O gün…

22/12/2009 Salı
O gün…

Alacakaranlıktı.

Ölüm sessizliği demek mi doğru, yoksa katillerine yenik düşmüş bir ülkenin iniltili çığlığı mı?

Ama havada, kan-kin -nefret ve düşmanlık kokusu gizliydi.

Kültür Bakanlığı’nın en üst katındaki yemek salonunda, iki dostumun yardımıyla çıktım masanın üstüne.

“Sevgili kardeşler, değerli çalışma arkadaşlarım. İki gündür Maraş’ta kan akıyor. Annelerimizin karnındaki bebekler şişleniyor, her yaştan insan katlediliyor. Önceden saptanmış evler, iş yerleri, mahalleler ateşe veriliyor. Faşizm Maraş’ta cinayetler işliyor, devlet seyrediyor. Sistemin içine çöreklenmiş MHP - ÜGD çetesi ellerinde silahlar, satırlar, baltalarla kitlesel bir katliam yapıyorlar. Bu durumun seyircisi olmak en büyük insanlık ayıbıdır. Buradan, cinayetleri işleyen faşist güruhu lanetliyorum. Susmamalı, tepkilerimizi açığa çıkarmalıyız. Kahrolsun Faşizm.”

Tarih 1978, 23 Aralık. Tam 31 yıl önce.

Kültür Bakanlığı'na bağlı, Milli Folklor Dairesi Başkanlığında ‘Köy Seyirlik Oyunları Araştırmacısı’ olarak çalışıyor, bir yanda da Çağdaş Sahne’de oynuyordum.

Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı idi. Ertesi gün, İl Kültür Müdürlüğü ‘emrine’ sürüldüm, oradan da Çorum İl Kültür Müdürlüğü’ne. O gün istifa ettim.

Maraş’ı bilirdim, daha iki yıl önce ‘Toprak’, ‘Halkın Gücü’ ve ‘Ağalar Cehennemin Dibine’ adlı üç ayrı oyunla, traktör römorkörlerini sahne yapıp tüm Pazarcık köylerini dolaşmıştık.

Köylülerin kendi oyuncularını sarıp-sarmalayışı, kıymetli bir mücevheri korur gibi kurda-kuşa karşı kalkan olup korumaları, bir de düğün yerine gider gibi, akın akın oyunların olduğu köy yollarına kervan misali dizilmeleri, unutulur gibi değil.

Meslek yaşamımda, bir Söke Ovası’nın devrimci isyanı, bir de Pazarcık köylülerinin üretim ve paylaşmayı türkü tadında yaşamaları, derin izler bırakmıştır.

Söke’nin Tüney köyünde, ‘Kör Durmuş’ (Durmuş Uyanık), yoksul, topraksız köylüleri, Devrimci Toprak-İş Sendikası bünyesinde örgütlemiş, toprak ağalarına karşı devrimci bayrağı yükseltmenin neferi olmuştu. Güneş yanığı tenli, kara-kuru bir adamdı, Pazarcıklı kardeşlerim gibi. Hepsinin alnı ak, yürekleri özgür ve şarkıları ortaktı.

23 gün kalmıştık Pazarcık Ovasında. Ardımızda jandarmalar, siviller o köy senin bu köy benim oyunlar oynuyoruz...
Evlerinde konuk oluyoruz canların. Sofralarına ortak olup, cem ediyoruz barış ve kardeşlik için.

Benim için 78’de ateşe verilip, kurşuna dizilenler bu yüreklerdir işte.

Faşizm, Maraş’ta yükselen insanlığın kardeşlik mücadelesinin önünü, ateş ve kan ile kesmek istemiştir.

Dönemin, ÜGD Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’dur.

Olayın elebaşları ise, aynı merkezden ve MHP’den yönlendirilen aynı ‘cinayet’ kadrolarıdır

Şimdi, bu insanlık ayıbı katliamla ilgili edindiklerim ile bazıları mahkeme kayıtları olan biriktirdiklerimi yeniden inceliyorum.

