Gericiliğin hedefi

11/03/2016 Cuma
Gericiliğin hedefi

Google’dan bakıldığında Türk Dil Kurumu, gericiliği, “toplumda çağdaş değerlere ve yeniliklere önem vermeyen, her yönüyle eskiyi özleyen veya eski düzeni yaşamaya çalışan (kimse veya görüş), ilerici karşıtı, mürteci” olarak tanımlıyor.  E. Kongar ise, toplumların elde ettiği kazanımları geriye götürmek, durdurmak ya da bu yönde düşünüp çabalamaya gericilik diyor.

Fransa’da gericilik, 1789 devriminden sonra cumhuriyet ve devrim karşıtlarının yeniden monarşi yönetimine geri dönme hareketlerini tanımlamak üzere ortaya çıkmış bulunuyor.  Bu topraklarda gericilik, genellikle Osmanlının son yüzyılında gözlenen yenileşme hareketlerine karşı çıkmakla başlıyor; Cumhuriyet döneminde ise, cumhuriyetin tüm aydınlanmacı kazanımlarına karşı çıkılması ile Osmanlı düzenine geri dönülmesi isteği ve çabasıyla belirginleşiyor.

Bilindiği gibi cumhuriyetin aydınlanmacı kazanımları, gökten zembille inmeyen, buna karşın tarihsel süreçte acılarla ve vahşetlerle dolu yaşamların, düşüncelerin ve bilimsel buluşların birikimi olarak insan üretimi olan değerleri/kavramları içeriyor.  Cumhuriyetin kazanımlarını sıralamak, gericilerin hedeflerinin dökümünü yapmak oluyor.

Cumhuriyetin aydınlanmacı kazanımlarının başında, halk egemenliği, laiklik, bilimsellik,  hukuksallık, eşitlik ve çağdaşlık gibi değerler geliyor. Çağdaşlık da kısaca, cumhuriyet devrimleri yanında, II Dünya Savaşı sonrasında gündeme gelen insan hakları, çocuk hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi, tüm gelişmiş ülkelerde benimsenen değerlerin de benimsenmesini içeriyor, emeğe değer verilmesini de, doğaya sahip çıkılmasını da. Dolayısıyla, gericiliğin hedefini genelde bu değerler oluşturuyor.

Padişahlığa/başkanlığa methiye yazılması, Türkçe yerine Osmanlıca/Arapça, yeni harflerin yerine Arap alfabesi, çağdaş hukuk yerine şerait, üniversite yerine medrese, bilim insanı yerine ulema özlemleri ile Osmanlı hareminin bir eğitim yuvası olarak görülmesi, Osmanlı hayranlığını özetliyor.

Cumhuriyet karşıtlığı ve Osmanlı hayranlığı, hilafet isteğiyle somut bir hedefe dönüşmüş bulunuyor.

Laik ve bilimsel anlayışta olanların çağdaş değerleri kolaylıkla benimsedikleri görülüyor. Laik ve bilimsel anlayışlar, yaygın olarak laik ve bilimsel eğitim süreçlerinde kazanılıyor. Laik ve bilimsel eğitim kişiyi özgürleşiyor; fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür insana dönüştürüyor. Özgür insan, kendi akıl gücünün-egemenliğinin ayrımına varıp yurttaş oluyor; vicdan sahibi olup kendi özgürlüğüne ve haklarına özen gösterdiği ölçüde başkalarının özgürlüğüne de haklarına da saygı gösterip ülkenin egemenliğine de sahip çıkıyor, toplumsallaşıyor; “Yurtta barış dünyada barış” diyerek evrenselleşiyor.

Laik ve bilimsel eğitimin özgür, aklını kullanan ve egemenliğinin ayrımında olan yurttaş yetiştirdiğinin ayrımında olan gericiler, insanın aklını dumura uğratmadan, özgürleşmesini engellemeden hilafete ulaşmanın mümkün olmayacağını biliyor. Aklın dumura uğratılması ve özgürleşmenin engellenmesinin yolu da, kişinin kendisine (insanlığa) yabancılaştırılmasından geçiyor.

Gericiler, insanı kendisine yabancılaştırmak için temelde üç kanaldan çalışıyor. Laik ve bilimsel eğitime karşı çıkıp eğitim süreçlerinde gençlerin aklını, inançla, ırkla, cinsiyetle, olmadı parayla doldurup dumura uğratarak onların özgürleşmesini ve egemenliğinin ayrımına varmasını engelliyorlar; kişiyi kendisine yabancılaştırıyorlar. Kendisine yabancılaşan kişinin, aklını kullanması da, vicdanının sesine kulak vermesi de güçleşiyor.

Benzer bir durum, kişilerin kendilerine yabancılaştırılması, üretim süreçlerinde de yaşanıyor, toplumsal yaşamda da. Üretme gücünün ve dolayısıyla kendi egemenliğinin ayrımına varabilecek emekçi, aklı ve emeğin sömürülerek ve de çaresiz bırakılarak, kendisine yabancılaştırılıyor. Soma’da, tersanelerde, iş kazalarında yakınlarını kaybedenlerin, hak ya da suçlu aramak yerine, “Allah’ın takdiri” diyerek kadere sığınmalarını ya da kendilerini sömürenlere sığınmalarını (örneğin yaşamlarını dar edenlere oy vermelerini) sağlıyorlar.

Gericiler, kişinin kendisine yabancılaşması sürecini toplumsal yaşamda da ve de özellikle kadın üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyorlar. AKP, 2008’de “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ulusal Eylem Planı” hazırlamış olsa da, başta Diyanet fetvaları olmak üzere çeşitli kanallardan kadının kendisine yabancılaşmasına çalışıyor. En azından, kadının,  3-5 çocuk yaparak eve kapanıp toplumsal yaşamdan soyutlanması isteniyor. 2008 eylem planını hazırlayan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, 8 Mart 2016 videosunda gelinlik giydirilmiş çocuk için “gelenektir” diyebiliyor.

Kendisine yabancılaşanın yurttaş değil tebaa olmayı benimsemesi, iradesini şıhına, şeyhine ya da liderine teslim etmesi kolaylaşıyor. Kişilerin kendilerine yabancılaşmaları, hilafetin yolunu ardına kadar açıyor.

[email protected]