Üniversitelerde de eğitim başlıyor!

05/10/2007 Cuma
Üniversitelerde de eğitim başlıyor!

Bu yıl, yaklaşık olarak 400 bin öğrenci yükseköğretime başlayacak. Kaç tanesi sevinç içindedir; ne kadarı umutlu bir başlangıç yapacaktır ve yükseköğretime gençlik havasını getirecektir, kestirmek güç. Bir kaç yıl önce, kendilerine “Anarşist gençlik” diyen bir grup, dağıttıkları broşürlerde “Üniversite gençliği 18’inde ölür, 70’nde öldüğünün farkına varır” diyorlardı. Gerçekten de yalnız gençliğin değil üniversitelerin de üstüne ölü toprağı serpilmiş gibi. Anayasada 12 Eylül’ü yaşatan anlayış değiştirilemediği gibi, üniversiteler de 12 Eylülün örttüğü toprağı üzerlerinden silkelemiş değiller. Üniversitenin üniversite olduğunu, gencin de gençliğini unuttuğu bir ortamda, yeni öğrencinin gençlik iksiriyle üniversiteye geleceğini beklemek fazla iyimserlik değil mi? 

1968 üniversite gençliğinin önemli bir bölümü, okuyordu, düşünüyordu, tartışıyordu, eleştiriyordu, özgürlük peşindeydi, eğitim hakkı istiyordu, toplumsal gönencin artması için arayış içindeydi, sömürüye karşı çıkıp ABD’ye defol diyordu. Bugünün gençliği ne yapıyor? KİT’ler-madenler-ormanlar-topraklar birilerine peşkeş çekiliyormuş, emekçiler sömürülüyormuş, insan hakları ihlal ediliyormuş, çevre kirletiliyormuş, eğitimde haksızlıklar oluyormuş, eğitimin paralanması hızlanıyormuş, parası olmayanlar giderek eğitimden uzaklaşıyormuş, insanın beyninin dumura uğratılmasına çalışılıyormuş, yoksulluk ve işsizlik diz boyuymuş, yolsuzluk almış başını gidiyormuş, her birkaç yılda dış borç katlanıyormuş, sermayenin yarısına yabancı yatırımcılar hakimmiş, etnik ve dinsel ayrımcılık körükleniyormuş, laiklik elden gidiyormuş, ABD’nin, IMF’nin, Dünya Bankasının, Avrupa Birliği’nin hakimiyeti artıyormuş, ABD yanı başımızda cinayetler işliyormuş; ... kimin umurunda? Bu sorunlarla ilgilenen üniversite var mı?   

Lisans öğrencisinin dörtte biri (200 binden fazlası) öğretmenlik alanlarında okuyor. Bunların büyük bir bölümünü işsizlik bekliyor. Şanslı bir grup (ücretler yetersiz olsa da) kadrolu öğretmen olabilecek. Biraz şansı olanlar da ya ücretli öğretmen ya da sözleşmeli öğretmen olarak sömürülmeyle yüz yüze gelecek. Öğretmen adaylarının umurunda mı? Eğitim fakülteleri de aynı durumda: Hiçbir şeye ses çıkarmıyorlar. Bakanlık özel eğitime ağırlık veriyor, bilimsel olmayan onlarca kararlar alıyor, çocukları açıköğretime sürmeye kalkıyor, dış dayatmalı programları uyguluyor, yabancıların güdümündeki projelerle eğitimin geleceği yapılanıyor …; bu tür sorunlar, teknik olanı da dahil sayıları 80’ne varan eğitim fakültelerini ve onların bağlı olduğu üniversiteleri de ilgilendirmiyor. Eğitim Sen’in öğretmenlerin geleceğine sahip çıkma adına yarın (6 Ekimde) yapacağı eyleme, öğretmen adayları da eğitim fakülteleri de uzak duruyor.   