*Ülkücü Gençlik Derneği tarafından getirilen "Güneş Ne Zaman Doğacak" adlı film, 16 Aralık 1978'de Çiçek Sineması'nda gösterime sokulur.

19 Aralık günü 20.00 seansının sonuna doğru, tesiri az bir bombanın patlamasıyla bir tahrik başlar.

Salonda film sırasında sık sık "Müslüman Türkiye" "Milliyetçi Türkiye", “Komünistler Moskova'ya” "Başbuğ Türkeş" gibi sloganlar atılır. (Cumhuriyet Gazetesi)

Filmi izleyenler arasında bulunan bir grup ülkü ocağı mensubu, "Bu bombayı solcular attı" yollu söylemleriyle diğer izleyicileri de tahrik etmek suretiyle, PTT ve CHP binalarına sloganlar atarak yönelmiş ve saldırılarda bulunmuşlardır. (Hürriyet Gazetesi)

Mahkeme tutanaklarına göre:

*Patlamanın arkasındaki kişi, Ökkeş Kenger’den başkası değildir.

*20 Aralık'ta akşam saatlerinde "Alevi ve solcuların çoğunlukla gittiği Yeni Mahalle'de bulunan Akın Kıraathanesi'ne patlayıcı madde atılır ve iki kişi yaralanır.

*Sonraki akşam bir başka bomba da sağ görüşlü Güngör Gençay adlı yurttaşın evine atılır. (Cumhuriyet Gazetesi)

*Aynı akşam (21 Aralık 1978) Maraş Meslek Lisesi öğretmenlerinden Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu (TÖB-DER üyeleri) okuldan evlerine giderken silahlı saldırıya uğrarlar.

*Öğretmenlerden Hacı Çolak olay yerinde yaşamını yitirirken, Mustafa Yüzbaşıoğlu hastaneye götürülmesine rağmen kurtarılamaz!

*Solcu öğretmenlerin cenazeleri önce Maraş Lisesi önünde, ardından da beş bin kişinin katıldığı kortej halinde Ulu Cami'ye doğru yola çıkarılır. (Cumhuriyet Gazetesi)

*Bu arada, sağcı gruplar cenaze törenine saldırmak için geceden çevre il, ilçe ve köylerden adam getirmek için "Komünistler, Aleviler Cuma namazında camileri bombalayacaklar, Müslüman kardeşlerimizi katledecekler. Bunun hazırlığını yapıyorlar. Müslüman kardeşlerimizi katliamdan korumak için toplanalım” yollu çağrı propagandalarında bulunurlar. (Mahkeme kayıtları)

*Öte yandan Maraş Müftüsü de resmi araçlarla kenti dolaşarak, Sünni halkı kışkırtmıştır. (Tanık ifadesi-Meryem Polat)

*Devlet Hastanesi Başhekimi'nin, Cumhuriyet Savcısı'nın zorlamasına rağmen, cenazeleri Cuma namazının bitimine denk getirmesi, işlemleri geciktirmesi başka bir soru işaretidir. (Milliyet Gazetesi)

*Cenaze korteji camiye doğru giderken, polis ve askerler pankartlara kadar her şeyi toplarlar. Bazı yurttaşlar göz altına alınır.

*Cenazeler camiye yaklaştığında toplanan saldırganlar "Komünistler Moskova'ya, Katil İktidar" sloganlarıyla saldırıya geçerler. Taş, sopa, kiremit parçaları, balta ve satırlarla, patlayıcı maddelerle korteje saldırılar başlar. (Mahkeme kayıtları)

*Kortej dağılır ve cenazeler sahipsiz kalır. Cenazeler askerler tarafından Devlet Hastanesi morguna kaldırılır.

