Kininin davacısı olmak ve sorgulamak

12/05/2017 Cuma
Kininin davacısı olmak ve sorgulamak

Gençlerin “dindar” olmalarını istemekle yetinmiyoruz; ayrıca onların “Dininin ve kininin davacısı olmasını” istiyoruz. Sonra da, “Sorgusuz sualsiz itaat eden bir gençlik istemiyoruz” diyoruz. Tabii ki, olmuyor!

Gençlerin dininin ve kininin davacısı olması için, 4+4+4 yasasını çıkarıyoruz. Çocukların süt kuzusuyken imam hatibe gitmesini sağlıyoruz. İmam hatip ortaokuluna gitmeyen çocukları, ya TEOG’da başarısız diye ya da okullarını imam hatibe çevirerek, imam hatibe gitmek zorunda bırakıyoruz. Güzel sanat, beden eğitimi ve felsefe derslerini azaltırken, onları din dersleri bombardımanına tutuyoruz. Yetinmiyoruz, camiye götürme, umreye gönderme, kutlu doğum, değerler eğitimi ve kompozisyon yarışması gibi etkinlikler yanında gerçeklere yabancılaştırarak öğrenciyi, dinin ve kininin davacısı olacak şekilde yetiştiriyoruz. Hatta ortaöğretim yönetmeliğinden gençlerin “soran, araştıran ve eleştiren kişiler olarak yetiştirilmesiyle” ilgili maddeyi çıkarıyoruz. Sonra da,  “Sorgusuz sualsiz itaat eden bir gençlik istemiyoruz” diyoruz. Olmuyor tabii!

Olmuyor ve olamaz da. Çünkü son yıllarda, yukarıda özetlenen uygulamalarla, çocuğun bilişsel ve duyuşsal gelişimini inanç öğretisiyle sınırlıyoruz. Çocuk kendisine öğretilen inançla ilgili konuları, sorgulamadan, eleştirmeden ve tartışmadan öğreniyor. Öğretilen dışında bazı gerçeklerin olduğunun ayrımına varması bile engelleniyor. Bilişsel gelişimi öğretilen inançla ve duyuşsal gelişimi de, korkuyla, şükranlık duygusuyla, cihat anlayışıyla, dualarla, sabırla, kaderle, itaatle ve kindarlıkla şekilleniyor. Bu arada öğretim süreçlerine girişimciliği ve rekabetçiliği de katarak, kişisel yarar için itaatin ne anlama geldiğini de öğretiyoruz. Bunları okulda öğretemiyorsak, cemaat türlü yapılanmalarla yazılı ve görsel yandaş medya bu konuda elinden geleni yapıyor.

Kişi, televizyondan, gazetelerden, aile içi ya da arkadaşlar arasındaki konuşmalardan itaat etmenin faziletlerini, karşı çıkmanın, eleştirmenin ve hak aramanın da nelere mal olduğunu öğreniyor. Kişi, televizyonda, parti başkanından farklı düşündüğünü açıklayan bir yetkili siyasetçinin, söylediklerini lideri beğenmediğinde ertesi gün sözünü geri aldığını görüyor. Eleştiren, düşündüğünü açıklayan ve hakkını arayan kişilere açıkça hakaretler yağdırıldığını, işlerinden atıldığını ya da hapse atıldığını gören kişi, daha da itaatkar oluyor. Kişinin yaşam anlayışı da, vicdani gelişmesi de, dünyayı ve geçekleri algılaması da bunlarla sınırlı kalıyor. Bilişsel ve duyuşsal gelişimimizin sınırlı olduğunu, hem PİSA sınavları hem de OECD’nin yaptığı yetişkinlerin yeterlik düzeyi araştırmaları gösteriyor.

Cemaatlerin son yıllardaki gelişimi de, bu nedene dayanıyor. Dininin ve kininin davacısı olarak yetiştirilen kişi, kim önce kapmışsa onun (Fetönün, cüppelinin, ahmetin, mehmetin, …) elinde kalıyor. Bu nedenle bir cemaatten canı yananların çoğu anında, güçlü olduğunu düşündükleri bir başka cemaate ya da cemaat benzeri yapılanmalara kapağı atıyor.

Ektiğini biçenlerin, “Sorgusuz sualsiz itaat eden bir gençlik istemiyoruz” demesi, gerçeklerin üstünü örtme çabası dışında bir anlam ifade etmiyor.

Çünkü “Sorgusuz sualsiz itaat eden bir gençlik istemiyoruz” demek için, AKP’nin 2011’den bu güne yana eğitim ve kültür yaşamında yaptıklarının tümünden vazgeçmesi gerekiyor. Çocukları küçük yaştan, kendi inançları doğrultusunda yoğurmaya yönelik süreçler yerine, onları özgürleştirecek bilimsel süreçlerle güzel sanatlara yer vermesi gerekiyor.

Çünkü gerçeklere ve insanlığına yabancılaştırılıp dinin ve kininin davacısı olacak kişinin, kan davası anlayışıyla yetişmiş bir kişiden pek farkı olmuyor; davasına bağımlı kalmaktan kendini kurtaramıyor; davası dışında bir şey düşünemiyor, o konu dışında sorgulayamıyor. Dava inanç, kin ya da kan üzerinden olunca, bağımlılık kaçınılmaz oluyor. Bağımlı insanın düşünme, sorgulam, sağlıklı irdeleme ve karar verme şansı pek kalmıyor.

Gerçeklere ve insanlığına yabancılaştırılmış konularda davası olanlar değil de, emek davası, hak davası, eşitlik davası güdenler, kendileri için değil de, doğa, insan ve toplum için davası olanlar, sorgulayabiliyor, eleştirebiliyor ve özgürleşebiliyor.

[email protected]