Türkiye'nin Yenikapı çaresizliği

15/08/2016 Pazartesi
Türkiye'nin Yenikapı çaresizliği

Türkiye siyasi tarihinin en kalabalık toplanması olduğu iddia edilen Yenikapı mitinginin ardından AKP karşıtlığının enerjisindeki azalma elle tutulur bir hal aldı. Düzen muhalefetinin en büyük partisi CHP'nin Yenikapı'ya Genel Başkan düzeyinde katılması, bir diğer unsur olan HDP'nin mitingi değil neden çağrılmadığını sorgulamasının toplumsal bir karşılığı var ve bu karşılık önemsenmeli. Mitingin önemi de aslında katılımın büyüklüğünden değil Yenikapı öncesinde yaratılan siyasi atmosferin sürmesinden kaynaklanıyor. Erdoğan ve AKP bir kez daha muhaliflerinden güç alarak yükseliyor.

Miting gerçekten kalabalık mıydı?

Türkiye sağı genel olarak yalanı ve manipülasyonu sever. Ancak AKP'nin eline bu konuda kimse su dökemez. AKP'nin tarihi sistemli yalancılığın tarihidir. Böylesi bir hareketin her iddiasına şüpheyle yaklaşmak insanlığın temel hak ve hürriyetlerinin bir parçası sayılmalıdır.

Bin değil, onbin değil ve hatta yüzbin de değil, milyon milyon artırılan, 3 milyonla başlanıp, 5 milyonla devam edilip, 8 milyona bağlanmaya çalışılan katılım sayısının gerçekçi bir tarafı olmadığı açık. Ama rakamla ilgili sürdürülen hararetli tartışmada bir gariplik yok mu?

Türkiye'nin en kitlesel partisiyle kalabalık yarıştırma tutkusunun en acıklı sonuçlarını üç dört yılda bir sandıkta gören muhalefetin, AKP ile sayı kavgasına girmesi yalnızca çaresizliği büyütüyor. AKP'nin sandık ve oy gücüne karşı sokaklar bizde demenin yolu bu olmasa gerek. Berkin Elvan'ın cenazesinde, Yenikapı'dan daha fazla insanın bulunmasının bugüne dair anlattıklarının bir sınırı var. Devletin tüm olanaklarını seferber eden bir partinin büyük bir miting yapmasında şaşılacak bir yan yok. Ama belli ki Türkiye'deki kitle hastalığının da bir tedavisi yok.

Kitle AKP mitinginde boy gösterdi mi bir türlü, düzen muhalefetinin saflarında boy gösterdi mi başka türlü, büyük bir halk hareketiyle kendisini gösterdiğinde ise bambaşka türlü baş döndürmeye devam ediyor. AKP'nin kitlesine karşı şirin gözükme veya onları anlama çabası, düzen muhalefetinin kitlesini yanlarında bulunarak dönüştürme gayreti ve son olarak meşru talepleriyle sokağa çıkan halkı örgütle korkutup kaçırmama titizliği aynı anlayışın farklı koşullarda nasıl yeniden üretildiğinin örnekleri. Hepsinde aynı türden bir korkaklık, umutsuzluk ve çaresizlik var. Böylesine korkak, umutsuz ve çaresiz bir hareket tarzının nasıl olup da kitlelerle birlikte siyaset yapacağı sorusunun yanıtı ise doğal olarak yok.

Yenikapı'daki kalabalığın karşısında korku ve endişeye kapılıp kitle hastalığının başka türlü bir belirtisiyle Yenikapı'yı oradaki kitleye indirgeyerek tartışmayı rakamlara kilitleyen bir anlayış AKP ile mücadele edemez. Rakamların arkasındaki Yenikapı'yı görmeden ne Yenikapı'yı anlamak mümkün, ne de AKP ile bugünkü kavganın gereklerini...

Yenikapı mutabakatı kimin eseri?

Yenikapı'daki rakamlar gerçek değil evet ama Yenikapı'da düzen siyasetinin bir bütün olarak verdiği resim gerçek. AKP Türkiyesi'ne MHP'nin doğrudan, CHP'nin ise genelde dolaylı verdiği destek Yenikapı mitingi ile bambaşka bir hal aldı. Özellikle CHP söz konusu olduğunda bu destek Erdoğansız bir ülkeye veriliyordu. Memleketin gerici dönüşümünden, yağmalanmasından, emperyalizme olan bağımlılığından şikayetçi olmayan CHP, tıpkı AKP gibi yola devam edilmesinden yanaydı. Ama bir farkla... Erdoğan'ı istemiyordu. İstemiyordu çünkü CHP, Batılı merkezlerin ve yerli ve yabancı sermayenin de Erdoğan'ı istemediğini düşünüyordu.

Haksız mıydı? Hiç değil, çünkü Erdoğan için gerçekten durum buydu. CHP'yi sıkıştıran sorun, AKP Türkiyesi'ni meşrulaştıran adımların kaçınılmaz olarak Erdoğan'ı da meşrulaştırmasıydı. Erdoğansız bir AKP ve aynı anlama gelmek üzere Erdoğansız bir AKP Türkiyesi formülü bir türlü somutlanamadığı için CHP çıkışsız kalıyordu.

Yenikapı, CHP'nin Erdoğan'a verdiği onayı, örneğin başkanlığın önünün açıldığını göstermiyor. CHP, Erdoğan'ın dahi önemsizleştiği bir milli mutabakatın peşinde ve ne yazık ki kendi açısından yine haksız değil...

Çünkü bu mutabakat tek başına AKP'nin veya Erdoğan'ın eseri değil. Bu mutabakatın AKP ve Erdoğan'ın lehine çalışmasına bir sonuç olarak bakılmalı.

