Sıkıştıran politikalar

29/09/2016 Perşembe
Sıkıştıran politikalar

 Uluslararası politika ve projeler arasına sıkışıp kalmak orta ve küçük ölçekli aktörler için en zor durumlardan birisidir. Uluslararası politikayı biçimlendiren, ona yön veren aktörler, kendi hegemonyalarını sürdürebilmek için küçük aktörleri gerektiğinde hallaç pamuğuna çevirebilirler. Tarihte örnekleri mebzul miktarda mevcut. Canlı örnekleri ise göz önünde: Suriye ve Ukrayna.

Günümüz Türkiye’si hakkında okuyucu karar versin; Türkiye nereye düşer.

Tersi örnekler de yok değil: Bütün haşmeti ve hışmıyla yüklenmesine rağmen emperyalist güçlerin dize getiremediği küçük ve orta ölçekli aktörler de var. Bu günlerde en tipik örnek Küba.

Geçmişte çok sayıda örnek vardı.

İki Dünya Savaşı arası dönem Türkiye’si de önemli bir örnekti. Aynı bilgi kökü ve akışından beslenen kutsal ittifak mensupları şimdilerde düşman ikiz kardeş olsalar da “yutta barış dünyada barış” ilkesini suç unsuru haline getirmek için adeta yarışıyorlar: Biri darbe bildirisini bu ad ile ilişkilendirdi, diğeri dış politika söyleminde bu ilkeye karşı tavrını yeniden üretmeye çalışıyor.

Sovyetler Birliği’nin var olduğu dünyada emperyalizm dilediği gibi at oynatamıyordu. Bolşevik devriminin yarattığı uluslararası ortam emperyalist güçleri sınırlardı; küçük ve orta ölçekli aktörlerin emperyalizm tarafından hallaç pamuğuna vevrilmesinin önündeki en önemli engellerden bir tanesi Sovyetler Birliği’nin varlığı ve alternatif sistem potansiyeli idi.

Rusya Federasyonu Sovyetler Birliği’nin rolünü üstlendi mi? Hayır. Altını çizerek söylemekte yarar buluyorm: Bütün eleştiriler hesaba katıldığında dahi Sovyetler Birliği kapitalizme alternatif bir sistemin varlığından hareketle uluslararası politikada duruş sergilerdi. Rusya Federasyonu’nun böyle bir iddiası yok, çünkü Rusya Federasyonu kapitalizmin bir versiyonu üzerinden yapılandırıldı ve günümüzde uluslararası politikada duruşunu kapitalizme uygun sergilemektedir.

Konuyu açmak için en basit ve açıklayıcı bir örneği verelim. Suriye vakasında çatışan doğal gaz boru hatları projelerine bakalım. ABD ve AB’nin önemli aktörlerinin savunduğu doğal gaz boru hattı Katar’dan başlayıp Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşması öngörülürken, Rusya yönetimi İran’ın başını çektiği İran’dan başlayıp, Basra, Suriye ve Lübnan üzerinden Akdeniz’e ve oradan dünya pazarına ulaşması öngörülen projeyi destekledi. ABD ve Avrupalı güçlerin önerdiği proje Rusya’nın enerji ihraç edebilme potansiyeline halel getirebilir, buna mukabil İran’ın önerdiği güzergahın hayata geçirilmesi oldukça sorunlu ve İran’Rusya’yı karşısına almayan fiyatlandırma yapabilir, böylece Rusya için İran’ın önerisi tercih edilebilir. İki projenin de uygulanamaması Rusya için ideal istendik bir durum olabilir.  

Salt burada adı geçen projeler yüzünden Suriye yıkıma uğratıldı demiyorum, dikkat çekmek istediğim nokta şu: Suriye bu projeler arasında sıkıştı kaldı.

Açıkça söylemek gerekirse, Batı (ABD ve Avrupalı güçler) Suriye’yi yıkıma uğratacak politikaya bağlı projeleri (IŞİD ve İslamcı kalkışmalar) dolaylı yollarla finanse etti, askeri destek verdi, böylece Suriye yıkıma uğratıldı. Bu yıkım kapitalizmin neo-liberal versiyonuna uygun düştü ve hızla gerçekleştirildi. Bütün bunlar kapitalist sisteme aykırı değil, uygun düşer. Rusya yönetimi de bu bağlam içinde duruş sergiledi. Boru hattı projelerinden tutun, Rusya’nın Akdeniz havzasından dışlanmasının önüne geçmek için Suriye’de konuşlanmak isteyişi, Hazar denizinden fırlattığı füze ile Suriye içlerinde istediği hedefi vurarak silah teknolojisini pazara, görücüye çıkarması vb durumlar da görüldüğü üzere kapitalist sistem içi uygulamalardandır.     

Ukraynayı başka bir yazıda ele alalım.

Suriye vakasında görüldüğü üzere, uluslararası politika ve çatışan projeler kapitalist sisteme öykünen küçük ve orta ölçekli aktörleri hızla hallaç pamuğuna çeviriyor. Beşar Esad iktidara geldiğinde kapitalizme karşı çıkmadı, öykünmek istediği örnekler aradı. Uluslararası politika Türkiye’yi Ortadoğu’ya model ülke olarak sundu. Obama yönetimi Türkiye ile model ortaklık kuracaktı, kurdu da. Sonuç ortada. Değil mi?

Suriye, küçültülmüş veya parçalara ayrılmış halde varlığını sürdürse bile perçinlenmiş bağımlılık ilişkisinden kurtulması kapitalizm içinde mümkün olamayacaktır.

Aynı doğrultuda, Suriye arazisinden üretilecek küçük ölçekli yerel güçlerin akıbeti de benzer olacaktır. Liberaller buna karşılıklı bağımlılık diyorlar. Doğrusu liberlizmin bütün versiyonlarına yakışır.