Tanımlama güçlüğü

05/03/2013 Salı
Tanımlama güçlüğü

Rıfat Okçabol'un “Tanımlama güçlüğü” başlıklı yazısı 05 Mart 2013 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Bazı söylem, tutum ve davranışları tanımlarken sıklıkla “saçmalama” sözcüğü kullanılıyor. Zaman zaman, kendi kendimizi saçmalamakla suçlasak da, genelde bu söylemi başkaları için kullanıyoruz. Bu tür sözcüklerle yapılan tanımlamalarda, hangi sözcüğü kullanırsak kullanalım, bu tanıma katılanlar olduğu gibi katılmayanlar da bulunuyor. Kimimizin saçma dediğini, başkaları çok yerinde bulabiliyor ve hatta göklere çıkarabiliyor.

Günümüzde, gazetelerde ve televizyonlarda aymazlık, saçmalama ya da bir başka sözcükle tanımlanabilecek söylem ya da davranışlardan geçilmiyor. Örneğin

Bir kişi, üstelik bir şair, “Bir adam ‘Ben Türk değilim’ diyorsa ben ona ‘beter ol’ diyorum. Eğer birisi de ‘Ben Türküm’ diyorsa ona ‘nerenden belli’ diyorum. Namaz kılmayan Türk olamaz” diyor!

Bir başka kişi, bir profesör, hem de anayasa profesörü, “Başkanlık sistemiyle ‘Diktatörlük geliyor’ diyenler düpedüz yalan söylüyor” diyor! Arkasından da, “Başkanın çok zayıf kalmasını istemiyoruz. Çünkü çok zayıf başkan, bu sefer icraat yapamaz. Biz bundan dolayı iki tedbir aldık. Kanun yapma yetkisi başkanda olmadığı ve parlamentoda olduğu için, ola ki istenen yasalar zamanında çıkmazsa, parlamento direniş gösterirse, gevşeklik yaparsa, kanunun düzenlenemediği alanlarda başkan kararname çıkaracak” diyor! 30 kişilik bakanlar kuruluna kısa süre için kanun hükmünde kararname (KHK) çıkarma yetkisi verilmesi bile demokratik bulunmazken, demokraside halkın egemenliğini meclis temsil ederken koca profesör KHK çıkarma yetkisi verilerek egemenliğin tek kişiye bağlanmasından dem vuruyor!

1960’lı yılların ikinci yarısında Alanya Lisesi’nde matematik öğretmenliğim sırasında, ders yılı başında yeni öğrenciler, “Bu bilgiler gerçek hayatta ne işimize yarayacak?” derlerdi! 50 yıl sonra, hemen her şeyin matematikle ilişkilendirildiği ve adına iletişim, bilgi, öğrenme ya da teknoloji çağı dediğimiz bu çağda bakanlık, “Hayatta ne işe yarayacak?” diyerek türev ve entegral gibi matematik dersinin en önemli iki konusunu seçmeli yapıyor!

Biliyorsunuz tıp, göksel (semavi) dinlerin ortaya çıkmasından yüzyıllar ve hatta bin yıllar öncesinden ortaya çıkan bir konu. Milattan 3-4 bin yıl önce yapılan Mısır tapınaklarında doğum dahil pek çok konu resimlerle duvarlara işlenmiş. Ayrıca tıp konusu, bir akademik alan olarak da çağımızın en ileri düzeye ulaşmış bir bilim alanı. Öyle ki, örneğin “ana sütü” konusunda, bırakın bir hekime sormayı, herhangi bir eczane kalfasına bile sorsanız sağlıklı bilgi almak mümkün günümüzde. Ne yapıyor sağlık bakanımız, “ana sütü” konusunda Diyanet’ten fetva istiyor!

Eskişehir’de Nur cemaatine yakınlığıyla bilinen bir vakıf, geçen yıl Milli Eğitim Bakanlığı’nın Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile imzaladığı 2 yıllık protokolle 300’e yakın il ve ilçe merkezinde Osmanlıca ve Kuran kursları düzenlemiş. Vakıf, bu protokol gereğince kentteki hastanelerde de personele Kuran ve Osmanlıca kursu açmak istediklerini belirtiyor. Eskişehir Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri, birlik hastanelerine birer yazı göndererek hastanelerde bu kursların açılmasını istiyor! Kamu hastanelerinde kadro ve donanım yetersizliği ile personelin nitelik sorunu olduğu biliniyor. Hastane elemanlarının hastalarla ve hasta yakınlarıyla ilişkilerinde de sorunlar yaşadığı görülüyor. Halkın, hastaneler için sık sık, “Allah düşürmesin eksik de etmesin” demesi çok şey ifade ediyor. Anlaşılan Osmanlıca ve Kuran kursuyla bu tür sorunlar aşılacak! Hele kurslar mesai saatlerinde olursa değme gitsin! Haydi, belli ki cemaat vakfının işi bu kendini Kuran kurslarına ve Osmanlıcaya vakfetmiş vakfa denecek bir şey yok. Kamu hastaneleri birliğine ne demeli?

Bilim insanları Rusya’da görülen meteor yağmurunun nedenini araştıradursun, bir cemaatimiz nedenini açıklıyor: Kaliningrad Mahkemesi’nin Said Nursi kitaplarına yasak koyması!

Bir kişi, hem de halkın egemenliğini temsil den bir milletvekili, bu egemenliği dini anlayışla sınırlayacak öneride bulunuyor: “Tekkeler ve zaviyeler açılsın” diyor!
Bu tür söylem ve davranışlar, düşünce özgürlüğü sonucu mu? Bunları tanımlayacak en uygun sözcük hangisi? Gel de çık işin içinden!