Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Erhan Nalçacı

Erhan Nalçacı

Avrupa’da kapitalizm çöküyor

Kapitalist rekabet böyle bir zayıflamayı affetmez, gittikçe daha kötüye gidiyor Avrupa kapitalizmi. Bari Çin-Rusya cephesini bir savaşla yaralım diyorlar, ancak silahlanma karşılarına büyük bir kamusal yük çıkarıyor, bunu karşılayamıyorlar, hastaneler, okullar dökülüyor, büyük bir barınma ve geçinme sorunu çıkıyor.

Yayın Tarihi: 17.10.2026 , 00:00

Türkiye’de Cumhuriyet kurulurken “çağdaş uygarlık düzeyi” bir hedef olarak toplumun önüne konuyordu. Bu kavramla daha çok işaret edilen yer Avrupa’ydı ve Avrupa “çağdaş uygarlık” konusunda adeta sonsuzdan gelip sonsuz giden mutlak bir referans olarak kabul ediliyordu.

Oysa öyle olmadığını biliyoruz, ne sonsuzdan geldi ne sonsuza gidecek.

Anadolu’da Çatalhöyük’te 9 bin yıl önce tarım yapılırken Avrupa taş devri kabilelerinin yatağıydı.

Roma’nın yıkılışından ve Abbasi Devriminden sonra 9. yüzyılda Bağdat yarım milyonluk nüfusu ile “çağdaş uygarlığı” temsil ederken, Avrupa’da nüfus azalmış, ticaret yolları çökmüş, feodal kale ve manastırların etrafında bir avuç tarımla uğraşan insan kalmıştı.

On birinci yüzyıl civarında önce Akdeniz ticaretinin kontrolü tekrar Avrupa’ya geçmeye başladı, ancak esas sermaye birikimi coğrafi keşiflerle 16. yüzyılda başlayacaktı. Okyanus kıyısındaki devletlerin Amerika’yı ve Hindistan yolunu keşfetmesi büyük bir zenginliğin Avrupa’da yığılmasına neden oldu. Açıkçası Avrupa uygarlığının altında yatan unsur sadece kendi emekçi halkının değil, bütün dünya halklarının sömürülmesi ve yağmalanmasıydı.

Avrupa’yı Avrupa yapan kirli sömürü çarkından sadece bir örnek versek süreç daha iyi anlaşılacak.

Üç yüz yıldan daha fazla bir süre boyunca Batı Afrika halkı insan avcısı çeteler tarafından kaçırıldı ve Avrupalı köle tüccarlarına satıldı. Köleleştirilenler İngiltere başta olmak üzere Avrupa’ya köle pazarlarına götürüldüler. Satılanlar Atlantik’i geçecek gemilerin ambarında korkunç acılar içinde ve birçoğu yaşamını yitirerek Amerika’ya taşındı. Burada kamçı altında pamuk plantasyonlarında çalıştılar. Toplanan pamuk İngiltere’ye geldi ve işçilerin çocuk kadın demeden 16 saat çalıştırıldığı fabrikalarda önce ipliğe, sonra tekstil ürünlerine dönüştü. Tekstil ürünleri sömürge veya yarı-sömürge ülkelerin pazarlarını kapladı, Osmanlı gibi ülkelerde siyasilerin ihanetiyle kazanılan imtiyazlara dayanarak bu ülkelerin tekstil sanayilerinin çökmesine yol açtı.

Bu çok yönlü kötülük bütün dünyayı Avrupa’nın sömürgesi haline getirdi. On sekizinci veya on dokuzuncu yüzyılda bir İngiliz burjuva için şöyle denir: Evine döndüğü zaman müşfik bir baba ve iyi bir eştir, ancak sömürge ülkelere gittiğinde elinde kırbacıyla bir canavara dönüşür. Aşağıdaki fotoğraf “çağdaş uygarlık düzeyinin” ne menem bir şey olduğunu çok iyi gösteriyor.

1903’te Batı Bengal’de bir İngiliz tüccar köle bir yerli kadın tarafından taşınıyor.

Öte yandan tabii ki Avrupa kapitalizmi sadece sömürü ilişkilerine indirgenemez, Avrupa’ya yığılan zenginlik sanatta, bilimde, teknolojide, felsefede, mimaride önemli bir kültür yarattı.

Ancak daha önemli bir yan var, bizim yani emekçi sınıfların tarihinde birçok önemli sayfa Avrupa’da yazıldı. Burjuva devrimleriyle cumhuriyet, laiklik ve yurttaşlık kavramları ortaya çıktı. 1844’te Silezyalı Dokumacılar ayaklanması, 1848 Devrimlerinin radikal kanadının ortaya çıkışı ve ezilişi, aynı yıl Manifesto’nun yazılması, 1871’de Paris’te emekçi iktidarı, 1917’de Ekim Devrimi, 1919’da Macar Sovyeti, Hamburg Barikatları, 1940’larda Nazi işgaline karşı partizan direnişi, Halk Cumhuriyetlerinin 1945’ten sonra kurulması, Yunanistan’da komünistlerin silah bırakmayıp dövüşmeleri ve bunun gibi sayısız olay…

Avrupa aynı zamanda bu direniş ve eşitlik, özgürlük mücadelesi demektir.

