Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Engin Solakoğlu

Engin Solakoğlu

Mesele Maduro değil, sen hâlâ anlamadın!

Trump yarın “bize lazım” dediği herhangi bir ülke veya bölgeye müdahale edebilir. Başka tarafa bakmak, konunun kenarından dolaşmak, kalça hizasından bahane üretmek, el-etek öpmek kurtuluşa yetmez.

Yayın Tarihi: 04.01.2026 , 23:25 Güncelleme Tarihi: 05.01.2026 , 00:02

Haftanın ortasına doğru gelindiğinde düşünmeye başlıyorum ne yazacağımı. Bu hafta da Somaliland’ı mı etraflıca anlatsam, oradan Yemen’e mi sıçrasam, İran’daki gösterilere mi değinsem yoksa Suriye’deki  ve Türkiye’deki birbirleriyle bağlantılı gelişmeMEleri mi ele alsam derken, gündemin göbeğine oturdu Venezuela’ya yönelik alçakça saldırı.. 

Olayın üzerinden 24 saat geçmeden herkesin Venezuela uzmanına dönüştüğü  bir ülkede meselenin özüne dair söylenmedik pek az şey kaldı aslında. Ben ne Venezuela uzmanıyım, ne de genel olarak Latin Amerika. Kıtaya dair bildiklerim çalışma hayatımla değil, kişisel merakımla ilgili.  Esasen gözümüzün  önünde olup biteni kavramak için uzmanlık da gerekmiyor. 

Orta ve Güney Amerika tarihinin son 63 yılında sürekli yaşananların yeni bir örneğine tanık olduk. soL Haber portalı bunu tek görselle özetlemiş.

1

Sonuçta, ABD Yönetimi, Birleşmiş Milletler’e üye bir devletin başkentine saldırdı ve Devlet Başkanı’nı görev yaptığı yerden kaldırıp kelepçeleyip yargılamaya soyundu. Şurada net olalım. Bu “power politics”le, süper güç  veya hegemon devlet olmakla filan izah edilecek  bir durum değil. Ortada apaçık bir gangsterlik var. 

Bu sözcüğü kullanırken teyit ihtiyacı hissettim ve baktım. Tahmin  ettiğim gibi ABD kökenli çıktı. Çete halinde suç işleyenler için kullanılıyor.  Karşımızdaki tam da bu. Üstelik işlenen fiilin niteliği, salt bu kavramın çok tartışmalı olduğu uluslararası hukuka göre değil, ABD kanunlarına göre bile suç.  Ben demiyorum, bunu ABD’li hukukçular söylüyorlar. Neyse, o kendi sorunları. Umarım ABD halkı bir gün bu sorunu çözer ve sorumlularını yargı önüne çıkarır. 

Biz gezegende yaşayan diğer halklar açısından bakalım. 

Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ikinci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarına bakarsanız Trump ve etrafında toplanmış gangsterlerin neyi ihlal ettiklerini açıkça görebiliyorsunuz. Burada tartışacak bir şey yok.

BM genel merkezinin New York’ta olduğunu az çok herkes bilir ama sadece bu işin uzmanlarının bildiği bir hususu anımsatmakla yetinelim. Uluslararası anlaşmaların bir yediemini (depositary), yani emanet edildiği bir ülke olur. BM Şartı’nın emanet edildiği ülke de ABD’dir. Ciğer kediye emanet edilmiş, o da bunu afiyetle yemiş anlayacağınız.

Bu noktadan itibaren Maduro şunu yapmış, meşru muymuş, değil miymiş bilmem kim bunu demiş, Venezuela halkı yoksul  bırakılmış gibi vıdı vıdının hiçbir anlamı yoktur.  Bunlar liberal gevezeliktir. Şayet alıklıktan kaynaklanmıyorsa, amacı da işlenen suçu örtmektir.

