Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Engin Solakoğlu

Engin Solakoğlu

Kutuplarda hayat

Tiencin Zirvesi’nin sonuç bildirisinin ayrıntıları sermaye düzeninin Doğu’daki ikinci kutupta da ağır bastığını açıkça göstermektedir.

Yayın Tarihi: 07.09.2025 , 22:26 Güncelleme Tarihi: 08.09.2025 , 00:02

Şangay İşbirliği Örgütü’nün 25. Devlet Başkanları Zirvesi geçen hafta Çin Halk Cumhuriyeti’nin Tiencin kentinde yapıldı. ŞİÖ’nün 10 üyesi (Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, Hindistan, Pakistan, İran, Belarus), 14 de Diyalog Ortağı var. Moğolistan ve Afganistan ise gözlemci statüsüne sahip ancak Taliban iktidara geldikten sonra bu statü fiilen askıya alınmış durumda.

Diyalog ortakları arasında Türkiye, Azerbaycan, Suudi Arabistan, Mısır, Katar gibi ülkeler de var.  

Tiencin’deki zirve Çin’in II. Dünya Savaşı’nın bitişinin 80. Yıldönümü vesilesiyle düzenlediği kapsamlı bir askerî geçit törenine de denk getirildi. ŞİÖ ile kurumsal bağı bulunmayan Sırbistan ve Slovakya’nın Başbakanları ile Macaristan’ın Dışişleri Bakanı da oradaydılar.  

Çin’in bu organizasyonuna dair uluslararası basın haberlerini taradığınızda karşınıza en çok çıkan terim “gövde gösterisi”ydi. Bu nitelemeye katılmamak elde değil. Çin tam anlamıyla, askeri, siyasi ve diplomatik bir gövde gösterisi gerçekleştirdi.
Zirve hakkındaki yorumların çoğunda Batı’ya alternatif bir kutup yaratma hedefine yaklaşıldığının altı çizildi. Gerçekten öyle mi?

Bunu anlamlandırabilmek için verilen görüntülerin ötesinde içeriğe bakmak gerekiyor. Bunun için her diplomatın ve dış politika takip eden her gazetecinin doğal refleksi Zirve’nin sonuç bildirisine bakmaktır.

Belki benim beceriksizliğimdendir ama Tiencin Zirvesi ortak deklarasyonunun İngilizce tam metnini bir İtalyan Araştırma enstitüsünün sitesinde bulabildim. Merak edenler için linkini ekliyorum.

Bildiride özetle, insanlık için Birleşmiş Milletler’in başat işlevine vurgu yapıldıktan sonra gelişmekte olan ülkelerin kurum nezdinde daha fazla söz sahibi olabilmelerini sağlayacak bir reform gerektiğinin altı çiziliyor, uluslararası sorunların çözümünde çatışmacı yaklaşımlardan uzak durulması uyarısı yapılıyor ve “Avrasya Güvenlik Mimarisi” oluşturulmasında ŞİÖ’nün kilit bir rol oynayacağı belirtiliyor.

Deklarasyonda daha bir dizi buna benzer, uluslararası ve bölgesel kuruluşların ürettikleri metinlerde sık rastlanan “dilek ve temenni” var. Bunların ötesinde terörizmle mücadele konusuna ağırlık verilmiş. Bu bağlamda Hindistan ile Pakistan arasında kısa süreli bir çatışmaya yol açan terör saldırısı ile Pakistan’ın Belucistan eyaletinde meydana gelen iki ayrı terör saldırısı kınanıyor. Hindistan ve Pakistan’ın üye oldukları bir örgütten beklenebilecek dengeli bir yaklaşım.

Kendisini öncelikle bir Asya kurumu olarak konumlandıran ŞİÖ doğal olarak Afganistan meselesine de bir paragraf ayrılmış. Afganistan’ın bağımsız, tarafsız, savaş, terör ve uyuşturucudan arındırılmış bir ülke olmasına verilen önem ifade edilmiş.
Daha yakına gelelim. ŞİÖ bildirisinde İsrail’in İran’a saldırısı “şiddetle” kınanmakla kalmıyor, ABD’nin İsrail’le birlikte saldırdığı gerçeğinin altı çiziliyor. 

