İnsaf mı, Bilinç mi?

15/01/2010 Cuma
İnsaf mı, Bilinç mi?

Aynı şeyleri yazmak ya da benzer konulara değinmek, hele AKP’nin politikaları ile uygulamaları söz konusu olduğunda, utanıp sıkılsak da bazen kaçınılmaz oluyor. Olumsuz gelişmelere duyarlı olması gerekenlerin aymazlığı ile kimilerinin bile bile AKP’nin yaptıklarını görmezden gelmesi ve gerçekleri saptırması, bazı yinelemeleri gerekli kılıyor.

Geçen Salı (12 Ocak) akşam haberlerinde, Star TV’de İstanbul’un çevresindeki ormanların madenciler tarafından nasıl tarumar edildiğine dair görüntülere yer verildi. Bu görüntüler, Kaz Dağları’nda, Efemçukuru’nda ve Turgutlu Çalağında ya da herhangi bir yerde AKP’nin verdiği izinlerle maden aranması gerçekleştiğinde oluşacak tahribatların onda birini bile yansıtmıyor.

Turistik yörelerin de maden alanlarından pek farklı yanları bulunmuyor. Kumsal üzerine ve ormanlık alanlara yapılanlarla yapılacak olan bilmem kaç yıldızlı oteller, doğal güzellikleri yok ettikleri gibi ülke insanının güneşini de, denizini de, oksijenini de yok ediyor.

Her yurttaşın hakkı olan KİT’ler, sahip çıkılıp toplumsal yarar doğrultusunda kullanılacak yerde, elden çıkarılıyor. Özelleştirilen KİT’leri yok pahasına alanlar, kısa bir süre sonra bunları üç-dört misli kazançla başkalarına devrediyor. KİT’lerin satışından elde edilen üç kuruş, toplumsal amaçlar için harcanmadığı gibi, buralarda çalışan emekçiler de kısa bir sürede işsiz kalıyor ve yoksullaşıyor.

Tekel işçileri ile İstanbul itfaiyecilerinin başına geldiği gibi, özelleştirme sürecinde emekçilere kazanılmış haklarını yok edecek ve onları daha da sömürecek koşullar dayatılıyor.

KİT’lerin kapatılması sonucu, toplum, onların ürettikleri mal ve hizmetleri çok daha pahalıya özel sektörden satın almak zorunda kalıyor. Özelleştirmeler nedeniyle sağlık ve eğitim hizmetleri de giderek daha pahalıya mal oluyor.
Asgari ücrete zam yapılıyor zamlı ücret açlık sınırının çok gerisinde kalıyor. Enflasyon zammı olarak, memura bir liralık zam yapılıyor. Emeklilerin yüzde elli kadarı, başbakanın böbürlenerek açıkladığı zamlar sonunda bile, asgari ücretin altında kalan emekli maaşı ile yaşamını sürdürmeye çabalıyor.

Başbakanın, AKP lideri olarak 2002 seçimlerinde, asgari ücretin ancak dört kişilik ailenin simit ve çayla karnını doyuracak düzeyde olmasından hareketle, iktidar için, “İnsafsız ve Allahtan korkmaz” dediği biliniyor.

Ormanlar, madenler ve KİT’lerle ilgili gelişmelerin yanında, AKP iktidarında binlerce kadının (geçinmek için) fuhuş yapabilecek sertifika almak zorunda kalması, açlık ve yoksulluk sınırında yaşayan emekçiye verilen ücret ve hakkını arayan emekçiye karşı izlenen faşist tutum gibi uygulamalar, şimdiki iktidarın da, “İnsafsız ve Allahtan korkmaz” olduğunu gösteriyor.

Suudi Arabistan’ın “İslam’a en büyük hizmet edenlere” verdiği “Kral Faysal Ödülü”nü bu yıl

başbakana vermesi, AKP’nin Allahtan korkup korkmadığını göstermese de, başbakanın “dini” beceriyle kullandığını gösteriyor. Başbakanın Allahtan korktuğunu varsaysak bile, bu korku iktidarın insafsızlığını önlemeye yetmiyor.

Şu gerçeği görmek de gerekiyor, başbakan ve AKP insafsız da, polis, iş adamları, liberaller, yargı, üniversiteler insaf sahibi mi? Kadınlara özgü yeni bir hak verilmesi söz konusu olduğunda, bir iş adamı, gözünü kırpmadan 4.000 kadını işten çıkaracağını açıkladı bile!

İşin özünde, herkesin “insaflı, vicdanlı, insancıl, …” olması beklense de, anamalcı düzeni savunanların, ABD ile ortaklık kuranların ve küresel sömürgenlerden yana tutum takınanların “insaflı” olmadıkları ve olamayacakları biliniyor.

Tekel işçileri ile itfaiyeciler eylemlerinde başarılı olamazlarsa, özelleştirilen KİT’lerin ve buralarda çalışanların başlarına gelenlerin, Aralık ayında hak arayan demiryolu çalışanları ile memurlara yapılanlarla bugün tekel işçileriyle İstanbul itfaiyecilerine yapılmak istenenlerin yarın artarak devam edeceğini görmek gerekiyor.
Tekel işçileriyle itfaiyeciler haklarını alamazlarsa zarar görecekler yalnız o emekçilerle sınırlı kalmayacak. Bu salgın, şu anda iş güvencesine sahip olduğunu sananları, kendilerine dokunulmayacağını düşünenleri ve gelecek günlerde ilk kez çalışmaya başlayacakları da, ister memur olsun isterse işçi, ister kamuda çalışsın ister özelde, ister beyaz yakalı olsun ister mavi, herkesi kapsayacak. Emekçinin ve ülkenin sömürülmesine yönelik uygulamalar engellenemezse, toplum her geçen gün çok daha güç koşullarda yaşamak zorunda kalacak.

Bugün hak mücadelesi yapanlara destek vermeyenlerin, yarın haklarını korumak için eylem yapmak zorunda kaldıklarında, kendilerine destek verecek kişileri bulamayacaklarını öngörmeleri gerekiyor.

İnsan haklarına, demokrasiye ve emeğin değerine sahip çıkılması, iktidar sahiplerinin “insaflı” olmasını beklemekle gerçekleşmiyor. Emekçinin iktidarı ya da emekçiden yana bir iktidar olmadıkça, iktidarlar “insafsız” oluyor. İktidarların insafsızlığını ancak ve ancak emekçinin bilinçlenip örgütlenmesi, dayanışması ve kararlılığı önleyip yok edebiliyor.

[email protected]