AKP ve patronlar... Niyetlerini de saklamıyorlar

18/12/2018 Salı
AKP ve patronlar... Niyetlerini de saklamıyorlar

Yalnızca kendi ülkenizde değil tüm dünya düşünüldüğünde dahi hatırı sayılır bir servetiniz olsun, ama bir yandan da ülke yönetiminde söz sahibi olun. Güzel değil mi?

Yok hayır Trump ve kabinesinden söz etmiyorum. Türkiye'de de böyle isimler var. Üstelik tıpkı ABD'de olduğu gibi bir değil birden çok kişi var bu durumda.

Birilerinin gizli servetleri değil konu. O apayrı bir mesele. Açık servetlerden, daha doğrusu servetlerinin açık olan kısmının bile çok büyük olduğu insanlardan söz ediyoruz.

Türkiye Varlık Fonu'nun yöneticilerinden Fuat Tosyalı bu olgunun en karakteristik örneklerinden birisi mesela. 1980'li yıllarda kıpırdanmaya başlayan Tosyalı ailesi bugün Türkiye'nin en zengin ve güçlü aileleri arasında.

AKP döneminde işlerini hızla büyüten, teşvik, af ve daha bilimum yöntemle iktidardan destek alan Fuat Tosyalı, aynı dönemde sınırların ötesinde saldırganlaşan Türkiye kapitalizminin ruhuna uygun olarak yurtdışına yatırım yapmayı da ihmal etmeyen bir patron. Cezayir ve Karadağ'da milyar dolarlık yatırımlara sahip olan Tosyalı, AKP lideri Erdoğan'ın yardımıyla Afrika'da yatırımlar yapmaya da devam ediyor. Senegal'le bir ön anlaşma imzalamış durumda, Etiyopya ise planlar arasında...

Afrika'da Türkiyeli patronlara ve AKP'ye büyük hizmetlerde bulunmuş Fethullahçı çete ile yollar ayrılmış olsa dahi, AKP'nin Afrika sevdası bitmiş değil. Çünkü Türkiyeli patronlar için bu yoksul kıta siyasi ve ekonomik yapısıyla sömürü için uygun olanaklar sunuyor. Tosyalı gibiler de bu fırsatları değerlendiriyor.

İşte böyle bir profile sahip ve AKP'yle lig atlayanlar arasında sayılması gereken Tosyalı artık yalnızca kendi işlerini yönetmiyor, AKP lideri Erdoğan ve damadı bakan Berat Albayrak'la birlikte Türkiye'nin kamunun elinde kalan en değerli varlıklarının ne yapılacağına dair de karar veriyor. 

Ortada bu toplumsal düzen açısından bir gariplik olmayabilir. Bu düzen için bir patronun kamu varlıkları hakkında karar alma yetkisine sahip olması doğal da karşılanabilir. Ama böylesi bir görevlendirme açık ki bu düzeni reddetmek için somut bir sebep. Tıpkı Erdoğan'ın oluşturduğu kabinedeki patron bakanlar gibi... Tıpkı ülkenin turizminin bir turizm şirketi sahibine, belki daha acıklısı memleketin eğitim sisteminin bir özel okul patronuna emanet edilmesi gibi...

Tüm bunlar zenginlerin hakimiyetindeki düzenin işleyişine dair şaşırtıcı bir yan barındırmıyor evet, ama bu görevlendirmelerin tamamı, aynı işleyişin kimlerin çıkarına olduğunu göstermesi sebebiyle hayatını emeğiyle kazananların düzeni reddetmesi için somut bir gerekçe.

Bu düzende kararları hep onları alıyor, hep de onlar kazanıyor. Bu kararların lehlerinde alınması için patronların doğrudan karar mekanizmaları içinde olması gibi bir şart yok elbette. Ama AKP döneminde patronların istek ve çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırılan siyasi yapının ve devlet mekanizmasının pek çok yerinde sermaye sınıfının temsilcileri bilfiil varlar

Bilfiil varlıkları ve karar almaları kadar, o pozisyonlara gelmekten çekinmemeleri, varlıklarını saklama gereğini duymuyor olmaları da önemli. Patronlarla AKP arasında bir mesafe olduğunu düşünen veya hayal eden her düşünceden insanı atılan tüm somut adımlarda yanlışlayacak şekilde, sermayedarlar bu konumlarını ve konumlarını sürdürmekteki rahatlıklarını AKP'ye borçlular.

Tabii, AKP'nin aldığı her karar bütün patronları mutlu etmeyebilir. Dahası, tüm patronların birbirleriyle her konuda anlaşacağı beklentisi de, sermaye sınıfının uzun vadeli çıkarlarının tekil patronların mutabakatından doğacağı varsayımı da yanlış. Ancak AKP'nin genel olarak bu çıkarları bugüne kadar başarıyla temsil ettiği de, AKP'nin kararlarının patronlarla birlikte ve onlar için alındığı da kesinlikle doğru.

AKP lideri Erdoğan, hiç unutulmaması gereken bir toplantıda en büyüklere açıkça OHAL'i sizin için ilan ettik demiş ve patronların OHAL konusundaki endişelerini anlamadığını söylemişti. Yalnızca OHAL'in bu asalakların lehine işlemesinden dolayı değil, her önemli kararda olduğu gibi OHAL'in öncesinde de patronlarla iletişim kurdukları için bazı sermayedarların endişeleri Erdoğan'a tuhaf gelmişti belli ki.

Çünkü en başından beri haberleri vardı ve patronlar bu işlerin hep bir parçasıydı. Tıpkı bu ülkenin karanlık ve acı dolu, talan ve hırsızlıkla yazılmış tarihinin istisnasız her bir anında olduğu gibi.