TEKEL eylemi öğretiyor

12/02/2010 Cuma
TEKEL eylemi öğretiyor

İnsanların yeni bir şeyler öğrenmesini kolaylaştıran etkenlerin başında “kişinin öğrenmeye hazır olma” durumu geliyor. Hak arama ve haklarını koruma gibi nedenlerle yapılan TEKEL eylemi gibi demokratik eylemler, önce yetişkinleri öğrenmeye hazır hale getiriyor, sonra da giderek çeşitli alanlarda ve kesimlerde yeni yeni öğrenmelere yol açıyor.

İnsanlar, öncelikle eylemlerin bir hak arama ve haklarını koruma yolu olduğunu öğreniyor.

Sendikalar, nasıl sendikacılık yapılacağını öğrendikleri gibi, birbirlerine dayanışmayı, destek ve sahip çıkmayı, toplumla etkili ve yapıcı etkileşim içine girmeyi öğreniyorlar emekten yana olmayı da.

Eylem sürdükçe, eylemin haklılığı konusunda bilgilenen ve emekçileri haklı görmeye başlayan insanların sayısı artıyor. İnsanlar bilgilenip öğrendikçe, eylemcilerin dertlerine ve isteklerine kulak tıkayanlar azalırken vicdanlarının sesine kulak vermeye başlayanlar artıyor.

Eylem sürdükçe ve öğrenmeler çoğaldıkça, ilgisiz görülen kesimler bile değişiyor. TEKEL sektörü dışında çalışanlar da, şu anda iş güvencesinin var olduğunu sananlar da, esnaf ve sanatkar gibi küçük işletme sahipleri de, eylemcilere destek vermeye başlıyor.

İktidar sahipleri ile yandaşlarının, demokratik eylemlerden yayılan öğretilere kapalı kaldığı görülüyor.

Bu arada, olur-olmaz yerlerde senato bildirisi yayımlayan ve olur-olmaz kişilere fahri doktora veren üniversiteler de, iktidar ve yandaşlarından sonra öğrenmeye karşı en dirençli kesim oldukları izlenimini veriyorlar. Üniversitelerden tek-tük yükselen sesler, üniversiteleri aklamaya yetmiyor.

Tüm emekçiler, tekel işçisi hakkını koruyamazsa, yarın ya da öbür gün sıranın kendi haklarının gasp edilmesine geleceğini öğreniyor da, bizim üniversiteler bunun bile ayrımına varamıyor.

Gören, duyan ve düşünen insan, gelişmelere duyarsız kalmamayı öğreniyor. Soruna, dertlere, sıkıntılara, haksızlıklara kulak vermeye, başkalarının derdini kendine dert edinmeye ve onlara destek vermeyi öğreniyor. Eylemcilere destek veren toplu işbırakımlarını anlayışla karşılamayı ve hak elde etmenin, iktidar değişmedikçe, ne yazık ki başka yolu olmadığını öğreniyor.

Yurttaşlar, bu iktidarla toplumun bugününün karardığını da, değişim olmazsa geleceğinin kapkaranlık olacağını da, bu iktidardan kurtulmak gerektiğini de öğreniyor.

Eylemler sürdükçe, liberalliğin ne anlama geldiği de, liberallerin şaşkınlığı da su yüzüne çıkıyor.

Eylemler nedeniyle toplumda doğru ve gerçekçi öğrenimler yaygınlaştıkça, emek düşmanı olanlarla insan haklarına karşı olanlar çıldırıp ne mene bir durumda olduklarını gözler önüne seriyorlar.

Kimi liberaller, haksızlıkları görmezden ve eylemleri duymazdan gelmeyi yeğleyerek aymazlıklarını sürdürüyorlar.

Kimi liberaller de, TEKEL eylemlerinin öğretileri altında ezilip bunalıma giriyorlar, fanatikleşiyorlar, emek düşmanı olduklarını daha belirgin bir biçimde göstermeye başlıyorlar. İşi saçmalamaya, iftira atmaya ve olayı saptırmaya kadar vardırıyorlar.

Başbakan, “Devletin kasasını tekel işçilerine soydurmayız” diyor. Eylem nedeniyle insanlar başbakanın onayıyla, örneğin yalnız TEKEL üzerinden, TEKEL’in rakı ve şarap fabrikaları 292 milyon dolara özelleştirildikten kısa bir süre sonra 950 milyon dolara el değiştirdiğini öğreniyorlar. TEKEL’in beş sigara fabrikasının, bir tek Samsun Ballıca fabrikasının 4 yıllık gelirine eşdeğer bir fiyatla yabancıya peşkeş çekildiğini de, bu fabrikalar satılırken, 125 milyon dolar değerindeki tütünün fabrikayı alanlara hediye edildiğini de öğreniyorlar.

Sözde hürriyet, hukuk ve hoşgörü gibi değerleri savunan “3H” hareketi, başbakan gibi TEKEL eylemine açıkça karşı çıkıyor. KİT’lerin özelleştirilmesi nedeniyle devletin nasıl soyulduğunu görmezden gelen “3H” hareketi, özelleştirme soygununu olumlayarak ve TEKEL eylemine karşı çıkarak, aslında “3H” hareketinin “halka” karşı olmak, (insan) haklarını ve (varsa ilahi) hakkı yadsımak olduğu öğretisini topluma yayıyor.
İnsanlar, “Ben yetimin hakkını yedirmem” demenin “Yetimin hakkını ben yerim ve de istediğime yediririm” anlamına geldiğini de öğreniyorlar emekçi düşmanı iktidarların ne anlama geldiğini de, yaptığı zararları da, vurdumduymazlığını da, insafsızlığını da, vicdansızlığını da.
Doğru ve gerçekçi öğretilerden korkanlar, bu korkularını gidermek için, Avrupa Birliği’nin önerisiyle “kâr odaklı girişimci öğrenci” yetiştirmeye yöneliyorlar. Cemaatçiliği öne çıkardıkları gibi, seçme sınavlarının sayılarını da çoğaltıyorlar, dershaneleri daha çok öne çıkarıyorlar, okullarda ve üniversitelerde cemaatçi kadrolaşmaya da gidiyorlar, türban ve katsayı ile toplumu oyalamayı da yeğliyorlar.

TEKEL eylemleri, bireyin dünyayı doğru olarak algılamasına yol açacak ve özgürce gelişimini sağlayacak eğitim hizmetlerinin verilebilmesi ve ülkenin geleceğine sahip çıkılabilmesi için AKP zihniyetinin iktidardan uzaklaştırılması gereğini de öğretiyor.