Özal’a vefa!

21/05/2016 Cumartesi
Özal’a vefa!

Turgut Özalı’ın basın danışmanlığını yapan Can Pulak’ın, 23 yıl önce ölen Özal’ı özlemle andığı bir yazısı, bir arkadaş tarafından e-postama gönderilmiş.

Pulak, yazısında vefa gösterip, Özal’ın bir döneme damgasını vurduğundan, yaptığı müthiş (!) reform ve ekonomik politikalarla Türkiye’ye çağ atlattığından(!), bütün dünyanın sevgi ve saygısını kazanarak ülkemizi parlayan bir yıldız haline getirdiğinden söz ediyor!

Bu şatafatlı sözleri kullanan Pulak, “Anayasa bir kez delinmekle bir şey olmaz” diyen Özal’ın Anayasaya bağlılığından da söz ediyor!

Bilindiği gibi Özal, Başbakanlık Müsteşarı ve DPT Başkanı olarak, yoksulla varsıl arasındaki uçurumu daha da açacak olan ve Türkiye ekonomisini küresel sömürgenlerin kapitalist beklentilerine açan 24 Ocak 1980 ekonomik kararlarının mimarlarından biridir (diğeri de S. Demirel’dir). Özal, 1977 genel seçimlerinde Erbakan’ın partisinin senatör adayıdır. 12 Eylül darbesini yapanlar, siyasal partileri kapatıp Ecevit, Demirel ve Erbakan’ı Zincirbozan’a gönderirken, Özal’ı, darbe hükümetinin ekonomiden sorumlu devlet bakanı yapmışlardır. Darbeciler 1982 Anayasa’sının aleyhinde propaganda yapılmasını yasaklamıştır. Anayasaya evet diyenlerin aynı zamanda Kenan Evren’i cumhurbaşkanı seçeceği bir düzen getirilmiştir. Din dersi bu anayasada zorunlu ders olmuştur. Bu anayasa, anti-demokratik bir anayasadır. Darbe hükümeti, yüzbinlerce insanı tutuklamış, binlerce insanı işkenceden geçirmiş, onlarca gencin haksız yere (hatta birinin yaşını büyülterek) idamını sağlamıştır. Darbe hükümetinin bir bakanı olarak Özal, 12 Eylül’ün bütün anti-demokratik yaptırımlarından sorumluluğu olan bir kişidir. Özal parti kurup 1983 genel seçimlerine girebilirken, ne darbe öncesi milletvekili olanlara ne de Özal’a rakip olacaklara parti kurma ve bir partiye üye olma izni verilmemiştir. Özal bu duruma itiraz etmediği gibi, daha sonraki yıllarda 12 Eylülün eski siyasetçilere getirdiği siyaset yasağının kaldırılması gündeme geldiğinde de, yasağın kalkmaması için elinden geleni yapmıştır. 12 Eylülün 1402 sayılı sıkıyönetim yasası Özal’ın başbakanlığı sırasında da işletilerek binlerce kişi, emeklilik hakkı gibi bütün kazanımları yok sayılarak ve herhangi bir yargılama olmadan işten atılmıştır. Özal ve partisi, 1402’liklere af getiren yasaya karşı çıkmıştır. Danıştay kararıyla geri dönen 1402’liklere o engel olmaya çalışmıştır. Bu gerçeklere karşın Pulak, Özal’ı, “Demokrasiye, düşünce ve fikir özgürlüğüne, basın hürriyetine sıkı sıkıya bağlı ve saygılı bir Başbakan, bir Cumhurbaşkanı” olarak sunmaktadır!

Özal, Vehbi Dinçerler’i eğitim bakanı yaparak, bakanlıkta evrim kuramı ile laik ve bilimsel eğitim karşıtlığının yaygınlaşmasına yol açmıştır. Özal, başbakan olarak üyesi olduğu Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurulu’nda, 20 Haziran 1986 günü, Türk-İslam sentezi anlayışında bir rapora onay vermiştir. Bu raporun dayandığı DPT’nin 1983 tarihli Milli Kültür Raporu’na göre, “Türk-İslam sentezi, din-devleti; millet, din cemaati; milli kültür, İslam kültürü; milliyet, İslamiyet; milliyetçilik, İslamcılık; Türk milleti, yüzde 99’u Müslüman olan Türkler; laiklik, din düşmanlığı; bilim de Kur’an’daki bilgiler”dir (bkz.B. Güvenç ve diğerleri, Türk İslam sentezi, Sarmal Yayınevi,1991). Raporda ve kurulda benimsenen bu anlayış, eğitim ve kültür yaşamının temelini oluşturarak günümüzün (AKP’nin) piyasacı ve gerici anlayışını beslemiştir.

