Engin Solakoğlu
Zayıf halka
Yayın Tarihi: 31.08.2025 , 23:12 Güncelleme Tarihi: 08.09.2025 , 21:53
Kemal Okuyan’ın “Devrim” adlı kitabını okurken Türkiye solunda bir dönem Türkiye emperyalizmin zayıf halkası mıdır diye tartışıldığını öğrendim. O meselenin özünü tartışmak benim seviyemi aşar ama özetlemek gerekirse kapitalizmin gelişmişlik düzeyi ile devrim ihtimali arasında nasıl bir ilişki olabileceğine dair bir bahis. Siz iyisi mi “Devrim”i okuyun zira bu meseleye başlı başına bir bölüm ayrılmış. Bu başlık aklıma sırf oradan düşmedi elbette. Bir tür denk geliş yaşandı. Anlatalım.
Son dönemde, özellikle Anglosakson basınında Fransa’nın mali ve siyasi durumuna dair haber ve yorumlarda buna benzer ifadeler kullanılıyor. Emperyalizm demiyorlar elbette ama bir süredir Fransa’dan Batı ekonomilerinin zayıf halkası diye söz ediyorlar.
Fransa’ya Anglosakson gözlüğünden bakmak durumunda olanlar da örneğin The Economist’e bakıp Paris’e her an bir IMF heyetinin gelebileceğini düşünüyorlar. Benzer bir yaklaşım dörtte üçünden fazlası sermaye tarafından kontrol edilen Fransız basınında da yok değil. Hangi haber kanalını açsanız bir “yandık, bittik, tasarruf, kemer sıkma şart” edebiyatıdır gidiyor.
Peki mesele ne? Fransa çoğumuzun haklı sebeplerle günübirlik takip ettiği bir ülke olmadığı için biraz arka plan bilgisine ihtiyaç duyabiliriz.
Cumhurbaşkanı Macron ikinci döneminde fiyaskodan fiyaskoya koşuyor. Neyi tutsa elinde kalıyor ve kamuoyu desteği son derece düşük. Olağan koşullarda yeni Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tarihi Mayıs 2027. Fransız anayasasına göre Macron’un üçüncü kez seçilme hakkı da yok, bunu mümkün kılacak yarı-yasal, yarı hile-i şeriye bir kılıf da. Dolayısıyla Macron’un, halen ülkenin en iyimser tahminle üçüncü büyük siyasi gücünü oluşturan partimsi yapısının (Rönesans) kendi adayını bir kez daha seçtirmesi kolay olmayacak.
Macron ve büyük sermaye destekli hareketinin en büyük şansı rakipleri. Ülkenin birinci partisi tartışmasız aşırı sağcı RN. Türkçe’ye Ulusal Birlik diye çevirenler çoğunlukta ama ben Milli Toplaşma (MT) demeyi tercih ediyorum. MT nereden baksanız yüzde 30 ve üzeri bir oy oranına sahip gözüküyor ama aynı zamanda seçmenin iktidarda görmeyi en yüksek oranda reddettiği parti. Nazi işbirlikçisi ve soykırım suç ortağı Vichy rejiminin mirasçısı olmasının bunda büyük payı olsa gerek. Zira ülkede aşırı sağ tezler, sermaye kontrolündeki medya tarafından her geçen gün daha da olağanlaştırılırken, daha doğru bir deyimle klasik sağ ve merkez, aşırı sağcı slogan ve uygulamaları çoktan benimsemişken MT’ye duyulan tepkinin sürmesinin salt aşırı sağcı veya yabancı/göçmen düşmanı olmasıyla açıklanamayacağı kanısındayım. MT’nin asıl handikapı tarihsel mirası.
Macron’un ikinci rakibi solda. Yoksa rakipleri mi desek? Boyun Eğmeyen Fransa hareketi, Yeşiller, Fransa Sosyalist Partisi ve Fransa Komünist Partisi'nden oluşan bir yapı. Gelin görün ki, 2024 yılındaki parlamento seçimlerinden beri bir türlü birlikte hareket etmeyi beceremeyen gevşek bir “ittifak” var karşımızda. Ortak bir Cumhurbaşkanı adayı çıkarabilecekleri çok şüpheli. 2024 yılında Yeni Halk Cephesi (NFP) adıyla seçimlere giren ittifakın yerinde yeller esiyor. O dönemde NFP’ye dair büyük ölçüde umutsuz ve olumsuz düşüncelerimi birkaç kez yazmış1, hatta bu yüzden bizim mahalledeki kimi abilerden “siz de hiçbir şeyi beğenmiyorsunuz!” tarzı tatlı-sert uyarılar yemiştim. O yüzden bu bahsi uzatmayacağım. Özeti, mevcut durumuyla NFP’den bir cacık olmayacağı.
Geriye bir de klasik sağ ve merkez sağ kalıyor ama bunların Macron’a rakip oldukları dönem de geride kalmış gibi görünüyor. Hem neden olsunlar? Macron’un 2024 seçimi sonrasında atadığı iki başbakan da o cenahtan. Bakanlar Kurulu deseniz, birkaç döne döne semazene dönüşmüş eski Fransız sosyalisti haricinde çoğunluk yine bunlardan. Bunlar 2027’de büyük olasılıkla Macron hareketiyle birlikte tek bir adayın arkasında toplanacaklardır.
