Kanamalı bir canavar için kan aranıyor

31/12/2018 Pazartesi
Kanamalı bir canavar için kan aranıyor

Korkunç bir belirsizlikten geçiyoruz. Göz gözü görmez bir sis. Soluk da alınamıyor. Bu sisin ne zaman çekileceğini kimse bilmiyor. Daha da patlamaları yaşamış değiliz. 

Devrimini yitirmemiş -şimdilik azınlıktaki- solcuların bu belirsizlikten sosyalist bir hükümet çıkarma hesapları yapması kadar, kaderini kapitalizmin bekasına bağlamış ve solculuk satan -şimdilik çoğunluktaki- çevrelerin demokrasi hayalleri görmesi doğal. Böyle zamanlarda böyle belirsiz cepheleşmeler de olur. 

Her neyse, sonuçta Batı demokrasisi derin bir kriz içinde. Bunu sadece Alman akademyasının kapitalizmin başkoruculuğuna talip yeni yıldızlarından Prof. Dr. Herfried Münkler gibi dikkate değer entelektüel korucubaşları veya Der Spiegel’in Berlin bürosundan Christiane Hoffmann’ın “Amerikan zamanı bitti, Avrupa kendi önüne baksın” mealindeki yorumları ilan ve/veya itiraf etmiyor. ABD’nin öncülüğüne dayalı eski dünya düzeninin tarihe karıştığı, Amerikalı diplomat Richard Haass’ın kaleminden (“Bir dünya düzeninin çöküşü mutlaka felaketle sonuçlanmak zorunda değil” uyarısıyla) Foreign Affairs’in yeni sayısına da makale olabiliyor. Ve tam bu sırada Trump Suriye’den asker çekerek Suriye yönetiminin savunma savaşından başarıyla çıktığını kabulleniyor. Tabii Kuzey Irak’ta konuşlanmaya devam ederek. Erdoğan’a, Putin ve Merkel’den sürekli “ABD sonrası Suriye’de haddini bil” uyarıları geliyor. Dikkatli bir dille. Ama telaşlılar. İyi...

İyi, çünkü bir dünya düzeninin bittiği, diğerinin başlayamadığı, belirsizliğin ağır bir sis gibi beyinlere çöktüğü zamanlardan geçiyoruz. Buna üzülecek falan değiliz. Fakat aradaki paralellik gerçekten şaşırtıcıdır: İslamcı Ankara’nın Türkiye’de cumhuriyet kurumlarını yıkıp yenisini bir türlü kuramaması ve Türkiye’yi şimdi nihai bir içsavaşın eşiğine getirip bırakması biraz da bu dünya düzenindeki krizi andırıyor: ABD çekiliyor da, yerine o rolü üstlenebilecek bir küresel güç gelmiyor ki. İki iktidarsızlık biçimi iç içe sanki... Sermaye düşünsün. 

2018’in son gününde önemli olan gerçekten de şu: ABD artık dünya hegemonluğuna veda etmiş bir yaralı vahşi hayvan. Kanıyor. Her yaralı yırtıcı hayvan gibi de eskisinden çok daha tehlikeli, hesaba gelmez hallerde. Dolayısıyla bu kanamalı canavarın menzilinde ve korumasında bir şeylere ulaşabileceğini sananları pek kanlı günler bekliyor. Ortada bırakılmak en hafifi.  

İktidar mevkiinden “izzet ü ikbal” ile çekilemeyecek, ama orada da kalamayacak durumdaki Washington, yeni dünya düzensizliğinin gerektirdiği güce sahip değil. Sürekli kan kaybediyor. Bütün bu yüklerin altında kalacak. Amerikan rüyası fos çıktı ve Amerikan hegemonyasına dayalı dünya düzeni de tarihe karıştı. Telaş, kaosun tüm sahneye yayılma olasılığından. 

