Başkanlık sistemi! (1)

24/02/2017 Cuma
Başkanlık sistemi! (1)

Başkanlık sistemiyle yönetilen 40 küsur ülkede, bir ikisi dışında demokrasinin varlığından bile söz edilemiyor. Bu ülkelerin büyük çoğunluğunu, bir zamanlar İspanya’nın sömürgesi olan Latin Amerika ülkeleri, resmi dilleri İspanyolca olan ülkeler oluşturuyor. Bunları Afrika ülkeleri izliyor. Başkanlık sisteminin olduğu pek çok ülkede başkan, kısa sürede diktatöre dönüşüyor. Günümüzde Azerbaycan’ında ve Suriye’de görüldüğü gibi, başkan yıllarca başkanlığını yürütüyor ve genelde istenmeyen olaylar sonucunda (Mübarek, Saddam ve Kaddafi gibi) başkanlığı bırakmak durumunda kalıyor.

Başkanlıkla yürütülen ve demokrasileri sorunlu olan ülkelerden yalnız ikisi, Kolombiya ve Güney Kore ekonomik gelişme sürecini yakalamışken diğerleri her konuda zorluk içinde bulunuyor. Teokratik, faşist ya da piyasacı anlayışların hakim olduğu başkanlık sistemiyle yönetilen ülkeler, hem demokrasi açısından hem de sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınma açısından bir ikisi dışında, Türkiye’den daha iyi durumda bulunmuyor. Başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelerin durumuna bakanlar, biraz olsun insan haklarına değer veriyorlarsa,  başkanlık sistemine prim vermiyor. Dolayısıyla dünyadaki uygulamaların ışığında, başkanlık sistemi isteği, ülkenin daha iyi bir duruma gelmesiyle, sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınma beklentisiyle ilişkili olmuyor. Bu tür istekler genelde, başkanın gücüne imrenmekten, istediğini yapma ve kininin davacısı olma hırsıyla ve “ben” merkezli anlayışlarla yaklaşımlardan kaynaklanıyor.

ABD’deki başkanlık sistemi, hem başkanların en çok (iki dönem) sekiz yıl başkanlık yapabilmeleri ve (yasama, yürütme ve yargı gibi) kuvvetler ayrılığının varlığı nedeniyle, hem de siyasal yapının kedine özgü niteliği nedeniyle, diğer ülkelerdeki başkanlıklara benzemiyor.  

Kurtuluş Savaşı sonrasında Türkiye Cumhuriyetini kuran irade, padişahın egemenliğine son vermiş, başkanlık sistemini reddedip egemenliğin halkta olduğunu, üniter devlet yapısını ve parlamenter demokrasi anlayışını benimsemiştir. ABD’deki dönüşüm ise farklı olmuş, 1776’daki bağımsızlık savaşı sonunda 13 devletin bir araya gelerek oluşturdukları ABD, federal devlet yapısını ve (Amerikan usulü) başkanlık sistemini yeğlemiştir.

ABD’de, başkanlıkla yönetilen diğer ülkelere göre hukuk daha iyi işliyor. Vergi kaçırma, rüşvet, hainlik, hukuk dışı davranma ve kamuoyunu kandırma gibi yolsuzluk yaptığı ortaya çıkan başkan bile yargılanabilmektedir. Amerikan temsilciler meclisinin kararı üzerine Yüksek Mahkeme başkanının başkanlığında senato tarafından yargılanan başkanın suçlanması için 60 senatörün oyu gerekmektedir.

Örneğin Nixon’un başkan yardımcısı Spiro Agnew, 1960’larda vergi kaçırdığı ortaya çıkınca, yargılanmadan kaçınarak 1974’te başkan yardımcılığından istifa etmiştir. 1972 seçimlerinde Demokrat Partinin seçim bürosundan hukuk dışı yollarla bilgi toplattığı ortaya çıkan Başkan Nixon, yargılandığında başkanlıktan atılacağını bildiği için, Agnew’den hemen sonra istifa etmek zorunda kalmıştır. 1868 yılında Başkan Andrew Johnson ve 1999 yılında da Başkan Clinton açılan davalar nedeniyle yargılanmışlar, onları suçlu gören senatör sayısı 60’a ulaşmadığından başkanlıklarını koruyabilmişlerdir.

ABD’de başkan, genelde seçime girdiği patinin lideri falan değildir. ABD’de, 435 kadar seçim bölgesinden seçilen birer milletvekilinden oluşan temsilciler meclisi ile 50 eyaletten seçilen ikişer kişiden oluşan Senato vardır. Başkan’ın üst görevler için aday gösterdiği kişiler, Yüksek Mahkeme üyeleri gibi, Senato’nun onayını almaları durumunda o göreve atanabilmektedir. ABD’de, birkaç dönem Demokrat başkan seçilmişse arkasından cumhuriyetçi başkan seçilmektedir. Temsilciler meclisi ile senatoda, partiler genelde mutlak çoğunluk elde edememektedir.

ABD başkanı, yapmak istediklerini gerçekleştirmek için hemen her konuda, muhalefetin desteğini almak durumundadır. ABD’de temsilciler meclisi üyeleri ile senatörler, parti başkanı tarafından aday olarak belirlenmemektedirler ve de parti başkanına bağımlı değildirler.  Partilerindense, seçim bölgesi ya da eyalet seçmenine karşı sorumludurlar.  ABD’deki siyasal anlayışta, hiçbir başkan, her gün televizyonlara çıkmayı, muhaliflerine hakaretler yağdırmayı, karikatürünü çizenlere dava açmayı, muhtarları, yazarları, akademisyenleri toplayıp nutuk atmayı aklından geçirmemektedir; rektör atamayı da, tiyatroya, sanata ve spora karışmaya da. ABD’deki başkanlık sistemi, başkanın diktatörleşmesini olabildiğince önleyebilen bu siyasal ortamda ve koşullar altında işlemektedir.

Başkanın diktatörleşmesini önleyecek süreçlerin olmaması durumunda başkanlık sisteminin diktatörlüğe dönüşmesini engelleyecek bir yol yoktur.

Bu nedenle, demokratik yaşamdan uzaklaşmamak ve seçilecek başkana diktatörlük yolunu açmamak için, başkanlık sistemiyle ilişkili halkoylamasında, “HAYIR” demek gerekmektedir.

[email protected]

ÖNCEKİ YAZILARI