Öğrenme toplumu!

28/08/2015 Cuma
Öğrenme toplumu!

Gelişmiş ülkelerde, 1960 sonlarında gündeme gelen, 1990’larda zirve yapan “learning society” söyleminin yeniden önem kazandığı anlaşılıyor. Türkçeye öğrenen toplum ya da öğrenme toplumu olarak çevrilse de, learning society kavramının, öğrenen kişilerden oluşan öğrenen toplum anlamındansa, ağırlıklı olarak toplumun öğrenmeye kaynaklık etmesi bağlamında, öğrenme toplumu anlamında olduğu görülüyor. Öğrenme toplumu anlayışı,1970’lerden bu yana, yaşamboyu öğrenme kavramını da beslediği gibi, öğrenme örgütü (learning organization), öğrenme kenti (learning city) ve bilgi toplumu (knowledge society) gibi kavramların üretilmesine de yol açmış bulunuyor.

İnsan yaşamında gerçekleşen öğrenmelerin büyük çoğunluğu yaşam içinde öğrenilenler olsa da, özellikle gelişmemiş ve ya da sömürülen ülkelerde insanların öğrenmeye daha kapalı olduğu görülüyor. Öğrenme toplumu kavramının ortay çıkışı da, bir boyutuyla öğretme kaynağı olarak en zengin yer olan toplumun, bu kaynağın etkin bir biçimde kullanılmasıyla ilişkili oluyor.   

Öğrenme toplumu anlayışı, öncelikle insanın, diğer canlılardan ayıran merak etme, öğrenme, düşünme, konuşma, değişme ve gelişme özelliklerine dayanıyor. Bilgi üretiminin, teknolojik yenilenmelerin ve iletişim alanında yaşanan hızlı gelişim ve dönüşümlerin varlığı bu kavram ve yaklaşımın önemini artırıyor. İnsanın, toplumsal yaşamda gözlenen değişim-dönüşümlerle baş edebilmesi gereksinimi de, bu kavramın önemini pekiştiriyor. Değişime/dönüşüme ayak uydurmanın yolunun öğrenmelerden geçiyor olması, dünyada hızla artış gösteren toplumsal ve ekonomik değişimlerle dönüşümlerin getirdiği sorunlarla baş edebilme yolu olarak öğrenme toplumu olmayı da gerekli kılıyor.

Öğrenen insan, öğrendiklerini ve aklını kullanan insan sağduyusunu geliştirebildiği gibi, doğruyu-yanlışı, güzeli-çirkini, gerçeği-yalanı da sağlıklı olarak ayırt edebiliyor. Öğrenen insan, değişime/dönüşüme sağlıklı bir şekilde ayak uydurabiliyor. Öğrenen insan, toplumsal ve ekonomik dönüşümlerin yarattığı küreselleşme, yoksulluk, açlık, işsizlik, iklim değişikliği, hava ve su kirliği, demokrasi, çevre koruma kentleşme, göç, barış ve güvenlik gibi sorunlarla daha kolay baş edebiliyor.   

Tüm gelişmiş ülkeler, bireyin yaşam koşullarının üstesinden gelebilmesi için yaşamboyu öğrenen kişi olması gerektiğini de, bir toplumun yaşamını sürdürebilmesi için, öğrenme toplumuna dönüşmesi gerektiğini de biliyor; bu yönde çalışmalarını hızlandırarak devam ettiriyor. Öğrenen toplumda tüm kurum ve kuruluşlar eğitime/öğrenmeye kaynaklık etmesi ve bu arada bireylerin de bu öğretim olanaklarından yaralanıp öğrenmenin tadına varması hedefleniyor.

Öğrenme toplum yaratmanın ön koşulu da, eğitim-öğretim süreçlerinden kişilerin öğrenmeyi öğrenmesinden geçiyor. Öğrenen genç ve öğrenmeyi sürdürebilen yetişkin, doğayı, yaşadığı toplumu ve dünyayı daha gerçekçi bir biçimde algıladığı gibi, insana saygının, barışın, barışı korumanın gereğini de daha iyi anlıyor. Öğrenme merakını ve alışkanlığını edinmiş insanlardan oluşan örgütler de/toplum da kolayca öğrenme örgütü/toplumu niteliğini kazanabilirken, bu tür alışkanlıkların kazanılmadığı toplumlarda, toplumun tüm kurum ve kuruluşlarının öğrenmeye kaynaklık etmesi de zorlaşıyor.   

Bu anlayış ve beklentilere karşın, küresel sömürgenlerin taşeronları durumunda olanlar, piyasacı ve gerici eğitimi yeğleyip örgün eğitimde kişilere öğrenmeyi öğretmeye yanaşmadığı gibi, öğrenme toplumu yerine inanç toplumunu, yaşamboyu öğrenen insan yerine de, yaşamboyu öğrenmeye direnen insanı yeğliyor. İnanç toplumunu yeğleyenler, insanı öğrenme tembeli yapıyor. Öğrenme alışkanlığı olmayan toplumlarda da yalan pirim yapıyor. Öğrenmeye kapılı olanların gerçeği görmesi kolay olmamasına karşın, kendisini sömürenlere inanması kolay oluyor.

Öğrenmeye alışkın olmayan toplumların kurumlarının da evrensel bilgi, insan hakları ve çağdaş değerler üzerinden değil de inanç üzerinden hareket etmesi kolaylaşıyor. Bu kurumlar, ister yargı organı olsun, ister eğitim kurumu olsun, isterse Alevi askerinin cenaze töreni için Cem evine gitmeyen Genelkurmay örneğinde olduğu gibi silahlı kuvvetler olsun, piyasacı ve gerici iktidarların oyuncağı olabiliyor.  

Bireyin yaşamboyu öğrenen bireye, toplumun da öğrenme toplumuna dönüşebilmesinin yolu ise, piyasacı ve gerici iktidarlardan kurtulmaktan geçiyor.   

[email protected]

 

ÖNCEKİ YAZILARI