Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Engin Solakoğlu

Engin Solakoğlu

Alaska, Frigo, Mendebur

Bütün bu görüntülerden çıkan geçici sonuç Rusya’nın jeopolitik sahada Transkafkasya’da yemiş göründüğü gole karşılık Alaska’da beraberliği sağladığı ve ABD ile Çin’le birlikte “Büyükler Ligi”nde oynamaya kararlı olduğunu ortaya koyduğu.

Yayın Tarihi: 17.08.2025 , 23:50 Güncelleme Tarihi: 18.08.2025 , 00:01

Jeopolitik denge bakımından önemli gelişmelerin yaşandığı bir hafta geçirdik. Transkafkasya’nın neredeyse 40 yıllık çatışması yeni bir aşamaya girdi. 

Azerbaycan ve Ermenistan liderleri Trump’ın huzurunda ortak bir deklarasyon imzaladılar. Ortak deklarasyonun tam bir anlaşmayla sonuçlanıp sonuçlanmayacağı henüz belirsiz ama bu seferki girişimin öncekilerden önemli bir farkı var gibi görünüyor. Bu fark Zengezur Koridoru’na dair. Azerbaycan ve bu ülkenin bir parçasını oluşturan Nahçivan özerk bölgesinin arasındaki Ermenistan topraklarından İran sınırı boyunca geçen 48 kilometrelik bir ulaştırma koridorundan söz ediyoruz. 

Zengezur ismini ilk ne zaman duyduğumu anımsamıyorum ama yıllardır bu isim her telaffuz edildiğinde, Ferhan Şensoy’un sözcük oyunlarıyla şekillenmiş beynimde bir “mendebur” çağrışımı yapıyordu.

Aliyev ve Paşinyan’ın ABD’de vardıkları mutabakatla bu koridora TRIPP adını verdiklerini öğrendik. Açılımı “Trump International Peace and Prosperity Path”. Kısaca Trump Koridoru. Bunu öğrendiğimde, “tamam” dedim kendi kendime, “mendebur” çağrışımı boşuna değilmiş.

Bu kısmı uzatmayacağım zira Yeryüzü TV’de Çağlar Tekin’le konuyu ayrıntılı şekilde tartıştık. İsteyenler şuradan izleyebilirler. Bir özet yapmak gerekirse, bu uzlaşma ABD’nin Transkafkasya’ya yerleşmesine ciddi bir alan açtı diyebiliriz. Bu da ilk bakışta Rusya’nın arka bahçesine davetsiz bir misafir girmesi anlamına gelir. Bir başka deyişle Rusya açısından jeopolitik bir gerileme olarak yorumlanabilir. Bu meseleye ilişkin olarak söylemeden geçemeyeceğim bir husus daha var. Zengezur’a ABD’nin çökmesini değerlendiren kimi iflah olmaz “Batıcı”larımız, bu gelişmeyi Transkafkasya’da “demokrasi ve insan hakları rüzgarlarının eseceği” şeklinde yorumladılar. Böyle bir iddiayı dile getirebilmek için ya belleksiz ve/veya sersem olmak ya da herkesi belleksiz ve/veya sersem sanmak önkoşuldur diye düşünüyor, çok ihtimal vermemekle birlikte kendilerine acil şifa diliyorum. Şimdi geçelim haftanın küresel anlamda çok daha fazla önem taşıyan olayına. 

Putin, Trump ile Alaska’daki buluşmaya Transkafkasya’daki “zahiri yenilgi”nin ardından gitti. Zirvenin ana konusu hiç kuşkusuz Ukrayna’ydı ama dünyanın en geniş devleti ile en güçlü devleti bir araya geldiğinde görüşmenin tek bir konusu olması da beklenemezdi. Şu ana kadar diğer konularda neler konuşulduğunu öğrenemediğimiz için yorumlarımızı da Ukrayna cephesiyle sınırlı tutacağız.