Bu noktada bir konunun altını çizmek gerekli. Uluslararası ve bölgesel örgütlerde bu tür ortak bildirilerin hazırlanması ciddi emek ve diplomatik çaba gerektirir. Çalışmalar haftalar, bazen aylar üzerinde başlar. ŞİÖ özelinde konuşursak, 10 ülkenin de üzerinde mutabık kalacağı bir içerik ve yazım oluşturmak hiç de kolay değildir. ABD’nin hedef alınması görece anlaşılabilir ama Hindistan’ın kurulduğundan beri çok yakın işbirliği içinde bulunduğu İsrail’e yönelik bu (haklı) suçlamanın altına imza atması önemsenmesi gereken bir gelişme sayılmalıdır. Burada ŞİÖ’nün hakkını teslim edelim ama Zirve öncesinde Hindistan’a Rusya’dan petrol almayı sürdürdüğü gerekçesiyle fahiş gümrük vergileri getiren Trump’a da avanaklığı için teşekkür edelim.

Deklarasyonda BM Güvenlik Konseyi’nin İran’ın nükleer çalışmalarının denetlenmesine dair 2231 sayılı kararın bağlayıcılığı anımsatıldıktan sonra kararın BMGK’nın yetkisini aşındıracak şekilde yorumlanmasına yönelik girişimlerden söz ediliyor ve tırmanmanın engellenmesi için diyaloğun sürmesi gerektiği belirtiliyor. Burada kastedilen, Fransa, İngiltere ve Almanya’nın geçtiğimiz günlerde harekete geçirdiği “geri tepme” mekanizması. Başka bir deyişle İran’a yönelik yaptırımların yeni bir BMGK kararı alınmadan yeniden başlatılması.

Öte yandan, ortak bildiride ABD’nin emlakçı özel temsilcisi Barrack eliyle hızla yeni bir iç savaşa sürükleyip İsrail’e yem edeceği Lübnan yok, İsrail’in sürekli saldırıp son olarak Başbakanını öldürdüğü Yemen yok, paramparça edilen Suriye yok, dehşet verici bir iç savaşın pençesindeki Sudan yok. Ya vakit kalmamış, ya da ortak yazım üzerinde anlaşmak mümkün olmamış deyip geçelim.

Benim en merak ettiğim bölüme geliyoruz. Ortadoğu ve Filistin meselesi. ŞİÖ bildirisinin üç cümleden oluşan Filistin bölümünü Türkçe’ye şöyle çevirdim:

“Üye devletler, Filistin-İsrail çatışmasının (conflict) devam eden tırmanışından derin kaygı duyar ve Gazze Şeridi’nde sayısız sivilin ölümüne ve insani bir felakete yol açan eylemleri şiddetle kınar.

Üye devletler, kalıcı ve kapsamlı bir ateşkesin bir an önce sağlanması, Gazze’yi insani yardımların ulaştırılması ve barış, istikrar ve bölge sakinlerinin güvenliğinin teminine yönelik çabaların artırılması ihtiyacını vurgular.

Üye devletler, Filistin sorununa kapsamlı ve adil bir çözüm getirilmesinin Ortadoğu’da barış ve istikrarın güvence altına alınmasının tek yolu olduğunu belirtir.” 

Peki. İsrail’in Filistin’deki son aşaması üçüncü yılına girecek olan ama esasında Nakba’dan beri devam eden işgal, imha ve soykırım politikalarına dair söylenebilenler bunlardan ibarettir.

Bu vesileyle bir parantez açalım. Türkiye’de hâlâ bir kesim “amma taktınız Filistin’e”, “Bize ne Araplardan” ile “zaten Hamas da gerici” makamları arasında bir tuhaf türkü tutturmuş gidiyor ne yazık ki! Bunu bilinçli ve ücretli olarak yapanları hiç dikkate almıyorum, değmez. Ancak kendisine solcu, demokrat, yurtsever, cumhuriyetçi, hatta sosyalist dedikleri halde Filistin’de yaşananlara yaklaşımın bir tür insanlığın Litmus testi olduğunu anlamakta zorlananların biraz daha çaba göstermeleri gerekiyor olup bitenlerin vahametini kavramak için. Biraz gayret! Lütfen!