*Gruplar halinde kent içine yayılarak Alevilerin yoğun olarak bulunduğu mahallelere saldıran faşistler, önlerine çıkanların canlarına kast etmeye, ev ve işyerlerini tahrip etmeye başlamışlardır. (Tanık ifadesi-Kamil Berk)

*DİSK, TÖB-DER, POL-DER, CHP, TİKP, Tekstil Sendikası ve Sağlık Müdürlüğü binaları yıkılıp yakılır, av tüfeği satan dükkanları talan ederek silahları alırlar. Sokak aralarındaki çatışmalarda üç saldırgan hayatını kaybeder. (Mahkeme kayıtları)

*Bir çok mahallede, sokakta, evde, polisler hiçbir şeye karışmazken, askerlerin bir bölümü saldırıya uğrayanları kurtarmaya çalışırlar. (Milliyet Gazetesi)

*Askerlerin elinden sığınanları alıp kurşuna dizen saldırganlar, Sağlık Ocağından, Devlet Hastanesine getirilenleri kurşuna dizmeye, öldürmeye başlarlar. (Cumhuriyet Gazetesi)

22 Aralık'ta faşistler tarafından başlatılan katliam, beş gün sürmüştür.

Devletin tüm kurumları, yetkilileri ve güvenlik güçleri durumu kontrol edememişlerdir.

Katliam adeta insan avına dönüşmüştür.

Resmi kayıtlara göre 111 kişi, ama gerçeğinde 378 can yakılıp, kurşuna dizilip, boğazlanıp katledilmiştir.

Maraş ölüler kentine dönüşür.

Sonra ne mi olmuştur?

Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi gerekçeli kararında, katliamı planlayıp, uygulayanlar olarak ‘MHP, Ülkücü Gençlik Derneği, MİSK’ gibi yasal parti ve örgütlerle ‘ETKO, Kontr-Gerilla’ gibi illegal örgütlerin adı geçer.

Bu örgüt isimleri, sanık ifadelerinde, tanık beyanlarında ve güvenlik görevlilerinin raporlarıyla, basında çıkan haberlerde yer alır.

Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep, Adıyaman, Hatay İlleri Sıkıyönetim Askeri Komutanlığı 1. Nolu Askeri Mahkemesi’nin gerekçeli kararı sonucu şöyledir:

804 kişi hakkında dava açılmıştır. Bu sanıklardan 29’u ölüm cezasına, 7’si müebbet hapse, 7’si 15-24 yıl arasında, 29’u 10-15 yıl, 259’u da 5-10 yıl arasında, 26’sı ise 1-5 yıl arasında hapis cezası almışlardır.

379 kişi davadan beraat ederken, 68 kişi firarda olduğu, veya dava sırasında ölmüş olduğu için davadan düşerler.

Öte yandan ölüm ve müebbet hapis cezaları dışındakilere 1/6 oranında cezai indirim uygulanmış ve cezaları azaltılmıştır.

Ardından mahkemenin kararı, Yargıtay’ca bozulmuştur.

Yeni yargılama sonucunda da idam cezaları uygulanmamış, böylece ‘Kanlı Maraş’ dosyası sessizce kapatılmıştır.

Bu vahşeti, dünya insanlığının gözleri önünde işleyen caniler, günü geldi ‘vekil’ seçildiler, günü geldi devletin tepesine yönetici yapıldılar, günü geldi başkaca cinayetlerin tezgahlayıcıları oldular. Kara para akladılar, çek-senet mafyalığına soyundular, Susurluk’ta kamyon altından çıktılar, Sivas’ta canlarımızı ateşe attılar, Gazi’de, Ümraniye’de yüreklerimizi dağladılar, üniversite avlularında, fabrika önlerinde ölüm kustular, halkın ekmeğine kan doğradılar.

O gün, alacakaranlıktı. Üstünden tam 31 yıl geçti.

Ölüm sessizliği demek mi doğru, yoksa katillerine yenik düşmüş bir ülkenin iniltili çığlığı mı?

Ama havada, kan-kin -nefret ve düşmanlık kokusu gizliydi!

[email protected]

ÖNCEKİ YAZILARI