Venezuela’da Trump çetesi tarafından gerçekleştirilen adam kaçırma eyleminin ilk saatlerinden beri meselenin Türkiye’de ve dünyada tartışılmasını bu eksene çekmeye çalışanlar ve sosyal medyada gördüğüm kadarıyla bu konuda belirli bir başarı sağlayanlar işlenen suçun ortağıdırlar. 

Bu yaşam türleri açısından en büyük talihsizlik ise arkasında durmaya çalıştıkları gangsterlerin suçlarını gizleme kaygısı taşımamaları.

Liberal tayfa, ABD’nin petrole ihtiyaç duymadığı şeklinde zırvalarken, Trump kendi ağzıyla petrole çökeceklerini söylüyor. Aynı tayfa Venezuela’daki demokratik eksikliklerden dem vurup, “seçim zaferi çalınan” Venezuela muhalefetini desteklerken, Trump ve haramileri Venezuela’yı biz yöneteceğiz deyiveriyor. Bu alık sürüleri Venezuela halkının yoksulluktan kurtulacağını “müjdelerken” Trump paranın dibine vuracağız yollu konuşuyor. 

Tartışma ekseninin en az yukarıda anlattığım söylem kadar utanç verici bir boyutu da, askeri uzmanlar. İllâ asker olmaları da gerekmiyor ama “etkin” öldürme ve “verimli” şiddete sevdalı tuhaf bir canlı türü. Adam kaçırma operasyonunda  bilmem ne sistemi, bilmem ne teknolojisi,  bilmem ne marka helikopter kullanılmış, düşman neye uğradığını anlamamış, ne güzel kayıp  da verilmemiş vs. Bu elbette yabancı olduğumuz bir rezillik değil. İsrail’in Hizbullah ve İran’a karşı işlediği savaş suçlarını da böyle övdüklerini unutmuyoruz. Bu hastalıklı kafa yapısı 1969 yapımı bir Western filmini yorumlasa John Wayne ve mavi ceketli süvarilerin  Kızılderilileri seri ateş edebilen tüfeklerle kitlesel olarak katletmesini bize kapitalizmin başarısı  olarak anlatabilir.

Kendisine yurtsever diyen büyük toplam içerisinde de ciddi yanılsamalar yaşayan kesimler var. Bunlara göre; Filistinliler Arap, Araplar bizi I. Dünya Savaşı'nda şey ettiler, o halde başlarına gelen soykırım az bile. Kaddafi deliydi, Saddam çatlaktı, Esad diktatördü. Hepsi de Araptı. Emperyalizm saldırdıysa bize ne?  İranlılar Şii, başlarında da Mollalar var, yapılanlar az bile. Venezuela çok uzak, Maduro zaten otobüs şoförü, yönetimi de berbat, o halde bize ne!

Hatırı sayılacak bir kesim ise  tehlikenin farkında ama kazanandan yana tavır almanın kendisini koruyacağını düşünüyor. “İsrail çok güçlü, ABD kahreder, direneceğimize eteklerine yapışalım, belki artıklardan pay da alırız” gibi bir ruh hali içerisinde.

Ben o kesime kötü haberi vereyim. Zırnık alamazsınız. Tarihe atık olarak geçtiğinizle kalırsınız.  Emperyalizmin en hakir gördüğü canlı türü işbirlikçilerdir. Ne dedi Trump Reis? “Machado bu ülkeyi yönetmeye ehil değil. Biz yöneteceğiz”. Kimdi Machado? ABD’nin Eylül ayından bu yana Venezuela’ya yönelik haydutluk eylemlerini ayakta alkışlayan, kendi ülkesine askeri müdahale çağrısında bulunan, bu nedenle de kendisine Nobel Barış ödülü verilen komprador patron. 