Tabii korkunç boyutlardaki askeri gücüne, kimi kaynaklara göre dünya üzerindeki 1000’e yakın üssüne, 2018’de bu yıl 65 milyar dolar gerektiren yurtdışı askeri operasyonlarına ve devasa silahlanma harcamalarına bakarak tersinden sonuç çıkarmak isteyenler var. Emperyalizmden özgürlük bekleyen zavallılar bunlar. Bazıları solculuk da taslayabiliyor. Görmek istedikleri şu: Dünyadaki tüm askeri harcamaların yaklaşık yarısını tek başına yaparn bir gaspçı devlet, birilerine özgürlük ve devlet bahşedebilir. Evdeki bu hesabın hiçbir çarşıya uymayacağını görmemek için, dünya gerçeklerine göz kapamak ve sermayenin bir kesiminin kanatları altında konuşlanmak yeterli. 

Somut gerçeklik, bu hesapların tutabileceğini göstermiyor. Tam tersine... 

Doğrudur, 2019’da Trump hükümeti ordusu, savunma bakanlığı ve onlarla bağlantılı tüm kalemler için en az 716 milyar dolar harcayacak. Şu kapattığımız 2018’de 692,1 milyar dolarlık “savunma bütçesiyle” ABD, uzaktan bile yanına yaklaşılamaz bir imha makinesi olduğunu göstermişti. Ama dünyanın her köşesinde tokatlanıyor. Bu küresel mezbahanın hemen kapısındaki sosyalizme müdahale edemediğini, bunun kitlesel direniş örgütlenmesi gerçekleştirmiş bir sosyalist düzenin başarısı olduğunu geçerken belirtelim. Hadi Küba’da sosyalizm var, ama ABD dünya emperyalist-kapitalist sistemi içinde de tokat üzerine tokat yiyor. Hem de on yıllardır. Ekonomide belirleyici bir güç olmadığını, bırakın Çin ve Rusya gibi emperyal sistem içindeki “eleştirel rakipleri” karşısında yaşadığı travmaları, Avrupa Almanyası gibi en yakın müttefiki bile sırtını dönerek ilan edebiliyor. Askeri imha gücü dışında herhangi bir kozu kalmayan bir eski dünya hegemonudur diz çöken. Askeri dev, ekonomik cüce kalamaz ve tersi, ekonomik devler de askeri veya siyasi cüce kalamaz. Kaos burada. 

Başka her şey bir yana, bu tablodan eski yıl biterken ilk çıkarılacak sonuç, şu olmalıdır: Böyle bir düşüğün dümen suyunda bir şeylere, bir küçümen etnik-mafya devletine, İslamcıların Türkiye’deki iktidarının devamına veya demokrasiye ulaşabileceği hesapları yapanlar çok yanılıyor. Çökmüş sosyal demokrasiler, illiberal demokrasiler, neofaşist sağ popülizmler kapıda... 

Bu krizin ucu görünmüyor. Yaralı emperyalist canavarların elinden demokrasi şifası bulacağını sananları kaderleriyle baş başa bırakma yılına girdik çoktan. Suriye’deki Trump manevrasından sonra, öyle görünüyor. Bu krizden tanımlanamaz bir demokrasiyle falan değil, sadece yeni, eşitlikçi, merkezi planlamacı ve özgürlükçü bir siyasal iktidarla çıkabileceğimizi düşünmek durumundayız. Farkımız bu. Bu farkı, yani sosyalizmi örgütleyebilirsek, ancak o zaman, emekçi halkların çıkarlarını ve aydınlanmanın tarihsel kazanımlarını koruyabiliriz. 

İçimizdekinden çok, dışımızdaki bir dünya ölüyor ve biz eskiye dönmek istemiyoruz. Eskide yaşanamayacağını biliyoruz.  Kanamalı bu canavara kan arayanları pek tutkun oldukları o canavarla baş başa bırakmak zorundayız. Bunları coğrafyamızın kaderinden çıkarmanın yolunu bulmak zorundayız.

Bütün mesele bu. 2019’a akacak olan da bu: Sosyalizm.