Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Engin Solakoğlu

Engin Solakoğlu

Papa ziyaretinden çıkartılabilecek dersler

O düzenin bütünüyle ve Türkiye’deki uzantılarıyla kavga etmeden “Papa ziyareti yapıldı, ilahi söylendi, İznik’te ayin yapıldı” diye tepinmek dünyayı kendi göbek deliğinin etrafından ibaret görmekten farksızdır.

Yayın Tarihi: 30.11.2025 , 22:45 Güncelleme Tarihi: 01.12.2025 , 00:01

Siz bu satırları okurken Papa 14. Leo’nun Türkiye’yi ziyareti sona ermiş olacak. Papa, Türkiye’nin ardından Lübnan’a gidecek.

Papa 14. Leo’nun seçildikten altı ay kadar sonra ilk dış ziyaretleri için Türkiye ve Lübnan’ı seçmesinde bir gariplik yok.

Türkiye Hristiyanlığın doğduğu değil ama yaratıldığı ve yayıldığı yer. İznik Konsili’nin anlamı ve önemi Vikipedia’da dahi yazıyor. Lübnan ise Hıristiyanlığın peygamberi sayılan İsa’nın yaşadığı yere en yakın Hristiyan nüfus barındıran ülke. İsa’nın doğduğu Filistin’e gidemeyince, Lübnan’a gidiyor demek de mümkün. Fakat iş o kadar da basit değil.

Ziyaretin Türkiye bacağı her tarafından çekiştirildi. Oraya geçmeden önce havamız değişsin kabilinden biraz Lübnan’a değinelim. Lübnan ziyareti de tıpkı Türkiye ziyareti gibi önceki Papa Francis’in şimdikine vasiyeti. Geçen gün Orhan Gökdemir’in mutlaka okumanız gereken yazısında da marifetlerine yer verdiği Papa 2. Jean-Paul’ün 1989’da sarfettiği bir söz var: “Lübnan bir ülke değil, bir mesajdır. O mesaj kardeşlik ve bir arada yaşamaya dairdir”. Papalığın hele de II. Jean-Paul’ün maşallah dediğinin kırk gün yaşamaması olağan. Lübnan’ın da başına gelmeyen kalmadı kurulduğundan beri.

Şu anda nüfusunun üçte biri Hristiyan olan Lübnan Papalık için hep önemli olmuş. Papalığın başlıca kaygısı ülkede Hristiyan nüfusun azalması. Bu yüzden Papa 14. Leo Lübnan’da, Hristiyan ahaliye ülkenizi terk etmeyin mesajı verecek, ülkeden gidenlere de geri dönün diyecekmiş. Koyun kalmayınca çobanının işsiz kalması tehlikesi büyüyor. Bu arada “koyun” sözcüğü hakaret olarak algılanmasın. İki sebeple. Birincisi çok çilekeş ve sömürü mağduru bir hayvan. İkincisi ise Hristiyan teolojisi “müminleri”  koyun, koyun sürüsü olarak niteliyor. Yani iyi bir Hristiyan koyunluğu baştan kabul ediyor.

Türkiye’de ilgisizlik ile komploculuk arasında gidip gelen atmosferin aksine Lübnan’da Papa’nın gelişi belirli bir beklenti hatta iyimserlik yaratmış gibi görünüyor. Lübnan’da ve bölgede İsrail’e karşı direnişin bayrağını taşıyan Hizbullah, Papa’dan “ülkenin maruz bırakıldığı saldırganlık ve adaletsizliğe” karşı sesini yükseltmesini talep etti.  Hizbullah ayrıca, taraftarlarını Beyrut Havalimanından Cumhurbaşkanlığı sarayına kadar uzanan yolda Papa konvoyunu selamlamak üzere toplanmaya da davet etti.

Lübnan’ı takip edenler için bunda şaşırtıcı bir yön yok. Türkiye’deki mezhepçi avanaklar ile İsrail’in kumbaralı borazanlarının yaptıkları propagandanın aksine Hizbullah salt Şiilerin desteğini alan bir hareket değil. İrili ufaklı Hristiyan gruplarıyla ittifak halinde. Lübnan halkının kayda değer bölümü Hizbullah’ı yurtsever bir örgüt olarak görüyor. Bu da bir izlenimin ötesinde gerçek. Sömürgeciliğin battal ettiği ve mezhep temelinde bölerek uluslaşmasını engellediği Lübnan’da İsrail saldırganlığına karşı koyan tek güç.

Bu arada, Papa’yı karşılamak üzere Beyrut havalimanında toplanacaklar arasında 300 kadar da Suriyeli Hristiyan olacakmış. Yaklaşık bir ay önce emperyalizmin Şam’a oturttuğu HTŞ kabilesinin hedefindeki Hristiyanlar, böylelikle varlıklarını hatırlatacaklarmış. HTŞ ve destekçilerinin iktidara geldiklerinden beri attıkları slogan malum: “Hristiyanlar Beyrut’a, Aleviler tabuta!”.

14. Leo’nun Beyrut ziyaretinde özellikle İsrail saldırganlığı konusunda ne mesaj vereceği merak konusu. Vatikan özellikle önceki Papa Francis döneminde bir bölümü Hristiyan olan Filistin halkıyla dayanışma içinde olduğuna dair mesajlar veriyordu. ABD’li Papa işbaşına geldikten sonra o mesajlar biraz daha seyrelmiş görünüyor. Şimdi İsrail’in doğrudan tehdidi ve saldırıları altındaki Beyrut’ta bakalım Filistin ve Ortadoğu halklarının uğradığı zulüm konusunda neler söyleyecek?

