Dindar gençlik yetiştirme!

17/02/2012 Cuma
Dindar gençlik yetiştirme!

Başbakan, “Dindar gençlik yetiştireceğiz” deyince, meclisteki muhalefet partileriyle kimi liberal köşe yazarları ayağa kalktı. Sanırsınız ki 10 yıldır (hatta 12 Eylül 1980 darbesinden bu yana) başka bir şey yetiştiriyorduk, şimdi hedef değişti!

12 Eylül darbe hükümeti zamanında, din kültürü ve ahlak bilgisi dersi herkes için zorunlu ders oldu. DPT Özel İhtisas Komisyonu, 1983’te, “bu kadar canlı olarak yaşanan bir dinin ve ahlakın milli kültür planlamasında ihmal edilmemesi gerekir. … Bu durumda din, kültürün özü, kültür de dinin formu olmaktadır. Ancak, böyle bir kültürle, iyimser, itaatli, ümitli ve akılcı bir nesil yetiştirmek mümkün olabilir” (s.141, 514, 515) ifadelerine yer verilen “Milli Kültür” raporunu hazırladı. Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurulu eğitim-kültür yaşamının, bu rapor doğrultusunda Türk-İslam sentezi anlayışına göre düzenlenmesini benimsedi.

ANAP, okullara dinci yayınları önerirken felsefe ve sosyoloji derslerini azaltıp evrim kuramını biyoloji derslerinden çıkardı. İmam hatipler, görülmemiş derecede yatırım yapılarak ve Anadolu lisesi statüsü verilerek, toplumun gözde okulları haline getirildi. İmam hatiplere giden kızlar çarşafa girdi ve arkasından da türban sorunu ortaya çıktı. Demirel 1987’de, “Tevhidi Tedrisat Kanunu’na ters düşüyor diye, din eğitiminden vaz mı geçilecek? Böyle isteyenler, Tevhidi Tedrisat Kanunu’nu, ne ise o kanunun esasları, din eğitimini de içine alacak şekilde düzeltmeleri lazımdır... Tevhidi Tedrisat Kanunu bir semavi kitap değil ki... Şayet Kuran kursları veya din eğitimi bu kanuna ters düşüyorsa, o yanlış olan din eğitimi değildir Tevhidi Tedrisat Kanunu’dur” diyerek bilimselliğini gösterdi (bkz. R. Okçabol’un kitabı: Türkiye Eğitim Sistemi).

Demirel/Çiller-İnönü, Erbakan-Çiller ve Ecevitli koalisyonlar zamanında da, 12 Eylül ile başlayan uygulamalar artarak devam etti. Erbakan 1996’da açıkladı: “İmam hatipler bizim arka bahçemizdir”. Dünya Bankası’nın önerdiği öğretmen yetiştirme modeli benimsenip 1997’de uygulanmaya başlandı. Bu koalisyon hükümetlerinde, YÖK Başkanı Doğramacı zamanında olduğu gibi Gürüz zamanında da, dinci dekanlar ve rektörler atandı (bkz. R. Okçabol’un kitabı: Yükseköğretim Sistemimiz).

Sizce, yukarıdaki özet, laik-bilimsel anlayış sahibi genç yetiştirme çabasını mı gösteriyor?

Bir de, eşlerini türbana sokmuşların, AKP’nin iktidarını düşünün! Son on yılda, gazete-kitap okuyan, haksızlıklara karşı çıkan, güzel sanatlarla ilgilenen, tiyatroya-operaya-baleye giden, haksızlıklara ve her türlü sömürüye karşı çıkan, laiklik-demokratiklik-bilimsellik-bağımsızlık gibi Cumhuriyet’in temel ilkelerine sahip çıkan öğrenci sayısı mı artıyor? Türbana girenlerin, cemaat dershanelerinin-yurtlarının-okullarının, Kuran kurslarıyla imam hatiplere gidenlerin, Osmanlı hayranlarının, evrim kuramına karşı çıkanların, bir sorunla karşılaştıklarında bilimsel bulgular yerine inanç kitaplarında çözüm arayanların, mayo giymeyi günah sayanların, farklı inançtaki insanlarla komşu olmak istemeyenlerin, töre/namus cinayetlerinin, çocuk yaşta kızlarını satanların … sayıları mı?

