hakkındaki fikirlerini az çok bilenler için bu söz yoruma yer bırakmayacak kadar açık bir anlama sahip: Bilim felsefesinin bilimcilere faydası yoktur. Bu iddiaya nasıl cevap vermeli?
Richard Feynman gibi Nobel ödüllü, oldukça eğlenceli ve popüler bir fizikçiden azar yemek bilim felsefecilerini çok kızdırmış olmalı. Yukarıdaki sözün etkisini azaltmak için çeşitli tefsirler yapılmış. Örneğin bir tefsire göre kuşlar ornitolojiyi anlasalardı bu onlara faydalı olurdu. Bilimcilerin bilim felsefesini anlama şansları, kuşların ornitolojiyi anlama şanslarından yüksek olduğu için benzetme yersizdir. Ben ise tefsirden ziyade bir durum değerlendirmesi yapmak için bu sözü bir araç olarak kullanmayı tercih ediyorum. Bilim ve felsefe arasındaki gerilimin kaynakları neler?
Bu meseleye iki yönlü bakılabilir. Önce bilimcilerin gözünden felsefeye bakalım. Bilim son 400 yıldır muazzam ilerlemeler kaydederken felsefe 2 bin 500 yıldır neredeyse aynı sorunlarla uğraşıyor. Sorun çözme yöntemlerini geliştirmek, teknolojik ilerleme, önceden biribirinden ayrı görülen olguların (örn. paslanma ve yanma) aynı fizikokimyasal temellere sahip olduğunu gösterebilme, açıklayıcılık, vb. hep bilimin hanesine yazılmış başarılar. Felsefede ise bir derinleşmeden ve uzmanlaşmadan bahsedilebilse bile üzerinde uzlaşılmış herhangi bir çözümden bahsetmek mümkün değil. Bu da bilimcileri felsefeye şüpheyle bakmaya itiyor.
Bilim felsefesinin temel düsturlarından biri normatif sonuçlara ulaşmak. Örneğin bir bilim felsefecisi, bilimi incelerken keşfettiği yöntembilimsel öğeleri, güvenilirlik kıstaslarını, bilimsel çalışmaları yargılarken kullanabilmeyi istiyor. Normatifin karşıtı ise betimleyici. En pragmatist bilim felsefecisi için bile bilimsel pratiği sadece betimlemek yetersiz. Normatif bilim felsefesi ise bilimcilere hariçten gazel okumak gibi görünüyor. Problem çözme etkinliğine dahil olmadan pratiğin kendisi hakkında kavramsal yargılarda bulunmak, bilimcilere laf ebeliği yapmak gibi görünüyor olmalı.
Bir diğer sorun da kimi felsefecilerin gizemciliği. Şu problem bu araçlarla asla çözülemez, kavramların bu alanda tutmaz, araçlarınız yetersiz, bilim bu alanda mutlaka tökezler gibi karamsar fikirler yayan bu türde felsefelerin eski anavatanı canlılık tartışmalarıydı. Canlılık moleküler etkileşimlerle açıklanmaz, bir canlılık prensibine ihtiyacımız var diyen Bergson’u hatırlayın. Bu tartışmaların şimdiki vatanı ise bilinç problemi. Bilincin nörobilimini çalışan bilimcilerin karşısına çok benzer argümanlarla çıkılıyor. Onca para ve emek harcanan görüntüleme tekniklerini (fonksiyonel manyetik rezonans), bunların verilerinin doğru yorumlanması için geliştirilen emeği bir çırpıda çöpe atan felsefecilere bilimcilerin “hadi oradan” demeleri doğal görünüyor.
Felsefeciler açısından bakıldığında ise tablo şöyle. Bilimlerin anası sayılan felsefe, kendi problemlerini çeşitli bilimlere kaptırıyor. Maddenin doğası da, canlılık da, doğruluğa ulaşma yöntemleri de bir zamanlar felsefenin konularıydı. Bu, felsefeyi bir tür “soylu yalnızlık” duygusuna itiyor ve bilimin güvenilmez olduğu, diğer bilgi edinme türlerinden (örn. vahiy) farksız olduğu, sadece teknik bir etkinlik olduğu gibi kötücül fikirleri besliyor.
Bu iki bakış açısı da kolaycılıkla malul. Bilimcilerin felsefenin sadece hariçten gazel okuduğu konusundaki fikirleri artık yanlış çünkü en azından bilim felsefecileri için çalıştıkları alanın kuramlarına ve deneysel yöntemlerine vakıf olmak neredeyse bir meslek standardı haline geldi. Örneğin evrim felsefesi çalışan bir bilim felsefecisi istatistik, popülasyon genetiği ve ilişkili alanları öğrenmek zorunda. Ayrıca felsefenin bilim tarihinde önemli kırılma noktalarında oynadığı rol de cabası. Mach-Planck-Boltzmann tartışmasının sadece fizik içi teknik bir tartışma olduğunu kim iddia edebilir?
Felsefeciler içinse şu düstur halen geçerli: İçsel eleştiriyle dışsal eleştiriyi birleştirmek.