Eğitim sisteminin yozlaşması ve AİHM

21/09/2014 Pazar
Eğitim sisteminin yozlaşması ve AİHM

Geçen haftaki “Okullar açılıyor!” yazısında kullanılan eğitim sisteminin yozlaşması söyleminin kimilerini rahatsız ettiği anlaşılıyor. Yozlaşma söyleminin, Anayasası’na göre insan haklarına saygılı, laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti olan Türkiye’de, eğitim sisteminin, bu ve benzeri ilkelerle uyuşmayan karar ve uygulamaları için kullanıldığını anlamayanlar, ya da anlamak istemeyenler, alınmış.

Hatta yazıda, Anadolu lisesine gidecek öğrencinin Nesai, Nesefi gibi İslami isimleri bilmesini isteyen sistem için yozlaşmış dense de, “Nesai, Nesefi gibi İslami kültür tarihinin en önemli isimlerini bilmek onu bileni nasıl yozlaştırıyor” diye soranlar çıkmış! Bir şeyi bilmek hiç yozlaşma olur mu?

“Laik devletin, bütün dinlere ve inançlara (hatta ateistlere, yoksula-varsıla, kadına erkeğe, ....) eşit uzaklıkta durması gereken devlet olduğunu” bilmeyenlerin ya da bildikleri halde bu anlayışı içlerine sindiremeyenlerin o yazıdan rahatsız oldukları görülüyor.

1995 yılında yapılan bir röportajda, “İslam’a aykırı kanunlar kalkacak” ( Milliyet, 10 Aralık 1995) diyen Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığında, önüne gelen tüm laikliğe ve Anayasaya aykırı yasaları onaylıyor. Sonra da, “… laiklik, devletin bütün dinler ve mezhepler ile inanç grupları ve inançsızlar karşısında tarafsız olmasını, hepsine saygıyla yaklaşmasını öngörmektedir. Devletin din ve vicdan özgürlüğünün kullanılması konusunda herkese eşit mesafede durması, farklı hayat tarzlarına gelebilecek baskıların önüne geçmesi, hak ve özgürlükler sistemi olan demokrasinin vazgeçilmez gereklerinden biridir” (Posta, 6 Şubat 2014) diyebiliyor!

Başbakan Erdoğan da, “Dindar nesil yetiştireceğiz” gibi laiklik karşıtı pek çok laf etmiş olsa da, farklı inançlarda olanlara hakaretamiz sözler söylemiş olsa da, Mısır gezisinde, Mısır'a "laik bir anayasa" yapılmasını önerirken, "Türkiye’de anayasa laikliği, devletin her dine eşit mesafede olması olarak tanımlar. Laiklik kesinlikle ateizm değildir” diyebiliyor (gazeteler 14 Eylül 2011). Sonra da eğitim sisteminin laiklik boyutunu sıfırlayacak yasa ve yönetmelikler çıkarıyor. Bu ikilinin laiklikle ilgili tutumları, “İmamın dediğini yap yaptığını yapma” söylemini anımsatıyor.

Laiklik içselleştirilemeyince ya da amaç “Üzüm yemek değil bağcıyı dövmek”-bireyin eğitimle özgürleşmesi değil de bir inanç doğrultusunda koşullandırılması- olunca, işler bir başka yöne dönüyor.

Bırakın 4+4+4 yasasını ve sonrasındaki laiklik karşıtı gelişmeleri, yıllardır din kültürü ve ahlak bilgisi (DKAB) dersinin Anayasa’ya ve insan haklarına karşı olduğu söylenip duruyor. Hatta Alevilerin başvurusu üzerine birkaç mahkeme, bu dersin zorunlu olamayacağına karar bile veriyor. Ancak ne Yargıtay yerel mahkemelerin bu kararını haklı buluyor ne de Anayasa Mahkemesi (AYM) bu doğrultuda bir karar alabiliyor.

İki gün önce laiklikle ilgili bomba gibi bir haber patlıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’nin, orta eğitimde uyguladığı din derslerinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin eğitim hakkını düzenleyen 1 No’lu Protokolü’nün 2’nci maddesini ihlal ettiğine hükmediyor. “Türkiye’nin bir an evvel dini eğitiminde, ailelere, inançlarını belirtmeye zorlanmadan seçme hakkının” verilmesi yönünde düzeltme yapılmasını istiyor. Bir bakıma Türkiye’ye, laiklik ve insan hakları dersi vermiş oluyor. Bu karar üzerine bizim Yargıtay ile AYM’nin ne hale düştüğünü, insan düşünmek bile istemiyor.

AİHM’nin bu kararı üzerine konuşan Başbakan Davutoğlu’nun, 2000’lerin ortalarında AİHM’nin verdiği türban karşıtı bir kararı üzerine, “Bu sizin işiniz değil, ulemanın işi, ulemanın” diyen Başbakanı aratmadığı görülüyor. Bir soru üzerine, “AİHM kararının detaylarını inceleyeceğiz. Biz AİHM kararlarına ön yargılı yaklaşmayız. Ama AİHM kararlarının farklı nasıl kararlar verildiği de malum” diyerek ne kadar ön yargılı olmadığımızı (!) gösteriyor. Sonra da, “Bir ateistin dahi din kültürü bilgisi sahibi olması zarurettir” diyebiliyor. Bu zaruretin, Budist, Hıristiyan, Musevi, Alevi, Şii ve Zerduşt gibi dini kültürler olmayıp, Sünni-Hanefi kültürü olacağını anlamak için, arif olmak gerekmiyor.

Bu söylemler ne içerikte olursa olsun, sonuç değişmiyor. Yakın zamanlarda, IŞİD ve İhvan ile ilgili ilişkilerin dozuna bakılırsa düşünülenden de yakın bir zamanda, Başbakan Davutoğlu’ndan da, “Laik devlet, tüm inançlara saygılı olan devlettir” türünden bir açıklama yaparsa şaşırmamak gerekiyor.

Laiklik ve insan hakları içselleştirilemeyince, yozlaşmaya sınır konamıyor.

[email protected]