AKP’nin bir çarpık anlayışı!

11/03/2014 Salı
AKP’nin bir çarpık anlayışı!

AKP, kavramları çarpıtıp içini boşaltmada, bazı değerleri yozlaştırmada, gerçekleri çarpıtmada, 17 Aralık sonrasında ivme kazanmış bulunuyor. Bu bağlamda yakında Guiness Rekorlar Kitabı’na girse, kimse şaşırmayacak.

Anımsanacağı üzere Meclis’te geçenlerde kabul edilen dershane yasası ile Talim ve Terbiye Kurulu (TTK), bir karar organı olmaktan çıkarılmış ve eğitimci olmayanların da istihdam edileceği bir kurula dönüştürülmüştür. Bu yasayla ilgili taslağın gerekçesinde, AKP, eğitimle ilişkili bir çarpıtmaya daha yer vermektedir. Taslağın 20 numaralı gerekçesinde, “kurulduğu dönem ve kuruluş amacı dikkate alındığında Talim ve Terbiye Kurulu esasen eğitim alanında faaliyet gösteren bir vesayet kurumu niteliğindedir. Yetişmiş insan sıkıntısının yaygın olduğu, bu nedenle Bakanlık hizmet birimlerinde eğitim plan ve programlan konusunda uzman personel temininde zorluklar yaşandığı dönemde mazur görülebilecek böyle bir yaklaşımın sürdürülmesi günümüz koşullarına ters bir durumdur” denmektedir!

Bilindiği gibi, Cumhuriyet’in üçüncü yılında, 22 Mart 1926 tarih ve 789 sayılı Maarif Teşkilatına Ait Kanun kabul edilmiştir. Bu yasayla, eğitim bakanlığında İlköğretim Genel Müdürlüğü, Halk Eğitimi Terbiyesi Şubesi ve Dil Heyeti birimleri kurulmuş ve 1921 yılında oluşturulan Telif ve Tercüme Heyeti de Talim ve Terbiye Dairesi’ne, günümüzdeki adıyla TTK’ya dönüştürülmüştür. Yine bu yasayla, günümüzün ademi-merkezci anlayışına benzer bir biçimde belirli bölgelerde, Türkiye’nin koşulları elvermediği için birkaç yıl sonra kapatılan, Maarif Emirlikleri oluşturulmuştur. TTK’nın yapılanmasında ABD’den getirilen eğitimci düşünür John Dewey’nin ve ABD’deki eğitim yönetimi anlayışının etkisi olmuştur.

Dolayısıyla TTK, kuruluş amacı olarak bir vesayet kurumu niteliğinde değil, bakanlıktaki süreçlerin eğitim-bilim temelinde yürütülmesini güvence altına alma amacıyla düşünülüp yapılandırılmış bir kuruldur. Ayrıca bu kurul, Cumhuriyetin temellerinin atıldığı 1920’li yıllarda, hükümetin bazı önemli kararlarına karşı çıkarak bir vesayet kurumu olmadığını da göstermiş bir kurumdur.

Eğitim Bakanlığı, 1926 yılından sonra çıkarılan yasalarla ve de bakanlık kararlarıyla değişmeye ve gelişmeye devam etmiştir. AKP’den önce bakanlık merkez örgütü en son, 12 Mayıs 1992 ve 3797 sayılı yasa ile belirlenmiştir. Bu yasanın 8. maddesinde TTK’ya, 10 değişik ve önemli görev verilmiştir. Bu görevlerin ilk dördü şunlardır: Eğitim sistemini, eğitim plan ve programlarını, bütün ders araç ve gereçlerini araştırmak, geliştirmek ve uygulama kararlarını onaylatmak üzere Bakanlık Makamına sunmak. Bakanlık birimlerince hazırlanan öğretim programları ile ders kitapları, yardımcı kitaplar, öğretmen kılavuz kitapları, bilgi iş ve işlem yapraklarını incelemek, geliştirmek ve uygun görülenleri karara bağlamak. Eğitim ve öğretimi geliştirme ve değerlendirme ile ilgili görev ve hizmetleri yürütmek. Yurt içi ve yurt dışı eğitim hareketlerini takip etmek ve değerlendirmek. Görüldüğü gibi TTK’ya verilen görevler, bu kurumu vesayet kurumu haline getirecek görevler değildir bakanlığı “eğitim” bakanlığı haline getirecek görevlerdir.

AKP, TTK’yı karar organı olması nedeniyle vesayet kurumu olarak niteleyip son yasayla TTK’dan aldığı karar yetkisini bakanlıktaki diğer birimlere vermiştir bakanlıkta yeni vesayet kurumları oluşturmuştur.

Ayrıca TTK’yı bir vesayet kurumu olarak gören AKP anlayışı, gerçek anlamıyla bir vesayet kurumu olan YÖK için benzer bir düşünceyi ileri sürmemektedir. 2003’ten beri hazırladığı yasa taslaklarında YÖK’ün vesayetine dokunmadığı gibi bu durumu pekiştirmeyi tasarlamaktadır. Hatta son taslaklarda da, gelişmiş her üniversitede “üniversite konseyi” adıyla yeni bir vesayet kurumu yaratmak istemektedir.

Bu durumda AKP’nin vesayet sözcüğünü, bakanlığı kendi dar siyasal görüşleri doğrultusunda yeniden yapılandırmak için, içini boşaltıp çarpıtarak kullandığı belli olmaktadır.

AKP, önce 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile TTK’nın görevlerin törpülemiş, son yasayla da kurulu göstermelik bir kurul haline getirmiştir. Oysa eğitim-öğretim süreçlerinin parti vesayetinden kurtulup halkın egemenliğini geliştirecek yönde sürdürülmesi için, bu kurumun, işlevinin sıfırlanması değil, öğretmenlerle eğitim bilimcilerin çoğunlukta olduğu bilimsel ve özerk bir yapıya kavuşturulması gerekir.

ÖNCEKİ YAZILARI