Zirve birçok bakımdan sıra dışıydı. Bir kere seçilen yerin Alaska olması ilginçti. Çarlık Rusyası’nın 19. yüzyılda (1867) ABD’ye bugünün hesabıyla yaklaşık 140 milyon dolara sattığı geniş, soğuk ama gerek doğal kaynaklar gerek coğrafi konum bakımından son derece değerli bir toprak parçası. Alaska’nın bir özelliği de yerli nüfusun toplam nüfusa oranının en yüksek olduğu ABD eyaleti olması. Sebebi belli. ABD sömürgeciliği geç gelmiş ve yaşaması güç bir bölge olduğu için Alaska’nın gerçek sakinlerinin tümünü öldürme ihtiyacı duymamış. Kaynak sömürüsüyle yetiniyor.

Bu arada nereden baksanız dört beş kuşak için Alaska sözcüğünün yaptığı bir başka çağrışım var: Frigo. Sinemaya gitmenin ayrılmaz ve bugün pek de sağlıklı olmadığını bildiğimiz lezzetli parçaları... Tatsız konulara geri dönelim.

Zirve kapsamında düzenlenecek öğle yemeği muhtemelen Putin’in “karnı tok” olduğu için iptal edildi. ABD Protokolü’nün hazırladığı kimi belgeler otel yazıcısında unutulduğu için basına sızdı. Belgelerde iddia edildiği gibi devlet sırları filan yoktu ama olay Trump yönetiminin oluşturduğu kadroların nasıl bir nitelik, daha doğrusu niteliksizlik taşıdığına dair somut bir ipucu verdi.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov zirve öncesinde küçük çaplı bir rol çalma harekâtı gerçekleştirdi. Lavrov’un Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin orijinal adının kısaltması “CCCP” desenli bir kıyafetle Alaska’ya gelişi farklı kesimlerde heyecan yarattı. Anti-komünizmi ve anti-sovyetizmi yaşam biçimi olarak benimseyen tayfa hortlak görmüş misali dehşet çığlıkları atarken, Rusya Federasyonu’nun SSCB’nin bir miktar küçülüp isim değiştirmişinden ibaret olduğunu savunan ve komünistleri de buna ikna etmeye çalışan bir kesim de coşkudan titreme nöbetine tutuldu. 

Oysa Lavrov’un yaptığı bana göre Rusya kapitalizminin irredantizmine şık bir kıyafet giydirme çabasından başka bir şey değildi. Nitekim Zirve sırasında Putin’in Trump’a neden Ukrayna diye bir devlet olmaması gerektiğini ve Ukrayna’nın esasında Rusya’nın bir parçası olduğunu uzun uzun anlatan bir sunum yaptığını öğrendiğimizde taşlar yerine oturmuş oldu. 

Yunanistan Komünist Partisi (KKE) de zirveyi değerlendirirken özellikle Ukrayna meselesi üzerinde durdu. İngilizcesinin tamamına şu linkten ulaşabileceğiniz bildiride özetle, Alaska zirvesinin esas itibariyle Amerikan ve Rus kapitalizminin çıkarlarına dair bir pazarlıktan ibaret olduğu, zirveden başta savaşın asıl faturasını ödeyen Rus ve Ukrayna halkları olmak üzere halklar yararına bir sonuç çıkmasının beklenmeyeceğinin altı çizildi.

Bildiride ayrıca, herhangi bir uzlaşı sağlansa dahi bunun geçici ve kırılgan olacağı, savaşın çürüyen kapitalist sistemin ürettiği nedenlerden ve küresel kapitalizme hâkim olma kaygısından kaynaklandığı belirtildi.

Güzel. Demek ki, bu işler Kadıköy Salıpazarı’ndaki alt geçitten de edinebileceğiniz kıyafetleri kuşanmakla olmuyor. 

Zirvenin içeriğine dair haber ve yorumlardan öğrenebildiğimize nazaran yapabileceğimiz ilk yorum Rusya’nın kuyruğu dik tuttuğu. Zaten Batı basını deyim yerindeyse kanlı gözyaşlarını ve düş kırıklığını gizlemedi. İçerikten bağımsız olmakla birlikte öze değgin sayılabilecek bir başka tespit ise, Rusya’nın Batı Bloku tarafından uygulanan yalıtım siyasetini aşarak diplomatik bir başarı elde ettiği. 