Parantezi kapatıp konumuza geri dönelim. Ortak bildirideki Filistin’e dair ifadelere bakıyoruz. ŞİÖ üyelerinin, uluslararası hukuk normlarına “çok bağlı” oldukları için İsrail’in yaptıklarına UCM kararı alınmadan “soykırım” demekten kaçındıklarını varsayalım. Her gün en az  üçte biri çocuk 70 sivilin, en gelişmiş silahlarla ve aç bırakılarak katledildikleri bu manzara bir “çatışma” mıdır? Örnek olsun, 1943 yılında Varşova gettosuna saldıran Nazi ordusunun yediği haltları “çatışma” diye niteleyebilir misiniz?

İkincisi, İsrail sadece Gazze’de mi sivilleri öldürüyor? Bu on ülkenin kurumları Batı Şeria’da olup bitenden habersiz mi? Hadi Gazze’de silahlı direniş var (Varşova’da da vardı), Batı Şeria’da ne var?

Üçüncüsü, metinde zülfüyâre dokunmama arayışı öyle ağır basmış ki, Gazze’de sivillerin ölümüne yol açan eylemlerin faili dahi belirsiz bırakılmış. Birtakım eylemler var, onlar da sivil ölümlerine yol açıyor. Hepsi bu!

İlk bakışta İran’a saldırı bağlamında ikna edilen Hindistan’ı daha fazla sıkıştırmamak için böyle bir dil kullanılmış yorumu yapılabilir ama yanlış. İşin doğrusu, Rusya ve Çin’in de İsrail’i ürkütmeme kaygısının ağır bastığı. Rusya’nın İsrail’le “özel” ilişkileri, Çin’in İsrail’le derin ticari bağları vs. Tamam anladık. Başka sorum yok...

İnsanlığın en büyük düşmanı sermaye düzenidir. Sermaye düzenini kuran Batı’dır. Bugünkü tahripkâr hegemonyanın merkezi de Batı’dır. Buna karşılık, Tiencin Zirvesi’nin sonuç bildirisinin ayrıntıları sermaye düzeninin Doğu’daki ikinci kutupta da ağır bastığını açıkça göstermektedir. Ezilen halkları ezenlerle bir tutan, sömürüye, sömürgeciliğe, “apartheid”a ve işgalciliğe karşı durmayan bir birliktelik emperyalist hegemonyanın ortadan kaldırılmasına değil, ancak el değiştirmesine hizmet eder.

Dünyada coğrafi anlamda iki kutup var. Kuzey’deki kabaca donmuş (ve hızla eriyen) sulardan ibaret, Güney’dekinde kara da var. Balık ya da su altında yaşayabilen bir memeli olmadığınız sürece yerleşecek olsanız karanın bulunduğu yeri tercih edersiniz. Yalnız Güney Kutbu’nun da iklimi Kuzey’e göre çok sert. O soğukta yerleşmek, hayatta kalmak hiç kolay değil. Buyurun seçin, seçebilirseniz!

Tiencin Zirvesi elbette önemli bir gelişme. Görkemli bir güç gösterisi olduğuna kuşku yok. Dünyayı kasıp kavuran emperyalist saldırganlığa karşı her türlü dengeleme girişiminin de ciddiyetle ele alınması, izlenmesi gerekir. ŞİÖ üyeleri arasındaki çelişkileri, ikili anlaşmazlıkları, bunların gerçek bir ittifak haline gelme yolunda yaratacağı zorlukları filan şimdilik bir yana bırakalım. Genel geçer doğrulardan başlarsak, iki kutupluluk, tek kutupluluktan, çok kutupluluk her ikisinden de iyidir. Birden çok kutbun rekabeti ezilen dünya halklarına alan açabilir. O alanda insanın insanı sömürmediği gerçek bir alternatif inşa edilebilir. Edilmelidir de.

Yazarın Son Yazıları