Üniversitenin 'üniversite'yi bitirişi (II): Dua ile açılış!

02/12/2011 Cuma
Üniversitenin 'üniversite'yi bitirişi (II): Dua ile açılış!

Son aylarda, çürümüşlüğün ve çalışanların sahiplenememesinin sonucu olarak “üniversite”yi bitiren olaylarda artış görülüyor.

Bir üniversite piyasaya boyun eğip “üniversite”yi bitirirken bir başkası, öğretim yılını dualarla açarak, inanca teslim olup “üniversite”yi bitirdiğini gösteriyor.

Üniversitenin duayla açılması, bilimsellikle bağdaşmadığı gibi, laiklikle de, demokratiklikle de, çağdaşlıkla da, … bağdaşmıyor.

Toplumun aklı, vicdanı, ışığı olan üniversite, aynı zamanda toplumun evrensele açılan kapısı/ penceresi oluyor. Üniversitede çalışanlar ve okuyanlar içinde her inançtan insan bulunabiliyor. Üniversitede, toplumdaki yaygın inanca bağlı olan insanlar çoğunlukta olsa da, başka inanç sahipleri de, göksel (semavi) dinlere inananlar gibi göksel olmayan dinlere inananlar da, hatta hiçbir dine inanmayanlar da bulunuyor.

Üniversitenin dua ile açılması, o duaya (dualara) katılmayanların dışlandığını ve üniversitenin temel işlevinin yadsındığını gösteriyor.

Genelde inanılan güce teslim olunduğunu göstermek, ona sığınmak ve onun merhametinden medet ummak için dua ediliyor. Bir “özel” kişinin, ister öğrenci olsun ister akademisyen, memur ya da işçi, dua etmesi kimseyi şaşırtmıyor olağan karşılanıyor, o dua özelin kendisini bağlıyor. Bir tüzelkişilik olan üniversite adına edilen dua ise, kurumun kurumsallığıyla, tüzelkişiliğiyle ve varlık nedeniyle örtüşmüyor.

Üniversitenin temel işlevi, boyun eğmeyle de, sığınmayla da, bir başka güçten medet ummayla da ilişkili olmuyor. Tam tersine üniversitenin işi, kabullenmeyle değil merak etmekle başlıyor sığınmayla değil özgürleşmeyle devam ediyor medet ummayla değil akademik çabayla gelişiyor. Üniversite merak ettiği konuyla ilgilenen ilgilendiği konuyu irdeleyen, gerektiğinde eleştiren ve o konuda yeni bilgiler üreten akademisyenlerle “üniversite” oluyor. Üniversite, kabullenme ve kadercilik yerine sorgulamanın, eleştirmenin, araştırmanın ve bilgi üretiminin olduğu bir kurum. Üniversite, öbür dünyayla ya da ölüm sonrasıyla ilgili bir kurum değil bu dünyayla ve yaşamla birebir ilgili bir kurum. Üniversite, çalışanlarının ve de öğrencilerinin tümü dindar olsa da, tüzelkişilik olarak, bir cami, havra, kilise ya da tapınak da değil dini, inancı, ahreti olmayan bir kurum.

Kimileri örneğin, “Dünya, evrenin merkezi değil, güneşin bir uydusudur” gerçeğini ortaya koyan bilim insanının Hıristiyan olmasının bu bilgiyi Hıristiyanlaştırdığını ve iki birim hidrojen ile bir birim oksijenden su elde edildiğini bulan bilim insanı Musevi ise bu bilginin Musevileştiğini düşünüyor! Böyle düşünenler, bilginin İslamileştirilmesini ve İslam üniversitesi kurulmasını istiyor Batı ülkelerinde var olan Katolik/Protestan üniversitelerini örnek gösteriyor!

Bu kesim, Katolik/Protestan okullarının, 17. ve 18. yüzyıllarda kendi inançlarını yaymak amacıyla kurulmuş okullar olsalar da, bugün genelde böylesi bir işlevden çoktan uzaklaşmış ve bilginin Katolikleşmesi/ Protestanlaşması/ Hıristiyanlaştırılması gibi amaçlarla uzaktan yakından ilgisi olmayan okullar olduklarını yadsıyor. Bu kesim, üniversitenin, söylencelere ya da anlatılara dayalı olarak öznel bilgiler aktaran bir kurum değil de, bilimsel araştırma yöntemleriyle nesnel bilgiler üreten bir kurum olduğunu da yadsıyor.

Oysa inanç bilgisi o inancı taşıyanlar tarafından kullanılan ve yalnız onlar için geçerli sayılan öznel bilgi olurken bilimsel yolla üretilen bilgiler, nesnel oluyor, dinden-inançtan bağımsız, özünde demokratik ve herkesin ortak malı olan bir değer taşıyor. Meraklısı çıkarsa, görebiliyor ya da bu sonucun doğru olmadığını da araştırabiliyor. Kimi zaman da araştırmayla üretilen bilgi, eski bilgiyi geçersizleştirip onun yerini alıyor. Bilimsel yolla üretilen her bilgi, bilime değer veren tüm insanların ortak malı oluyor. Parasalcı ve sömürüye dayalı düzenlerde bilginin bir güç kaynağı olarak da kullanılması, örneğin kanser ilacını bulanların bu bilgiyi kazanç kapısı yaparken nükleer silah üretenlerin de bu bilgiyi, nükleer silah üretemeyenlere karşı bir silah olarak kullanması, bilginin nesnelliğini ve herkesin ortak malı olması özelliğini yok etmiyor.

Dua ile açılan üniversite, nesnel bilgi yerine öznel bilgiye önem verdiğini gösterirken tarihsel süreçte varılan insancıl değerler bütününden geriye dönüşlerin kapısını açmış oluyor. “Üniversite”ye sahip çıkılmayınca, yakın bir gelecekte öğretim dönemlerinin kurbanlar kesilerek açılması özerklik peşinde değil, inanç peşinde koşulması yönetimin cemaatçiler arasında paylaşılması akademik tartışmaların yerini cemaat tartışmalarının alması akademik atama ve yükselmelerde cemaat bağlantısının aranması akademik yükseltmeler öncesinde adakların adanması örneğin kuraklık karşısında yağmur duasına çıkılması okulun marketlerinde öğrenci başarısını güvence altına alacak 40 Yasin okunmuş pirinç tanelerinin satılması, evrim kuramının üniversite dışına atılması gibi pek çok dönüşüm kolaylaşıyor.

Akla, bilime, özgürlüğe ve “üniversite”ye sahip çıkılmayınca, üniversitenin siyasileşmesinin, piyasalaşmasının ve dincileşmesinin hız kazanacağı belli oluyor.

[email protected]