Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Engin Solakoğlu

Engin Solakoğlu

Sermaye düzeni, Akepe rejimi ve şalter sorunsalı

Birleşik siyasi muhalefet kurtuluş reçetesi değildir. Toplumsal muhalefeti örmek gerekir. Hiçbir ortak noktaları bulunmayan siyasal parti ve örgütleri yan yana getirmek, “önce şu işi halledelim, sonra ayrıntılara bakarız” demek kesmez! Türkiye’de toplumsal muhalefetin oluşması için düzenin hızla yoksullaştırdığı, insanlıktan çıkartmayı hedeflediği kitleleri direnmenin daha iyi bir hayata giden tek yol olduğuna ikna etmek gerekir.

Yayın Tarihi: 25.05.2026 , 00:06 Güncelleme Tarihi: 25.05.2026 , 00:06

Dünyaya hâkim olan düzenin adı bu: Sermaye düzeni. Ülkenin koşullarına göre geniş bir uygulama yelpazesine sahip. Türkiye’de hep vardı. Gelişti, semirdi, dönüştü, gelip Akepe rejimi diye adlandırdığımız yapıya ulaştı. İktidar da, devlet de, muhalefet de bir partiye ait olacak.

Cumhuriyet Halk Partisi her zaman sermaye düzeninin partisi oldu. Düzenin selameti için kimi zaman devletçilik de yaptı, solculuk da. Bülent Ecevit bunu zamanında “Komünizmi engellemek için solculuk yapmak zorundaydık” mealinde sözlerle ifade etmişti. Büyük ölçüde başarılı olduğunu da söyleyebiliriz. Ülkenin büyük bir bölümünü solcu olduğuna inandırdığı gibi, kimi samimi sosyalistleri bile ikna ettiği vaki.

CHP’nin bu “solculuğu” Türkiye gericiliğine de alan açtı. Bütün CHP’liler komünist ilan edildi. 1970’ler gerçekte komünizmle mücadele eden CHP’nin il ve ilçe binaları önünde toplanan yarım akıllılara "Komünistler Moskova’ya" diye sloganlar attırılıyordu. CHP’li nice yönetici ve parti üyesi komünist diye hedef gösterildikleri için CIA beslemesi faşistlerin kurşunlarıyla öldürüldüler, yaralandılar, dövüldüler, sürüldüler.

Bugün Anadolu’nun belirli yerlerinde hâlâ sırf CHP’li oldukları için komünist diye anılanlar bulunduğu gibi, yine CHP’li olduğu için kendisini biraz da gururla “komünist” olarak tanıtanlara rastlarsınız.

CHP’yle solun ilişkisi bugün gelinen noktada basit bir kandırma/kanma/kandırılma hikayesi veya bir tür psikolojik hareketin sonucu olarak anlatılamayacak kadar karmaşık denilebilir. En azından geniş kitleler için bu böyledir.

Ne diyorduk? CHP sermaye düzeninin partisidir. Akepe rejiminin son operasyonu CHP’yi düzen partisi olmanın yanında rejimin de partisi haline getirmeye yöneliktir. Buna karşı şimdilik belirli bir direniş olduğu görülüyor. Yalnız bu direnişin partinin tabanı ve seçmeninin görmek istediği ve zorunlu olduğunu hissettiği şiddete/radikalliğe yaklaşmadığını görebiliyoruz.

CHP’nin profesyonelleri açısından düzenin partisi olmanın bir adım ötesine geçip rejimin de muhalefet partisi olma seçeneği bir noktadan sonra kaçınılmaz hale gelir. Bunda da garipsenecek bir şey yoktur zira rejim nasıl düzenin bir türevi ya da ürünü ise rejimin muhalefeti olmak da düzen partisi olmanın olası sonuçlarından biridir.

Siyaseti bir meslek olarak icra edenler doğal olarak işsiz kalmak istemezler, bir kapı kapandığında başka bir kapı arayışına girerler. Bu yüzden de tabanlarındaki göreli radikallik tepeye yansımaz. Esasen daha önce örneklerini birçok kez gördüğümüz gibi tabanın geniş bir kesimini “köprüden önce son çıkış”, “ilk seçimde iktidarız” gibi sloganlarla ikna etmeyi de başarırlar. O taban da yine ‘başka kime oy vereceğiz?”, “elim başka partiye gitmez”, “size oy versek iktidara gelemezsiniz ki”, “oyumuz boşa mı gitsin” diye söylene söylene sandık önünde sıraya girer.

Sadece Türkiye sermayesinin değil, uluslararası sermaye düzeninin de tam desteğine sahip olduğu görülen Akepe rejiminin seçimlerin ve muhalefetin aksesuar ve figüran işlevini yüklendiği bir çerçeve hedeflediği anlaşılıyor. Bu plan yürür ama bir yere kadar yürür. 1878’den beri kendi temsilcilerini seçmek için mücadele eden bir halk 2026 model Türkmenistan’a dönüşmeyi kolay kolay kabullenmez. Mücadele yöntemleri mevcut olduğu gibi, kazanma ihtimali de yüksektir. Yalnız burayı açmadan önce başımıza gelenlerden çıkarmamız gereken bir iki derse değinmeden olmaz.

Bu derslerden birincisi ekonomiyle ilgilidir. “Şu kadar milyar dolar yaktılar”, “Yabancı yatırımcılar kaçacak”, “Şimşek zor durumda kaldı” sloganlarıyla yapılan muhalefet Türkiye’nin yoksul ve emekçi halkı bakımından hiçbir şey ifade etmemektedir. Muhalif kanal adı altında yayın yapıp, kısa süreliğine düşen borsa endeksi karşısında ağıtlar yakan, “dolar yükselirse belki düşerler” beklentisi yaratan sermaye aparatlarından bir cacık olmaz. Olsa olsa cacığa malzeme olur.