Macron işte bu yüzden kafasına göre takılabiliyor. Tartışmanın çıkış noktası ise Başbakan Bayrou’nun hazırladığı bütçe tasarısı. Tasarının ana fikri tasarruf. Türkçesi ise giderek daralan sosyal hakların daha da budanması. Bayrou’ya göre, Fransa’nın büyük bir kamu borcu var ve bunun çevrilebilmesi bütçede yer alan kemer sıkma önerilerine bağlı yoksa Fransa Yunanistan gibi iflas bayrağını çekebilir.
Bu arada kamu borcunun yüksek olduğu yanlış değil. 2024 verilerine göre GSMH’nin yüzde 113’üne ulaşmış ve artmaya devam ediyor. Şu anki tahmin yüzde 115. Bunun sayısal karşılığı yaklaşık 3,4 trilyon Avro. Bunun yapısal sebepleri üzerinde durmayı meslekten iktisatçılara bırakıyorum. “Ekonomistler”e değil ama. Köşenin düzenli okuyucuları ikisi arasında neden ayrım yaptığımı biliyorlar. Söylenmesi gerektiği halde söylenmeyen ise, Fransa’nın bu borcu çevirmekte hiçbir güçlük çekmeyeceği.
AB’nin Almanya’dan sonra ikinci, dünyanın yedinci büyük ekonomisi. Hizmet ve teknoloji üretimi yüksek. Dünyanın en yüksek turizm gelirine sahip ülkeler arasında sürekli ilk üçte yer alıyor. Birçok Avrupa ülkesinden farklı olarak tarımsal üretimi teorik olarak kendisine yetecek seviyede. Özetle kamu borcunu rahatça çevirebilecek bir ekonomiye sahip. Esasen mesele o değil. Mesele sermayenin ve onun iktidarının tercihleri. Küresel rekabet liginde zorlanan, kâr hadleri düşen Fransız sermayesi Fransa’da kalan son sosyal devlet kırıntılarına da göz dikmiş durumda. Bunun için de bahane üretmesi gerekiyor. Dünyanın en zengin kişisi unvanını Elon Musk’la paylaşan Bernard Arnault (net serveti 140 milyar avro olarak hesaplanıyor) ve benzerlerini vergilendirmek yerine Fransız emekçilerinin, haftalık 35 saat mesai, emeklilik, ücretsiz eğitim, sağlık gibi kazanımlarını ortadan kaldırmak Macron’un ve onun destekleyen sermayenin tercihi.
Bunun içindir ki, siyasi derinlik seviyesi bir taşra politikacısını hiç aşamayan Başbakan Bayrou, ağlamaklı bir sesle bütçesini sunarken, “milletçe fedakârlık” nutukları atıyor. Çağrışım yaptı mı bir yerlerden? Timur Selçuk’un 1980 yılında bestelediği ve güncelliğini hiç yitirmeyen şarkının sözleri var ya hani:
“...İşsizlik, pahalılık,
Konjonktür, enflasyon
Milletçe Fedakârlık,
Kriz, bunalım derken
Bilançoya bir baktık,
Bu yıl iki misli kâr
...”
Fransa Başbakanı neyse ki, Fransa’yı, Eyfel kulesine gelecek hacizden, IMF kapılarında sürünmekten ve külliyen batıp ele güne rezil olmaktan kurtaracak çözümü bulmuş: Fransız emekçilerinin iki resmî tatil gününde çalışmaları! Bunlardan biri II. Dünya Savaşı’nın bitişinin kutlandığı 8 Mayıs, diğeri ise Paskalya tatilinin Pazartesi’ye gelen bir günü.
Bu bütçe tasarısı tahmin edilebileceği gibi Fransız halkı tarafından hiç de iyi karşılanmadı. Açıklanan ilk kamuoyu yoklamalarına göre, bütçe ve tasarruf tedbirlerini destekleyenlerin oranı yüzde 20’ler civarında. Bu da kabaca Macron’un şu anki destek oranıyla aynı.
Bütçe oylamasının yapılacağı Eylül muhalif partilerinin önerisiyle bir güven oylamasına da sahne olacak. Şu ana dek açıklanan tutumlar değişmezse Bayrou hükümeti düşecek. Şunun altını çizelim de yanlış anlama olmasın. Hükümetin düşmesi Cumhurbaşkanı Macron’un düşmesi veya azledilmesi anlamına gelmiyor. Macron yeni bir başbakan atayacak ve görevine devam edecek. O düşürülürse de bir yenisini belirleyip 2027’ye kadar idare edecek.
Bu manzaraya bakınca Fransa’nın siyaseten veya mali planda Batı’nın zayıf halkası olarak adlandırılması haklı mı? Değil. Esasen kapitalizmin, piyasa canavarının Anglosakson borazanları ve onların Türkiye gibi ülkelerdeki gönüllü ve paralı tercümanlarının kastettikleri de o değil. Onlar Fransa halkının bir türlü vazgeçmediği toplumsal kazanımlardan rahatsızlar. Dertleri yoksulların B. Britanya’da olduğu gibi gıda bankalarından beslenmeleri veya kamu hastanelerinde bakımsızlıktan ölmeleri. Halk buna izin vermemekte direndiği için Fransa zayıf halka olarak gösteriliyor.
İlla bir zayıf halka arayanlara iyi bir haberim var yine de. Esas zayıf halka kapitalist sistemdir. Açlığı hiç bitmediğinden sonunda kendisini de yemeğe kuyruğundan başlayan o canavarın günleri sayılı. O arada dünyayı da yok etmezse silinip gidecek insanlığın tarihinden kara bir leke gibi.
Bunu ben demiyorum, Marks ve Engels söylüyor.