Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Engin Solakoğlu

Engin Solakoğlu

Plan değil, pilav!

Trump’ın Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi “plan değil, pilav” diyor.

Yayın Tarihi: 07.12.2025 , 23:49 Güncelleme Tarihi: 08.12.2025 , 00:01

ABD’nin Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi yayınlandı. 33 sayfalık belgenin tam başlığı  “National Security Strategy of The United States of America – November 2025”. Belgenin orijinaline şuradan ulaşılabiliyor.

Bu yazıda kolaylık olması bakımından UGSB kısaltmasını kullanacağım. UGSB’nin Türkiye’yi ve bölgemizi ilgilendiren yönlerine değinenler oldu. Büyük olasılıkla önümüzdeki günlerde bu boyutlarıyla enine boyuna tartışılacak.

Benim niyetim ise belgenin bütününe bakmak.

Devletlerin ulusal güvenlik stratejilerine dair bu tür belgeler genellikle birkaç yılda bir özellikle de stratejide önemli bir değişiklik planlandığı dönemlerde yayınlanır.

30 yıla yaklaşan diplomatik kariyere rağmen sözü çok dolandırmamak ve en sonda söyleneceği en başta söylemek gibi mesleki bakımdan kötü alışkanlıklarım var. Yine öyle yapacağım.

Trump’ın UGSB “plan değil, pilav” diyor. Meş’um Türk büyüklerinden Morrison Süleyman Bey’in söylediği bu sözü ben hep iki türlü anlamışımdır. Birincisi muhtemelen Süleyman Demirel’in de kastettiği gibi “planlamaya ne gerek var piyasa her işi halleder”, ikincisi ise hesap kitap yapmayı önemsemeyen bir tür ciddiyetsizlik.

Sonuçta kapitalizmin en çirkin ürünlerinden biri olan Trump’ın belgesi her iki anlayışı da kısmen yansıtıyor ama sanki ikincisi daha ağır basıyor.

İçerikten önce üsluba değinerek başlayalım. UGSB’de felsefeden çok slogan var. Bu yönüyle de öncelikle iç kamuoyuna hitap eden bir tür seçim bildirgesini çağrıştırıyor. Sözcüklerle ifade edilmese de belgenin her tarafından “MAGA - Make America Great Again1” ve “America First2” mottoları fışkırıyor.
Şimdi biraz içeriğe bakabiliriz.

UGSB’yi kabaca Monroe Doktrini'nin3 21. yüzyıl ve Trump’ın yandan çarptığı versiyonu olarak nitelemek mümkün. Belge Batı Yarımküre diye adlandırılan Kuzey, Orta ve Güney Amerika’ya geniş yer ayırıyor. Bu bağlamda, göçün durdurulması, “narko-terörizm”le mücadele ve bölgede ABD hegemonyasının yeniden tesisi öne çıkıyor ve  tehditlere askeri karşılık verilmesi gereği vurgulanıyor. Buraya baktığınızda ABD’nin Venezuela, Kolombiya, Küba gibi ülkelere doğrulttuğu silahı açıkça görebiliyorsunuz. Daha ileri giderek belgenin ABD’nin güney komşusu Meksika açısından da kaygı verici bir içerik taşıdığını söylemek mümkün. Trump bu belge aracılığıyla Batı yarımküreye şu mesajı gönderiyor: “Ya benimsin, ya toprağın!”

19. yüzyıldaki Monroe Doktrini Avrupalı sömürgeci devletlerin bölgeden süpürülmesini ve ABD’nin yapacağı yağmaya ortak olmalarının engellenmesini öngörürken, Trump’ın UGSB’si benzer bir uyarıyı isim vermeden Çin’e ve Rusya’ya yapıyor ve 19. yüzyıldaki durumdan farklı olarak bölgedeki sosyalist, sol veya halkçı diyebileceğimiz iktidarları da bu ülkelerle gelişen ilişkileri yüzünden tehdit sayıyor.

Belgeyi öncüllerinden ayıran önemli bir fark da, ABD’nin bölgesel çıkarları ve küresel bakımından rakip olarak görülen Çin veya Rusya’nın değil eski ABD yönetimlerinin ve Avrupa’nın suçlu sandalyesine oturtulması. Trump’ın veya yardımcısı Vance’in Avrupa’ya “bittiniz oğlum siz!” makamından yaptıkları çağrılara belgede “strateji” süsü verilmiş gibi.