Özal zamanında, en çok imam hatiplere kaynak aktarılmış, imam hatipler laik eğitime alternatif hale getirilmiş, Anadolu imam hatipler açılmış, okullara gerici yayınlar önerilirken cemaatçi özel okul ve yurtlarının açılmasına ve devlet okullarının cemaatlerin eline geçmesine başlanmıştır. Özal’ın eğitim bakanlarından H. Celal Güzel, sekiz yıllık kesintisiz eğitim kabul edildiğinde, binaların çatılarında yeşil bayraklarla olayı protesto etmiştir. Özal’ın eğitim bakanlarından A. Akyol, Kuran kurslarına ilköğretim diploması verilmesini bile önermiştir (bkz. Türkiye Eğitim Sistemi, 2005 ile Yükseköğretim Sistemimiz, 2007, Ütopya Yayınevi).

Özal, hukukçu olmayan ve aşırı muhafazakar Haşim Kılıç’ı Anayasa Mahkemesi üyeliğine atamıştır (Anayasa Mahkemesi’nin “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olarak 2008’de mahkum ettiği AKP, bu üye sayesinde kapatılmaktan kurtulmuştur). Özal, yazlık komşusu hakim Arif Yüksel’i Adalet Bakanı Müsteşarı yaparak, siyasetin yargıyı etkilemesinin yolunu açmıştır. Özal, 1970’lerde “eğitimin giderek metalaştığı” uyarısını yapan DPT uzmanları yerine Amerika’da eğitim görmüş kendi prenslerini getirip ekonomik yaşamın hızla paralanmasına neden olmuştur. Özal sayesinde, gecelik faizlerle ve Banker Kastelli sayesinde kimileri servetlerine servet katmıştır. Onun zamanında devlet okullarında katkı payı alınmasına, emekçilere düşük ücretler verilmesine başlanmıştır. Onun zamanında kimilerine ayrıcalık getiren kıyak/süper emeklilik uygulaması başlatılmış ve süper liseler açılmıştır. Onun zamanında terör palazlanıp yaygınlaşmaya başlamıştır. Onun “Bir koyup üç alalım” söylemiyle Irak’a girip Musul’un alınması düşüncesi, Genelkurmay Başkanı M. Torumtay’ın istifasıyla engellenebilmiştir. Onun zamanında 174, 179, 208, 356 ve 385 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle eğitim bakanlığıyla çok oynanmıştır. Onun zamanında uygulanan Okullara Bir Milyon Bilgisayar Projesi, kısa sürede bilgisayarların mahzenlerde çürümesiyle sonuçlanmıştır. Dış borç ve IMF’ye bağımlılık onun zamanında artmaya başlamıştır. Onun zamanında rüşvet artmaya başlamış, rüşvet nedeniyle Veysel Atasoy göstermelik olarak bakanlıktan alınmışsa da, rüşvetin önü kesilememiştir. Bu gerçekler karşın Pulak, Özal için, “Atatürk ilke ve inkılaplarına saygılı, laikliği önemle gözeten ve Cumhuriyet kurumlarını güçlendiren bir politika izlemeye çalışmıştır” diyebilmektedir!

Özal’ı tanıyıp sevenlerinin çok olması ya da Pulak’ın deyişiyle, Özal’ın aleyhindeki karikatürleri çizenleri kutlaması, orijinallerini kendilerinden istemesi ve bunları çalışma ofisinin duvarlarına asması, ne yukarıda özetlenen gerçekleri örtmektedir, ne de Özal’ın şortla askeri tören kıtasını selamlamasını unutturmaktadır.

Vefa göstermek güzel de, gerçeklere ne demeli?

[email protected]