Şimdi düzen adına Avrupa’da kriz üzerine yazan kalemşorlar teknolojik rekabetin önünde kuralcılığın engel olduğundan ve sosyal devlet masraflarından şikâyet ediyorlar. Oysa bunlar Avrupa’da emekçi sınıfların mücadelesinin izleridir ve kapitalizmin kriz başlığı haline geliyorsa bunlarla ancak gurur duyuyoruz.

Şimdi mutlakmış gibi gözüken Avrupa kapitalizmi can çekişiyor, birbirini etkileyerek bir kısır döngüye dönüşen birçok faktör bir çöküşe işaret ediyor.

Her şeyden önce Avrupa devletleri zenginliklerini borçlu oldukları sömürgelerini yitirdiler. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği’nin desteği ile gerçekleşen ulusal kurtuluş mücadeleleri sömürgeciliği sonlandırdı. Ancak emperyalizm çağında birçok ülkenin Avrupa emperyalizmine bağı borçlar, eşitsiz pazar ilişkileri, askeri müdahaleler, sermaye ihracatı aracılığı ile sürdü. Son 10 yılda ise emperyalist hegemonya rekabeti Avrupa devletlerini hegemonyalarını kurdukları ülkelerden büyük ölçüde dışarı çıkardı. Yeni dünya düzenine uygun Çin’den bir mali sermaye akışı, pazarların Çin metalarıyla dolup taşması ve Rusya’nın askeri desteği burada belirleyici oldu. Özellikle paralarının bile Fransa’da basıldığı Afrika ülkelerinin uzaklaşması Fransa için siyasi ve iktisadi açıdan büyük bir darbeydi.

Avrupa teknolojik rekabette önce ABD’ye ve sonra Çin’e yenildi. Endüstriyel robot teknolojisinde geri kalan Avrupa elektrikli araç pazarında Çin tekellerinin fiyat ve performans rekabetiyle başa çıkamaz hale düştü. Çin pil üretimi ve güneş paneli gibi konularda pazarı ele geçirdiği gibi Avrupa ara ürünler konusunda Çin’e bağımlı hale geldi. Şu anda dünyanın 50 büyük teknoloji tekelinden sadece 4’ünün merkezinin Avrupa’da olduğu söyleniyor. Avrupa’nın dünya çip üretimindeki payı 1990’da %44 iken şu anda %9’a gerilemiş durumda.

Bu durumda Avrupa’da fabrikalar kapanıyor, Almanya’da şirketlerin %40’a yakını işçi çıkartıyor. Ve artık yaşlı bir nüfusa sahip Avrupa, tüm nüfusun yarısı 44 yaşından büyük. Bu doğal olarak sağlıklı bir yaşlanma için sosyal güvenlik, tıbbi hizmetler ve yaşlı bakımını gerektiriyor. Ancak Fransa, Almanya, İngiltere gibi devletler işçi sınıfının devrimden uzak kalma koşuluyla kazandığı haklarını karşılayamıyor, bir sosyal huzursuzluk ve emekçi dalgalanması yükseliyor.

Kapitalist rekabet böyle bir zayıflamayı affetmez, gittikçe daha kötüye gidiyor Avrupa kapitalizmi. Bari Çin-Rusya cephesini bir savaşla yaralım diyorlar, ancak silahlanma karşılarına büyük bir kamusal yük çıkarıyor, bunu karşılayamıyorlar, hastaneler, okullar dökülüyor, büyük bir barınma ve geçinme sorunu çıkıyor.

Mali sermayenin bunalımı sanki her şeyin nedeniymiş gibi gözükür, oysa maddi üretimdeki sıkıntının yansımasıdır. Devletler bu kısır döngüden çıkabilmek için kamu borçlarını artırıyorlar, ama faizler yükseliyor ve borçlarının altında ezilmeye başlıyorlar. Kamu borçlarının hızla yükselmesi ve borçlanma fiyatının hızla artması kısır döngüye ekleniyor.

Bu koşullarda Avrupa ya bir viraneye, 9. yüzyıl feodalizmine geri dönecek, ya Çin’e ekonomik ve siyasi olarak bağlı bir düzeye geçecek.

Ama başka bir olasılık daha var. Avrupa işçi sınıfı 1968 tezgâhı ile sınıfsız ve iktidar talepsiz bir hak ve özgürlük mücadelesine yuvarlanmıştı. Tarihini bütün içinde yorumlayıp tekrar iktidar mücadelesine dönmesi için önünde büyük bir tarihsel fırsat açılmış durumda.

Bu dönüşüm gerçekleştirilirse zafer an meselesi olacak.

Yazarın Son Yazıları