Biraz daha kurcalarsak belgenin Atlantik düzeninin sona erdiği anlamına gelecek bir içerik taşıdığı söylenebilir. Bu da II. Dünya Savaşı’nda başlayan bir dönemin kapandığı şeklinde yorumlanıyor. NATO’nun “habire genişleyen bir örgüt” olmaktan çıkacağı söyleniyor. Trump belgesi şimdiden Atlantik’in karşı kıyısında ciddi bir şok dalgası yaratmış gibi. ABD cephesinden zaman zaman gelen hakaretleri iç tüketime yönelik fevri söylemler olduğu düşüncesiyle çok da ciddiye almayan Avrupa devletleri, şimdi bunları enikonu resmi bir ABD belgesinde görmenin şaşkınlığını yaşıyorlar.

USGB Avrupa’ya deyim yerindeyse tahtakurusu istilasına uğramış eski bir karyola muamelesi yapıyor. Avrupa’nın ekonomik gelişme konusunda yerinde saymasından, askeri alandaki zayıflığından ve “medeniyetinin aşınması”ndan söz edilen belgede ulusal kimliklerin göç ve düşük doğum oranları yüzünden tahrip olduğu ileri sürülüyor. Burada doğrudan bir melezleşerek çürüme suçlaması görüyoruz. Bu da Trump/Vance ekibinin dünyaya bakışına hâkim olan “beyaz üstünlükçü (white supremacist)” yaklaşımla uyumlu.

Belgede Avrupa Birliği de özel olarak hedef alınıyor. Birliğin siyasal özgürlükleri ve ulusal egemenlikleri aşındırdığı tespitinden hareketle, Avrupa uluslarının Birliğe karşı mücadelesine destek verileceği söyleniyor. Bunun araziye Avrupa’da zaten yükselen aşırı sağ ve göçmen karşıtı siyasi akımların açıktan destekleneceği şeklinde yansıyacağına kuşku yok.

Trump belgesi Avrupa’nın ABD’nin rekabet gücünün korunması bakımından için hayati bir rol üstlenebileceğini söylüyor ama bunu yaparken bölgeyi kabaca ikiye ayırıyor. Belge Orta, Doğu ve Güney Avrupa’da “sağlıklı” milletler bulunduğuna ve Çin’in ticari etkisinin buralarda göğüslenebileceğine işaret ederken, Almanya ve diğer Batı Avrupa ülkelerini Çin’le ekonomik işbirliklerinin geri dönülmez bir noktada bulunduğu gerekçesiyle geri plana atıyor.

Avrupa’dan Rusya’ya geçelim. USGB’deki Rusya atıfları, Trump yönetiminin Ukrayna-Rusya savaşına müdahalesinin “samimiyeti” konusunda benim aklımdaki soru işaretlerini azalttı. “Trumpizm”in o süreçte Rusya’yı kollar gibi görünen tutumunun bir tuzak olma ihtimalini de zayıflattı. USGB Ukrayna meselesinde çuvaldızı açıkça Avrupa’ya batırıyor ve Avrupalı yöneticilerin, halklarının arzularının hilafına, barışı engellemeye çalıştıkları tespitini yapıyor.

Rusya’ya yönelik herhangi bir eleştirinin bulunmadığı veya düşman nitelemesinin kullanılmadığı belge bu ülkeyle ilişkilerin bir tür süper güçler diyaloğu seviyesinde yürütülmesi ve stratejik istikrarın korunması gereğini öne çıkartıyor.