Bazı üniversitelerde açılış törenleri yapılıyor. Açılış konuşmalarında, bu sorunlara değinen var mı? Evet, bu sorunlar içinde laiklik sorununa değinenler var, var olmasına da, hiçbiri laiklik konusunda bugüne değin toplumsal görevini yapmış değil. Laikliği anayasa maddesiyle koruyacaklarını sanıyorlar; bu konularda da geçmişten günümüze tepkisizlikleriyle öne çıkıyorlar. Örneğin araştırmalar bilimselliğin daha yoğun olması beklenen fen ve tıp alanlarda okuyanların büyük bir bölümünün cinlere/perilere inandığını gösterdiğinde üniversite ya(!) bile demiyor. İmam hatipler laik eğitime karşı bir seçenek olarak geliştiğinde, üniversiteler sessiz kalıyor. Karşı cinsle yan yana oturmayan, karşı cinsle tokalaşmayan, herhangi bir nedenle sorgulandığında “ben Allaha hesap veririm, Cumhuriyet yasalarına hesap vermem” diyen gençler üniversiteyi dolduruyor, öğretmenlik alanlarına giriyor; üniversiteler türbandan başka bir şey görmüyor. Üniversite, gelen öğrencinin, eleştirel düşünme ve öz değerlendirme yapmasını sağlamak yerine böyle bir süreç içine girmemesi için elinden geleni yapıyor; (gelen öğrencinin bir değişime ve gelişime uğramadan çıktığı) yolgeçen hanı olmaktan öteye gidemiyor.

Toplumsal sorunlarla, evrensel dertlerle ilgilenmeyen üniversiteler, hiç değilse bu tür konularda duyarlı olan bir avuç gence sahip çıksa, bu da bir gelişme sayılacak. Onu da yapmıyorlar, tam tersine, üniversite yönetimlerinin işi gücü yok, bu bir avuç duyarlı gence göz açtırmamaya çalışıyorlar. Geçmişte üniversitelerde verilen disiplin cezalarına bakıldığında, büyük çoğunluğunun, var olan bozukluklara ve her türlü sömürüye karşı çıkan, hak arayan, sistemi sorgulayan öğrencilere verildiği görülüyor. Sorgulayan öğrencinin peşinde olan üniversite, elinden geldiğince sorgulayan akademisyene de üniversiteyi dar etmeye çalışıyor. Türbana hoşgörüsüyle pirim yapan gözde üniversitelerimizden birinde, gençlerin “Sosyalist Fikir Kulübü” kurmasına bile izin verilmiyor. Üniversite, metro araçlarına paralı İngilizce kursu ilanı vermekte bir sakınca görmüyor ve de bu durum pek de yadırgamıyor! 

Kayıt sırasında, yeni gelen öğrenciye kucak açan(!) cemaat yandaşları üniversitelerin bahçelerinde kamp kuruyor. Duyarlı gençlere göz açtırmayan üniversitelerde bu cemaatler cirit atıyor. Bilimsellik, özgürlük, aklın ve kişiliğin koruması ve benzeri konularda üniversitelerde konuşma yapanlara kimi öğrenciler “Bu sözler kulağa hoş geliyor da, gerçekler bam başka hocam; yurt veriyorlar, ev kuruyorlar, besliyorlar; mezun olunca da iş veriyorlar; nutuk almakla bize sahip çıkılmıyor” diyerek yükseköğretimin bir başka boyutunu gözler önüne seriyorlar. Yoksul ve dar gelirli öğrencinin bu derdi de üniversiteyi ilgilendirmiyor. 

Bazı üniversiteler ise, ya işleri tıkırında olduğundan ya da topluma verecekleri bir iletileri olmadığından, açılış töreni yapmıyorlar; rektörlerin verdikleri kokteyllerle yetinip, diploma törenlerine Kenen Evren ya da Gürüz gibi ünlüleri(!) çağırıyorlar.

Yükseköğretime girecek öğrenci kişinin ve toplumun gelişimine sınırlı katkıda bulunabilen bu üniversitelerde okusa ne olacak? Okuyup mezun olsa ne iş yapacak? İnsan sömürüsünü güçlendirmek için batı ülkelerine mi göç edecek? Bu sorular ve benzerleri geçerliliğini korusa da, umudumuz yine de üniversite. Üniversitenin “üniversite” ve akademisyenlerin “akademisyen” olma çabasına girmeleri düşüyle yaşıyoruz. Her açılışın bu düşümüzün gerçekleşmesini bir hızlandıracağını umuyoruz.