Türkiye'de sermaye sınıfı böyle bir ülkeyle, AKP'nin yarattığı Türkiye ile devam etmek konusunda güçlü bir kararlılık gösteriyor. AKP Türkiyesi'nin ihtiyaç duyduğu ince ayarların yapılması konusunda ise herkese görev düşüyor. Normalleşme de, mutabakat da AKP Türkiyesi'ne yapılacak bu ayarların toplamı olarak görülmeli. Yoksa, AKP'nin bu kadar yılda yarattığı tablonun geriye çevrilmesi olarak değil...

CHP işte bu ayarların yapılmasındaki rolünü bir sorumluluk olarak görüyor ve kendisini bu mutabakat içinde anlamlandırıyor. CHP Erdoğan'a veya AKP'ye değil, aslında Türkiye sermaye sınıfına ve onların düzenine destek veriyor.

Bu mutabakatta Erdoğan'a açılan yeri Erdoğan'ın kabul edip etmeyeceği veya bu yeri dönüştürmek için bir çabaya girişip girişmeyeceği, dolayısıyla bunu tekrar bir krize dönüştürüp dönüştürmeyeceği Erdoğan'ın sorunu. Tayyip Erdoğan'ın kriz yaratmak konusundaki sınırsız kapasitesi iyi bilinen bir gerçek, ancak Türkiye siyasetinde patronların ağırlıklarını daha fazla hissettirecekleri bir dönemde siyasetin yalnızca Erdoğan'ı veri ve eksen alınarak anlaşılamayacağı da aynı ölçüde doğru.

Türkiye ilericiliği bu kadar çaresiz mi?

Yenikapı'da siyasi düzlemde açıkça gözlenebilen mutabakatın toplumsal olarak da bir karşılığı var. Bu mutabakatın mimarlarının ayaklarını toplumda bir süredir varolan eğilimlere bastığı açık.

AKP Türkiyesi'nde siyasetin en temel yasalarından birisi işliyor ve sahipsiz ve yönsüz kalan Türkiye ilericiliğinin bir kısmı doğal mecrasına doğru akarken, bu mecranın belirleyici aktörü olan CHP tarafından şekillendiriliyor. CHP tabanıyla, CHP'nin kurumsallığı arasında bir fark olduğu da, bu farkın değişmez ve sabit bir olgu olmadığı da aynı anda hesaba katılması gereken doğrular.

CHP'nin rıza gösterdiği bir memleket tablosuna bu partinin hitap ettiği kitlenin kendi başına direnmek gibi bir şansı yok.

Türkiye ilericiliği elbette bir bütün olarak teslim alınamıyor. Üstelik bu kitle hem CHP tabanından ibaret değil, hem de CHP'ye oy veriyor olsalar dahi tamamı CHP ile aynı şekilde ilişki kurmuyor. Ancak Türkiye ilericiliğinin bir ortalamasını temsil eden ve CHP'ye yakın bir kesimin zaman içinde bu mutabakata doğru eğilim gösterdiği ve korku, çaresizlik, umutsuzluk gibi nedenlerle AKP Türkiyesi'ne alışmaya çalıştığı gözleniyor. Türkiye'de patronlar hem bu eğilimi şiddetlendirmek ve güçlendirmek için adım atıyor, hem de bu eğilimden faydalanıyorlar. Aynı eğilim CHP'nin kurumsal yapısına da cesaret veriyor. CHP'ye belki herkes kızıyor görünüyor ama tabanın bir kısmı alttan alta atılan adımlara onay veriyor.

Dahası, Türkiye ilericiliğine seslenmek için CHP'nin kurumsal yapısıyla birlikte atılan her adım, Taksim mitingi örneğinde görüldüğü gibi, tam tersi yönde bir etki uyandırıyor ve CHP'nin siyasi çizgisini meşrulaştırırken, bu partiyi daha fazlasını yapmak doğrultusunda cesaretlendiriyor. Yenikapı'ya giden CHP açık ki Taksim'den güç alıyor. Oluşan bu meşruiyet havası, Yenikapı mutabakatına toplumsal olarak verilen desteği büyütüyor ve şaşırtıcı isimlerin Yenikapı'ya destek vermesini sağlıyor.

Mutabakat öylesine meşru ki, Erdoğan ve AKP tarafından şimdilik bu tablonun dışında bırakılan HDP'den ve HDP çevresinden mutabakatın özüne veya içeriğine değil, mutabakatın neden dışında bırakıldıklarına dair bir itiraz geliyor.

Oysa Türkiye ilericiliği bu kadar çaresiz değil. Oluşan tablo ve mutabakatın niteliği çıkış yolunu da gösteriyor. Bu mutabakat düzenin tüm aktörlerini aynı sınıfsal zeminde, kurumsal bir birlikteliğe zorluyor.

İlericilik sermaye karşıtlığıyla sağlıklı bir ilişki kuramadığı için AKP Türkiyesi'ne alışma eğilimleri gösteriyor. Laiklik veya yurtseverlik Türkiye ilericiliğinin ayırt edici özellikleri olsa da, patronlara ve piyasaya karşı durmadan, toplumsal olarak geniş bir kesimi oldukları yerde tutmaya yetmiyor. Patronlar ve piyasayla barışık olan bir tür ilericilik, ne kadar laik olursa olsun, bir noktadan sonra bu bağlamda AKP tabanıyla benzeşme tehlikesini barındırıyor.

Sol, Türkiye ilericiliğine bağımsız kimliği ve ayırt edici nitelikleriyle seslenmek zorunda. Zaman aleyhimize işliyor ve Türkiye ilericiliğinin teslim alınmasını engellemenin tek yolu, Yenikapı'da somutlanan mutabakatın sınıfsal niteliğini, bağımsız bir siyasi hat vesilesiyle göstermek artık.