Bir başka önemli nokta da belgenin Çin Halk Cumhuriyeti’ne bakışı. 2017 yılında yine Trump yönetimi sırasında yayınlanan USGB Çin’i “dünyayı ABD çıkar ve değerlerine karşıt biçimde dönüştürme amacı taşıyan revizyonist bir güç” olarak tanımlamıştı. Yeni belge ise ekonomiyi jeopolitik mücadelenin önüne koyan bir bakışa sahip. Belgede Çin’in stratejik niyetlerinden ziyade bu ülkeyle ekonomik ve ticari ilişkilerin dengelenmesine vurgu yapılıyor. Çin dünya düzeni bakımından bir düşman değil, iki tarafın da çıkarına olabilecek bir ilişki tesis edilmesi gereken ekonomik bir rakip olarak tasvir ediliyor. 2017’deki belgede vurgulanan “özgür dünya/baskıcı yönetim” ikiliği, 2025 tarihli belgede yok. Buna karşılık Çin-ABD ilişkileri bakımından en hassas nokta sayılan Tayvan konusunda silahlanmayı öne alan bir dil kullanılıyor ve Tayvan’a yönelik olası bir Çin saldırısını önlemenin tek yolu “askeri caydırıcılığı güçlendirmektir” deniliyor. Bu da belgenin ciddiyeti ve genel tutarlılığı konusunda soru işareti yaratan bir nokta.

Yukarıda da belirttiğim gibi, Türkiye’de en çok tartışılan ve daha da çok tartışılacak olan Ortadoğu kısmına dair bölümü kısa geçeceğim. USGB ABD’nin artık Ortadoğu’yu öncelikli bir bölge olarak görmediği tespitine yer veriyor. Yalnız buradan çekip gidiyorlar sonucu çıkartmak için hiçbir sebep yok. Özel Temsilci Barrack’ın şu sıralar pek sıklaşan demeçleriyle de örtüşen “Biz gidiyoruz, ne haliniz varsa görün!” sloganı  gerçekçi bir beyandan çok bir dilek olma özelliği taşıyor.

Bu dilekle karışık beyanın dayandığı iki temel var. Birinci temel, bölgenin küresel enerji kaynakları denkleminde başat belirleyici olmaktan çıktığı. Bu ana hatlarıyla doğru. İkinci temel ise bölgede “işlerin zaten yoluna girdiği” varsayımı. Bu net bir şekilde yanlış.

ABD’nin bölgeyi İsrail, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın oluşturacağı bir sacayağının üstüne oturtmak niyetini biliyoruz. Daha önce çok yazdığım için ayrıntısına girmeyeceğim ama plan kurmak başka hayata geçirmek başka.

Rusya ve Çin dahil uluslararası sermayenin neredeyse bütün bileşenlerinin katkısıyla Suriye’de “şavulladıkları” yapı hâlâ “dingildaynıyor”! Aynı toplamın ölen çocuklara bile aldırmadığı Filistin veya direnişten arındırılmaya çalışılan Lübnan’da taşların yerine oturduğunu kimse söyleyemez. Türkiye ve bölgedeki Kürt silahlı/siyasi hareketine biçilen rol bağlamında bir yandan yönetici kademesinde tam bir itaat mevcut ama bir yandan da bölgenin siyasi anlamla en bilinçli iki halkı olan Türk ve Kürt halklarının iradesi Öcalan’ın da, Bahçeli’nin de, Erdoğan’ın da cebinde değil. Trump veya Barrack’ın cebinde hiç değil. O yüzden çok uzatmadan şunu söylemek gerek USGB’deki varsayıma cevaben: “yavaş gel aslanım, hayvan terli!”

Bir de şu soru var. ABD’nin Ortadoğu’da her geçen gün artan bir askeri yığınağı varken belgede “bye bye” denmesi ne kadar ciddiye alınabilir?

Yukarıda özetlemeye çalıştığım çerçevede, USGB hakkında net bir yargı oluşturabilmek için yanıt bulması gereken birçok soru ortada duruyor. Bunların en önemlisi aslında belgenin niteliğiyle ilgili. UGSB önümüzdeki dönemde ABD’nin izleyeceği politikaların çerçevesini çizen gerçek bir strateji belgesi mi, yoksa bir sürü çelişki barındıran içeriğinin verdiği izlenim doğrultusunda, “laf olsun, torba dolsun” kabilinden çiziktirilmiş ve altı ay sonra kısmen veya tamamen kadük olacak politik bir niyet torbası mı?

İzleyip göreceğiz. “İzlemek” eylemi yanlış anlaşılmasın.

Eskisiyle, yenisiyle, ciddi veya gayri ciddi emperyalizmin ülkemiz ve dünya üzerine kurduğu her planı bozmak için mücadeleyi yükselteceğiz.

Engin Solakoğlu 'ın Son Yazıları