ODTÜ

25/12/2012 Salı
ODTÜ

Rıfat Okçabol'un “ODTÜ” başlıklı yazısı 25 Aralık 2012 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Geçen günlerde ODTÜ’de yaratılan olaylar, AKP’nin, bilinçli ve özgür gençlerden ne derecede korktuğunu gösteriyor.

Bu olay, AKP’nin piyasacı ve gerici eğitim dönüşümlerinin, gençlerin özgürleşip kendilerini gerçekleştirmelerinin önünü tıkama davası olarak da okunması gerektiğini gösteriyor. Yeni ilköğretim programıyla girişimci ve 652 sayılı KHK ile de rekabetçi öğrenci yetiştirmek istemelerinin arkasında da bu yatıyor dindar, dininin ve kininin davacısı olacak gençler yetiştirmek istemelerinin ardında da. Girişimci ve rekabetçi olacaklarla, dininin ve kininin davacısı olacakların sağlıklı bir şekilde bilişsel, devinimsel ve duyuşsal (kısaca bütüncül) gelişim göstermeleri kolay olmuyor. Sağlıklı bütüncül gelişim gösterenler, genelde, kendi bağımsızlığına ve ülke bağımsızlığına önem veriyor toplumuyla, insan haklarıyla, yurdunda ve dünyada neler olup bittiğiyle daha çok ve derinlemesine ilgileniyor. İnsan, bütüncül gelişim gösterdiği ölçüde bilinçlenip özgürleşiyor, duyarlılığı artıp insancıl değerlere sahip çıkıyor.

AKP de, tam da bundan korkuyor. Girişimci/rekabetçi, dininin ve kininin davacısı olacak insanlar yetiştirmek istemesi, bu korkudan kaynaklanıyor. Bu nedenle, çocukların bütüncül gelişimleri yerine, tek bir yönde koşullandırılmalarını sağlayacak yollara başvuruyor. 652 sayılı KHK de, 4+4+4 yasası da, ilköğretim ve kılık-kıyafet yönetmeliği değişiklikleri de, üniversiteye giriş sınavlarında din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden soru sorulmasına kalkışılması da, bu amacı taşıyor. AKP çocukları sevmediğinden, onların beş yaşında hafızlık kursuna gönderilmelerine destek veriyor, onları zorla oyun ortamından çekip okula alıyor ve 9-10 yaşında imam hatibe/meslek okuluna gitmelerini kolaylaştırıyor. Kız çocuklarını da olabildiğince küçük yaşta türbana sokmaya ve lise çağında evlendirmeye çalışıyor. Kızların açıköğretime gönderilerek ve bir an önce evlendirilip üç-beş çocuk yaparak, toplumsal yaşamın dışında kalmalarını istiyor. Bu arada AKP yetkililerinin kendi çocuklarını/torunlarını sevdikleri, genellikle onları hafızlık kursuna/imam hatibe/meslek ortaokuluna/açıköğretime göndermediklerinden anlaşılıyor. AKP’nin yazılı ve görsel basında kadrolaşması da, insanların doğru haberler alıp bilinçlenmelerini engelleme amacını taşıyor.

Yeterince bütüncül gelişim göstermemiş kişilerle ülke kaynaklarını pazarlamak, dünkü dosta bugün saldırmak ve örneğin baskı rejimini ileri demokrasi ve tüm komşularla savaş durumuna gelinmesini “komşularla 0 sorun” olarak sunmak çok daha kolay oluyor.
Sistemin tüm engellerine karşın okumayı ve öğrenmeyi sürdüren gençlik, tek yönlü olarak koşullandırılmış gençlerden çok farklı oluyor. Okuyup öğrenen genç, özgürleşiyor, kendi menfaatlerini göz ardı ediyor, yurttaşının ve de dünya insanının derdini kendi derdi olarak görüyor, her türlü sömürüye karşı çıkıyor. En önemlisi de, kendi bağımsızlığı kadar ülkenin bağımsızlığına da sahip çıkarken hakkını da arıyor. Özgürleşen genç, “Arap baharı”ymış, “patriot”muş, “ileri demokrasi”ymiş yutmuyor 652 sayılı KHK ve 4+4+4 yasasından sonra yeni yükseköğretim yasa taslağının da ne anlama geldiğini biliyor.

İçlerinden “Ah bu özgürleşmiş gençler olmasa” diyenler, öğrenmeyi koşullamak ve sınırlamak için yasal değişikliklerle yetinmiyorlar. Gençleri korkutup sindirerek okuyup öğrenip özgürleşmelerini, düşünmelerini, eleştirmelerini ve hak aramalarını önlemenin yollarını zorluyorlar. ODTÜ ne bu tutumun başlangıcı ne de sonuncusu oluyor. Hatta gençler, gençliklerine sahip çıktıkça, AKP zorbalaşıyor.

AKP, çocukların özgürleşip kendilerini gerçekleştirmelerine yardımcı olan öğretmen ve eğitimcilerden hoşlanmadığı için, akıl almaz söylemlerle ODTÜ’ye ve öğretim elemanlarına da çatıyor.

ODTÜ olayı, gençlerin özgürleşip kendilerini gerçekleştirmeleri ölçüsünde AKP’nin geri adım atacağını gösteriyor üniversitelerin bu olaydan ders çıkarıp ODTÜ’ye sahip çıkmaları gerektiğini de.