Şimdi dönelim ziyaretin Türkiye bacağına. Papa bizi Hristiyanlaştırmaya mı geldi, yoksa İstanbul yarımadasının bir bölümünde Fener Rum Patrikhanesi öncülüğünde kurulacak “Ekümenopolis” devletini ilan etmeye mi? Öncelikle Çağlar Tekin’le Yeryüzü TV’de geçen hafta yaptığımız programda ziyarete değindiğimiz bölümün linkini bir göz atmak isteyenler için bırakayım.  Hem orada hem de Tevfik Taş’ın soL Portal’da yayınlanan yazısında Papalık ve sermaye düzeni arasındaki çıkar ortaklığına, ziyaretin jeopolitik arka planına ayrıntılı şekilde değiniliyor. Bu nedenle yazıda yukarıdaki iki soru üzerinde duracağım.

İroniye başvurunca alınanlar oluyor o yüzden de ciddi ciddi yanıt vermeye çalışacağım sorulara.

Misyonerlik ya da daha açık deyimle belirli bir dini yayma faaliyeti bir olgu. Her din, her mezhep, her inanç kendince bu işi yapmaya çalışıyor. Papa, dünyadaki Hristiyanlar için elbette önemli bir dini şahsiyet ama aslında sadece Katolik Hristiyanların dini lideri. Oysa misyonerlik günümüzde daha çok Protestanların yani Papalık düzenine başkaldırmış bir geleneğin faaliyeti. Kabaca ifade edersek Protestanlığın resmi ya da başat din olduğu ABD ve İngiltere gibi devletlerin desteğiyle yürütülüyor. Rahip Brunson’u hepimiz hatırlıyoruz değil mi? Hani “bu can bu bedendeeeee” vs.. İşte o Protestan bir misyoner. Vatikan’la hiçbir organik bağlantısı yok. Geçmişte misyonerliği soykırıma araç kılan Katolik Kilisesi’nin güncel derdi, başka dinden olanları Hristiyanlaştırmaktan ziyade, sürülerini ağılda tutmak, akla ve bilime kaçmalarını engellemek. En azından Avrupa’da bu konuda çok zorlandığını söyleyebiliriz. Özetlersek hayır, bizi Hristiyanlaştırmaya gelmedi Papa hazretleri. İçiniz rahat olsun.

Bu arada bir de hatırlatma yapalım. Protestanlar nereden baksanız 150 yıldır bu topraklarda misyonerlik yapıyorlar ama şu ana kadar Hristiyanlaştırdıkları insan sayısı 10 bini geçmez. Onun da en az yarısı “Greencard” vaadiyle gerçekleşmiştir. Oyuna devam!

İstanbul’da Fener Rum Patrikhanesi öncülüğünde Vatikan benzeri bir Hristiyan devlet kurulması hikayesine bakalım. Bir kere böyle bir hedefin varlığına kuşku yok. Fransa’da çalışırken bir süre görev gereği Doğu Hristiyanları diasporalarıyla epey haşır neşir olmuştum. Bunlar genellikle ülkedeki aşırı sağcılarla düşer kalkarlar. Gittiğim bir yemekte aynı masada oturduğum bir genç kadın bana şöyle tanıtılmıştı: “Bizans Prensesi Elenora Komnena”. Kadıncağız ciddi ciddi Bizans’ın yeniden canlandırılabileceğine ve “Konstantinopolis”in geri alınacağına inanıyordu. Etrafındaki entarili ve takım elbiseli adamlar da öyle. O gruptan Yunan asıllı biri, büyükelçilik görevlisi olduğumu da bilerek “kusura bakmayın ama tarihsel vatanımızı geri alıp sizi Asya’ya göndereceğiz” demişti. Ben de, olanca diplomatik nezaketle Yunan tarihine mal olmuş bir sözü anımsatmıştım: “molon lave (gel de al)”.

Herkesin bir “kızıl elma”sı var. Eminim Yunan televizyon kanallarında veya başka medyalarda bu hedefi ellerinde bir sopa ile harita üzerinde ateşli şekilde savunan emekli askerler veya başka tür bireyler vardır. Daha da ileri gideyim. Dost ve müttefik ülke servisleriyle ortak çalışan kimi "düşünce kuruluşları" bu ihtimal üzerine kalem oynatmış ve oynatmaktadır.

Yalnız bu hülyanın gerçekleşmesiyle Papa 14. Leo’nun Türkiye’yi ziyaret etmesi, Fener Rum Patriği Bartholomeos’la ortak ayin yapmasının bir ilgisi yoktur. Böyle bir “ülkü”ye hizmet edecek olan asıl hata veya ihanet bu ziyareti kabul etmek değil, cebe üç beş trilyon daha atayım diyen bir kadronun Kanal İstanbul inşa etmeye kalkışması, iktidarını korumak uğruna emperyalist savaşların ve emperyalist “barış”ların parçası olması, Türkiye’yi ve halkını emperyalizme karşı savunmasız hale getirmesidir.

Hiç kuşku yok ki, Papalık ve Vatikan sadece Türkiye halkının değil dünya halklarının, insanlığın düşmanı olan bir düzenin ayrılmaz bir parçası, etkin bir dişlisidir. 

O düzenin bütünüyle ve Türkiye’deki uzantılarıyla kavga etmeden “Papa ziyareti yapıldı, ilahi söylendi, İznik’te ayin yapıldı” diye tepinmek dünyayı kendi göbek deliğinin etrafından ibaret görmekten farksızdır.

Mücadelenin hedefini ve kapsamını yanlış belirlemek yenilginin şekil şartıdır.

Yazarın Son Yazıları