Yeniden öze dönersek, Rusya’nın başından beri savunduğu Ukrayna’da “ateşkes değil barış” yaklaşımına Trump’ı ikna ettiği anlaşılıyor. Bunun anlamı silahların ancak nihai bir çözüm için susabileceğidir. Rusya bakımından mantıklı zira Moskova öteden beri herhangi bir ateşkesin Ukrayna’nın şu an bulunduğu kritik askeri durumdan çıkmasına hizmet edeceği görüşündeydi. 

Elbette Trump’ın 48 saat sonra başka bir noktada olmayacağının garantisi de yok. En azından bir süre diplomatik girişimlerin Putin’in çizdiği yola uygun ilerleyeceği tahmine müsait. O yol, Donbass bölgesinin halen Ukrayna kontrolündeki alanlar da dahil tümüyle Rusya’ya bırakılmasını, Ukrayna’nın geri kalanında da Rusça kullanımını ve Rus Ortodoks Kilisesi’nin güvenceye alınmasını öngörüyor. Rusya buna karşılık, Ukrayna veya herhangi bir Avrupa ülkesine karşı askeri bir saldırı gerçekleştirmemeyi yazılı olarak taahhüt etmeyi öneriyor.

Tıpkı Azerbaycan-Ermenistan uzlaşısında olduğu gibi Alaska zirvesinden çıkan bu anlayışın da kalıcı olacağına dair kesin bir kanıt yok. Putin planı, ABD Özel temsilcisi Witkoff aracılığıyla belli başlı Avrupalı liderlere ve asıl muhatabı olan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’e iletilmiş. İlk gelen haberler Zelenskiy’nin şimdilik kendi kontrolünde olan toprakların terkine pek sıcak yaklaşmadığı. Ancak yine hepimiz biliyoruz ki, Zelenskiy’nin kendi başına bağlayıcı bir karar verme yetkisi yok. Ukrayna halkını savaş uçurumuna fırlatıp arkasından ağlama taklidi yapan Batılıların dediklerini yapmak zorunda.

Bu noktada “Kuzey ve Baltık Avrupası” grubunun yaptığı açıklamayı anımsatmakta yarar var. Litvanya, Letonya, Estonya, Danimarka, Finlandiya, İsveç, Norveç ve Polonya’dan oluşan 8 ülkelik grup Zirvenin ardından “Ukrayna’nın yüzde 100 arkasındayız” temalı bir açıklama yayınladı. Açıklamada özetle “Ukrayna düşerse Avrupa düşer” fikri savunuldu. Bu sekiz ülkenin Trump’ın şu an için  benimsediği yaklaşımı kendi başlarına değiştirebilme gücü yok elbette. Ancak hep savunduğumuz gibi sürecin sonraki aşamalarında, özellikle de hareketsizliğin hâkim olduğu bir anda, Trump’ın her dediğine kafa sallarken bir yandan kendi savaş gündeminden kopmayan B. Britanya ve Washington’daki savaş lobisiyle birlikte etkili olabilme ihtimalleri her zaman mevcut.

Bütün bu görüntülerden çıkan geçici sonuç Rusya’nın jeopolitik sahada Transkafkasya’da yemiş göründüğü gole karşılık Alaska’da beraberliği sağladığı ve ABD ile Çin’le birlikte “Büyükler Ligi”nde oynamaya kararlı olduğunu ortaya koyduğu.  

KKE’nin işaret ettiği gibi kapitalist paylaşım kavgası devam ediyor ve tekelci kapitalizm içi mücadelede herhangi bir tarafın üstün gelmesi ne Ukrayna’da ne de dünyanın başka yerlerinde barış getirebilir. 

Dünya emekçilerinin gezegene daha çok yoksulluk, kriz, kan ve ateşten başka bir şey vaat etmeyen bu kayıkçı kavgasından kurtulmak için örgütlü mücadeleye hız vermekten başka çareleri yok.

Yazarın Son Yazıları