“Komünist olduğunuz için borsaya gıcıksınız, sermayenin tabana yayılmasından rahatsız oluyorsunuz” misali salaklıkları yinelemeye hazırlananlara şu hatırlatmayı yapalım: Grisi, karası, kayıt içi, kayıt dışı filan derken, Türkiye’nin ekonomik büyüklüğü tahminen 1,6 trilyon dolardır. CHP’ye kayyım atandığı gün düştüğü söylenen borsadaki hacim 4 milyar dolardır. Yani ülkedeki ekonomik faaliyetin binde 2,5’e tekabül etmektedir. Türkiye’deki borsa, dünyadaki ağababalarının da ötesinde üç-beş kişinin yönlendirdiği, çarkı çevirenin de istediği numarada durduranın da aynı olduğu bir rulet masasından ibarettir.

Yine muhalefet adına, “Yabancı sermaye bu yüzden gelmiyor”, “Şimşek’in rasyonel ekonomi programını uygulatmıyorlar” diye sızlananların ise hakkı doğrudan kötektir. Zira nush ile uslanmadıkları sabittir. Yabancı sermaye uğruna ölünecek leyla olmadığı gibi, Türkiye’deki düzeni çeviren dış kaynak vur-kaç arayışındaki akbabaların fonlarından ibarettir. Blackrock CEO’sunun ziyareti ve üst düzey kabulü bunun en somut örneğidir.

Gelelim bir başka meseleye. Ne mutlu ki çok azaldılar lakin hâlâ küçük ama sadık bir takipçi kitlesi var. Bunların temel kaygısı “AB ne der, ABD ne der?”. Yanıt kısa: “Allah” der. Emperyalizme tam boy paspas olan bir rejim bunları rahatsız etmez. Bu alanda denenmiş olanı, denenmemişe tercih ederler. 

Son ve en vahim yanılgı şimdi “CHP’ye kalkan olma zamanıdır” anlayışıdır. Akepe rejiminin hedefi halkın seçme ve seçilme hakkıdır. Amaç yurttaşlığın ortadan kaldırılması ve bu insanlık dışı düzenin karakuşi bir rejimle taçlandırılmasıdır. Bunun engellenmesi için elbette örgütlü bir muhalefete ihtiyaç bulunmaktadır. 

Ne demiştik yazının başında? 1878’den beri kendi temsilcilerini seçmek için mücadele eden bir halka Türkmenistan modelini kolay kolay benimsetemezsiniz. O halde mücadele zorunludur. Bunun için de örgütlü bir muhalefet gerekir. Çok doğru.
Bu satırları yazarken bir gözüm sosyal medyada. Bir çoğunun içten olduğuna inandığım “Neden birleşmiyorsunuz?”, “Neden hep birlikte CHP’yi savunmuyorsunuz?” feryatları gırla gidiyor. CHP Genel Merkezi’nin önünde kolluk yığınağı ve saldırı hazırlığı yapılıyor.

Bu ülkenin sosyalistleri ve devrimcileri CHP’yi çok savundular. Saraçhane’ye de gittiler, İstanbul’daki il binasının önüne de. “Yürüyün Taksim’e” çağrısına uyup Saraçhane’de gaz ve dayak da yediler. Arkalarına dönüp baktıklarında “inşallah seneye” diyerek tüyen CHP yöneticilerini gördüler. Bir kez değil, iki kez değil, çok kez...

Türkiye’de devrimci, sosyalist ve komünist gelenek bitmez. O gelenek girdiği kavgada yumruk saymaz. Her daim alanlara çıkar, mücadeleden kaçmaz ama esasen kitlesel destek bakımından bir azınlığı temsil eden bir düzeni ve rejimi devirmek için bile bundan fazlası gerekir.

Birleşik siyasi muhalefet kurtuluş reçetesi değildir. Toplumsal muhalefeti örmek gerekir. Hiçbir ortak noktaları bulunmayan siyasal parti ve örgütleri yan yana getirmek, “önce şu işi halledelim, sonra ayrıntılara bakarız” demek kesmez! Türkiye’de toplumsal muhalefetin oluşması için düzenin hızla yoksullaştırdığı, insanlıktan çıkartmayı hedeflediği kitleleri direnmenin daha iyi bir hayata giden tek yol olduğuna ikna etmek gerekir. Sermaye gruplarının halkı alabildiğine soyarak semirdiği bir düzenden, aynı sermaye gruplarının halkı arada bir yanağından öpüp yine soymayı sürdürdüğü bir düzene geçme vaadi kimseyi evden çıkartmaz.

Kestirme gidelim. Düzen markete gitmeyince, kahve içmeyince çökmez, markete mal gelmeyince, stoklar tükenince, kahvecide çalışan emekçiler dükkâna kilidi vurunca  sarsılır. Halkın gücü tüketimden değil, üretimden gelir. O halde düzeni yıkmak için şalterlerin inmesi, kapıların zincirlenmesi şarttır. Ortaklaşma bu zeminde olursa halkı ikna etmek olanaklı hale gelir.

Bunu CHP’nin herhangi bir yönetimi yapabilir, sadece rejimi değil, düzeni de değiştirmeyi vaat edebilir ve başarabilir diye düşünen varsa, kolay gelsin!

Engin Solakoğlu 'ın Son Yazıları