Biraz da jeopolitik manzaraya bakalım. Adam kaldırma eyleminin  Şi Jinping’in özel temsilcisinin Karakas’tan ayrılmasından kısa bir süre sonra gerçekleşmesi ilginç bir tesadüf. Çin elbette saldırıyı kınadı ama attığı tek somut adım vatandaşlarına seyahat uyarısı yayınlamak oldu. Oysa bu saldırının ana hedeflerinden birinin Çin ile bölge ülkeleri arasında gelişen ticari ilişkileri baltalamak olduğunu herkes biliyor. Muhtemelen Çin, Karakas olmazsa başka bir yer olur mantığıyla hareket ediyor. Haklı da çıkabilir. Konfüçyüs’dan iyi mi bileceğiz?

Rusya da tepki gösterdi ama Moskova’nın açıklamasında müzakerelerle çözümden söz edildi. Sanki iki ülke arasında bir sınır sorunu var da, oturup görüşün diyor Putin Abi! Rusya’nın başka dertleri var elbette ve açıklamalarda Trump’ın adını bile anmamaları boşuna değil. 

Türkiye Dışişleri Bakanlığının kokmaz bulaşmaz açıklamasını mazur göstermeye çalışmıyorum ama Pekin ve Moskova bu telden çalarken meşruiyetini Washington’a bağlamış liderin memurlarının kılıç çekmesini beklemiyorduk her halde! Kaldı ki, iktidar cephesinden Bahçeli’nin kekremesi pardon kükremesi bir hayli sert. Yalnız bir süredir köyün “akıllısı” muamelesi görüyor sanki. Rusya ve Çin’le ittifak diyor, KKTC vilayet olsun diyor fakat pek işiten olmuyor! Onun dışında, şamil, uçum, kaçım filan Washington için ne ifade eder bilemem ama Akepe Genel Başkanı konuşana dek diplomatik olarak esas alınacak iki açıklama var.  Birincisi sözünü ettiğim Dışişleri açıklaması ikincisi ise iktidardaki partinin sözcüsü Ömer Çelik’in sözleri. Hakkını verelim. Çelik konunun etrafından güzel dolaşmış. İçinde “ABD” ve “saldırı” sözleri dahi geçmeyen bir demeç vermiş. Ayrıntısına şuradan ulaşabilirsiniz.

Avrupa’nın sözde tepkilerinin sefaleti ise çoktandır bildiğimizi teyit etti. Avrupa çoktan bitmiş. Helvasına daha çok un mu, şeker mi koysak tartışılıyor. Hak edilmemiş bir son olmadığını söyleyemeyiz. Dünkü zavallı tepkilerini gördükten sonra ABD’nin Grönland’a çökeceği tarihin bir hayli yaklaştığını düşünüyorum.

ABD’nin Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde Latin Amerika’ya verilen ağırlık benzer saldırıların süreceğini gösteriyor. Kolombiya ve Küba çoktan hedef gösterildi. Meksika da öyle.

ABD’nin Venezuela hesabı kapanmış gibi görünmüyor. Sonuçta meşru yönetim hâlâ iktidarda. Trump ikinci bir saldırının haberini verdi bile. Buna da mecbur zira Maduro ve eşini kaçırmak koca bir ülkeye çökmek için yeterli değil. Daha ağır bir bombardıman, bir kara harekâtı ve buna eşlik edecek bir darbe girişimi bekleyebiliriz.

Yalnız bu işin tek bir bölgeyle sınırlı kalması düşük olasılık. Grönland örneğinde göreceğimiz gibi ABD’nin müttefiki, Trump’ın “dostu” olmak kendi başına bir güvence teşkil etmiyor. ABD Yönetimi, ulusal devletleri, sınırlarını, egemenliklerini ve halklarının iradelerini tanımadığını bir kez daha ilan etmiş bulunuyor. Trump yarın “bize lazım” dediği herhangi bir ülke veya bölgeye müdahale edebilir. Başka tarafa bakmak, konunun kenarından dolaşmak, kalça hizasından bahane üretmek, el-etek öpmek kurtuluşa yetmez. 

Kurtuluşun yolu net tavır koymak, örgütlenmek ve mücadele etmektir. Bu haydutlukla mücadele edenler elbette yenilebilir. Mücadele etmeyenler kesinlikle yenilir.

Yazarın Son Yazıları