AKP iktidarında, okul öncesi kurumlara giden 4-5 yaşlarındaki çocuklara, işlerine besmeleyle başlama, su içerken çömelip bir elini baş üstüne koyup su içme ve yemek sonunda tabağı bir lokma ekmekle sünnetleme gibi alışkanlıkların kazandırılması girişimleri ve uygulaması hızla yayılıyor. Okulöncesi eğitimin zorunlu hale geliştirilmesi çabasının altında çocukların bu şekilde koşullandırılması yatıyor. AKP’nin daha ilk yılında, 2003 yazında, Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), 3,703’ü Kuran kurslarında ve 44,977’si de camilerde olmak üzere 48,680 yaz Kuran kursu açıyor.

AKP iktidarında, bağımsızlık/özgürlük göstergesi olan resmi bayram kutlamalarının yerini kutlu doğum haftası kutlamaları alıyor. Türbana girme yaşı giderek küçülüyor. Türbanlı öğretmen sayısı, özel okullarda, AKP’li belediyelerin etkinliklerinde ve engelli çocuklar için açılan özel eğitim kurumlarında çoğaldığı gibi kamu okullarında da çoğalıyor. 2010 yılı itibarıyla faal durumda olan derneklerin yüzde 20 (14,000) kadarını, cami ve Kuran kursu yaptırma gibi dini hizmetler için kurulan dernekler oluşturuyor. Katsayı kaldırılıp imam hatiplilerin hakim, savcı, vali, öğretmen, … olmalarının önü açılıyor. AKP öncesindeki son dört yılda 200, AKP’nin ilk üç yılında ise 3,022 din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni atanıyor. AKP son yılında ise, matematik, kimya ve biyoloji öğretmeni yetiştirilmesinden vazgeçilip daha çok din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni yetiştirilmesi planlanıyor. 2007’de eğitim fakültelerinde okuyan öğrencilerle yapılan bir araştırmaya göre öğretmen adaylarının yüzde 53’ü, dini en güvenilir kaynak olarak görüyor. Bu fakültelerden mezun olanlar da yığınlar halinde şeriat düzenini isteyen sendikaya katılıyor.

AKP son aylarda peş peşe çıkardığı Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’lerle eğitimi piyasacı ve dinci bir yapıya dönüştürüyor. Bakanlıkta üst düzey görevlere “eğitimci” birikimi olmayanlar getirilirken, izcilik ve spor işleri ile değişen ana-baba rolleri projesi, bakanlığın Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğuna veriliyor. DİB, camileri çocuk merkezli yapma, her türlü toplumsal soruna ve kadına şiddet uygulamasına imamlarla çözüm aramaya soyunuyor. 653 sayılı KHK ile Kuran kursuna gitme yaşı düşürülünce2012 yazında açılacak yaz Kuran kursunun haddi-hesabı bile bilinmiyor. Arapça ilköğretimde seçmeli ders oluyor. Eğitim sistemine 4+4+4 gibi kesintili bir yapı getirilerek dini öğretime daha erken yaşlarda başlanmasının yolu açılıyor. Dün, 2005’te, bakan H. Çelik, “Bizdeki din dersleri gerçek din dersi değil” diyor. Bugün, “gerçek din derslerine” geçmenin alt yapısı oluşturuluyor.

Bir zamanlar Erbakan’ın arka bahçesi olan imam hatipler, bugün Erdoğan’ın ön bahçesi haline geliyor.

Nedense muhalefet ile kimi yazarlar, yukarıda özetlenen gelişmeleri duymuyor, görmüyor ve bilmiyorlar da, Başbakan, “Dindar gençlik yetiştireceğiz” deyince, şaşırıyorlar!

[email protected]