AKP’nin ustalığı!

11/12/2012 Salı
AKP’nin ustalığı!

Rıfat Okçabol'un “AKP'nin ustalığı!” başlıklı köşe yazısı 11 Aralık 2012 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

AKP’nin eğitim ve bilim alanında son 1,5 yılda gerçekleştirdiği dönüşümleri anımsayalım.

635 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile, TÜBİTAK ve TÜBA, Teknoloji ve Sanayi Bakanlığı’na bağlanıp siyasallaştırılarak piyasaya açılmıştır. 651 sayılı KHK ile, AKP’leşmiş olan TÜBİTAK ve YÖK tarafından seçilecek üyeleriyle, TÜBA’nın da AKP’leşmesi sağlanmıştır. 652 sayılı KHK ile, Milli Eğitim Bakanlığı, merkezi denetim ile bilimsel araştırma ve ders araç-gereçleri üretiminden vazgeçip rekabetçi öğrenci yetiştirecek ve eğitimci olmayanları da çalıştıracak bir işletmeye dönüştürülmüştür. 653 sayılı KHK ile, Kuran kurslarına beşinci sınıf sonrasında gidilmesi koşulu kaldırılıp, bu kurslar bebelere de açılmıştır. 666 sayılı KHK ile, Bakanlık’ta sözleşmeli ve yüksek ücretle istihdam edilecek bürokratların sorgusuz sualsiz siyasetin emrine girmesi sağlanmıştır.

Başbakan, “Dindar gençlik yetiştireceğiz” deyip ardından da gençlerin, “Dininin ve kininin davacısı olmalarını” isteyince, “Başbakan’ın sözlerini emir telakki ederiz” diyen bir Bakan’la 4+4+4 yasası gündeme gelmiştir. Bu yasayla, çocukların okula başlama yaşı ile ortaokula başlama yaşı, birer yıl erkene alınmıştır. Bu yolla gelişimlerini tamamlamamış çocuklar, kendi isteğiyle değil de ailelerinin yönlendirmesiyle, erkek ise, imam hatiplerle molla ya da meslek okullarıyla ucuz iş gücü adayı olacaktır. Kızın, açıköğretime geçerek eve kapanması olasılığı artacaktır. Anayasa’ya aykırı olduğunu ve zorunluya dönüşeceğini bile bile, “Kuran-ı Kerim” dersi ile “Hz. Peygamberimizin Hayatı” dersleri seçmeli ders yapılmıştır. Bilimsel/genel eğitim yapılan okullarda da, imam hatip programları açılarak ve seçmeli din dersleriyle öğrencilerin de mollalaşması kolaylaştırılmıştır.

İki seçmeli din dersi yanında, üçüncü seçmeli din dersi de açılmıştır. Okullar imam hatibe dönüştürülerek, “İmam hatipleri toplumun en gözde okulları yapacağız” ve “Müslüman değil misiniz, neden din derslerini seçmiyorsunuz” söylemleriyle mollalaşmanın yaygınlaşmasına çalışılmıştır.

Lise öğrencisine evlenme izni verecek ve evlenenlerin açıköğretime kaymasına yol açacak bir yönetmelik hazırlanmasına kalkışılmıştır.

İlköğretim yönetmeliğinde değişiklik yapılarak, ailesinin zoruyla hafızlık kursuna gidecek çocuğa ilköğretime bir yıl geç başlama hakkı verilmiştir. Kendi isteğiyle piyano, bale ve resim gibi kurslara böylesine bir hak verilmemiştir. Çocuğunu 72 aylıkken okula göndermek istemeyen aileden de, çocuğunun yetersizliğini gösteren sağlık raporu getirmesi istenmiştir.

Giysi yönetmeliği çıkarılarak çocukların tayt, şort, kolsuz gömlek giymeleri yasaklanırken, türbana girmeleri kolaylaştırılmıştır.

Kamuoyuna açıklan yeni YÖK taslağı ile de, üniversitelerde esnek istihdama, insan ve toplum yararına değil de sermayenin işine yarayacak ve para getirecek çalışmalara yönelip ticarethaneye dönüşmesi sağlanacaktır.

Bu süreçte Diyanet İşleri Başkanlığı, ev kadınlarının ev sahibi kadına, çeyrek, yarım ya da bir altın verdikleri yemekli günler hakkında bile fetva verir duruma gelmiştir.

Eh Allah için, bu dönüşümlerin yoğunluğu ve içeriği, Cumhuriyet’ten Osmanlı’nın intikamını alma ustalığına işaret etmektedir. Aydınlanmanın yerini karanlık, bağımsızlığın yerini bağımlılık, Osmanlı’nın ödenen borçlarının yerini yeni dış borçlar, bilimselliğin yerini dincilik, laikliğin yerini de Sünni-Hanefilik almıştır. Eğitiminin dincileşmesiyle, Sultan Abdülmecit öncesi küresel sömürgenlere iktisadi bağımlılıkla, Abdülmecit ve sonrası AKP’li birinin “Meclis hükümetin emrindedir” sözlerinden de anlaşıldığı üzere Mecli’sin işlevsizleştirilmesi, sansür ve baskıyla, Kızıl Sultan ve ABD’nin kuyruğunda Suriye macerasına kalkışılması da, Osmanlı’yı Almanya’nın peşinde I. Dünya Savaşına sokan Reşad dönemleri sanki yeniden yaşanmaktadır. Sırada (yeni YÖK yasıyla) yabancılara özel okul açma izni verilerek, Muhteşem Kanuni’nin oğlu II. Selim ile başlayan sürecin yeniden yaşanması vardır.

On yılda Osmanlı’nın duraklama ve gerileme dönemini yaşatanların, kaçınılmaz olarak yaşanılacak olan acemilik-ustalık sonrasını, Osmanlı’nın çöküşünü, günümüzde yeniden nasıl yaşatacakları merak edilmektedir.