Solun Kaçacak Yeri Kalmadı

11/02/2009 Çarşamba
Solun Kaçacak Yeri Kalmadı

Türkiye'de solun toplumsal tabanının çok ötesinde bir ağırlığı olduğu açık. Hiç kuşkusuz, bunda Türkiye burjuvazisinin sosyalizmi her ne olursa olsun somut bir tehdit olarak algılayıp, anti-komünizmden hiç vazgeçmemesinin payı büyük. Bu kadar saplantılı bir sol düşmanlığının solu her durumda gündemde tutması normal karşılanmalı. Ancak sola da haksızlık etmemek gerekiyor. Bizim bütün "iç" şikayetlerimize karşın, sol bu topraklardan sökülüp atılamadıysa ve onca yıldan sonra hâlâ hızlı bir büyüme için koşulları zorlayanlar meczup muamelesi görmüyorsa, solu var edenin yalnızca "düşmanlık" olmadığını söyleyebiliriz.

Zaten Türkiye'de burjuva siyasetinin kendi içindeki taraflaşması da, kullandığı dil de, solun ülkedeki temel referans noktalarından biri olduğunu kanıtlamakta. Sol hiçbir şey yapmasa, sussa, güncel siyasetten elini ayağını çekse, sağ onunla ille uğraşacak. Çünkü bugün sermaye sınıfının ülkeye ve halka dönük saldırıları, doğrudan solun tutunduğu, nesnel olarak tutunduğu direnç noktalarını hedef alıyor. Türkiye solunun birçok kesiminin anlamadığı tam da bu.

Özelleştirmeleri ele alalım. Yıllardan beri "son komünist devleti yıkıyoruz" lafını işitmiyor muyuz? Saçma ama saçmalıktan ibaret değil! Biz neye takılıyoruz ve itiraz ediyoruz hemen "nereden çıktı bu komünist devlet, Türkiye bal gibi kapitalist bir ülke"!

Tamam, sosyalizmin adını kirletmelerine izin vermeyelim, tarihi çarpıtmalarına imkan tanımayalım ama mücadeleden neye kaçıyoruz? Erdoğan "özelleştirmelere karşı çıkanlar komünist zihniyette olanlardır" deyince, bize düşen "filanca komünist değil, falanca solcu sayılmaz" türünden düzeltmeler yapmak olmamalı. Kavgaya davet ediyorlar bizi ve diyorlar ki, özelleştirmelere, piyasaya karşı çıkanlar komünistlerdir, solculardır. Yalan mı?

Bu çapta bir tahribata yol açarken "sola vurmak gerektiği"ni biliyor, en azından seziyorlar.

Sola oynamayı bu nedenle hiç ihmal etmiyor, Nazım Hikmet'e bu nedenle vatandaşlık veriyorlar.

Sola şirin gözükmek değil dertleri, düpedüz yok etmek istiyorlar... Fetihçi zihniyet burada da geçerli... Nâzım'dan kurtulmak için ona "sahip" çıkıyorlar.

Ergenekon sürecine dikkatle bakın... Ben çevreme aylar önce bu tuhaf davada ihalenin İP'e kalacağını ısrarla söylüyordum. Şimdi iş oraya doğru gidiyor, çünkü İP öyle ya da böyle bu sürecin "sol"unda durmaktadır ve sistem "sol"dan yemeyi tercih etmektedir.

Ergenekon operasyonunun meşruiyet elde etmesi için "sol"dan icazet alması gerektiğini düşünenlerin denemedikleri yol kalmadı. Sol çok güçlü olduğundan mı? Yoksa, solun Türkiye'nin daha fazla piyasacı, Amerikancı ve gerici olması için yürütülen uğraş sırasında yok edilmesi gereken bütün mevzilerin doğal sahibi durumunda olduğu mu biliniyor?

Çok açık ki, ikincisi.

Bu nedenle "destekle" en azından "karışma" diyorlar. Solun paşalara, kontrgerilla artıkları ve uzantılarına, özel harekatçılara arka çıkmayacağını hesaplıyorlar elbette. Ama asıl murad ettikleri, solun Ergenekon operasyonunun kuyruğuna takılıp kendine ait mevzileri de terk etmesini sağlamak.

Ne yazık ki, sol sermaye sınıfı açısından ne denli baş ağrıtıcı bir direnç unsuru olduğunun farkında değil. Emperyalistlerin ve işbirlikçilerin Türkiye'yi dönüştürme planı hayata geçirildikçe, sol sürekli taciz ediliyor, fiziki darbelere maruz kalıyor ama bunun bilincine varanların sayısı son derece az. Sistem içi, düzen içi gerilimler saptaması, bir yerden sonra solu atıllaştırıyor. Devletin içindeki hesaplaşma ve çekişmeler gözleri kör ediyor, solun ister istemez bir kavga içinde olduğu anlaşılmıyor.

Türkiye'de emeğe saldırı olarak formüle edilen, piyasa tahakkümünü pekiştirici ve sınırsızlaştırıcı politikalar, bugünkü etkisizliğine rağmen, solun siyasal ve ideolojik varlığı sayesinde hız kesmektedir. Gericilik, solu bu ülkeden çıkarın, nihai zaferini çok değil, birkaç yılda ilan edebilecek rahatlıktadır. Emperyalizmin bu coğrafyaya penetrasyonunu yavaşlatan da soldur.

Bilmeliyiz ki, solda bir yol ayrımı yok, solda bir ölüm-kalım savaşı var. Bugünün Türkiyesi'nde sabah akşam Abdülhamit övgüleri yapılır, Yeni-Osmanlı teranesiyle sürekli kafa ütülenir, yaşam işçi sınıfı için dayanılmaz hale getirilirken solu piyasacılığa, Amerikancılığa, gericiliğe karşı konumlandırmayanlar, Türkiye'nin direncini, daha somutu Türkiye'de solun direncini kırmak isteyenlerle işbirliği yapacaklardır.

Soldaki tartışma hangi önceliklerle hareket edileceği değil, solun kendini var eden biricik zeminde mücadeleyi kabullenip kabullenmeyeceğine ilişkindir. Gericilikle mücadele gündemden düşsün, Kürt kimliğine ağırlık verilsin emperyalizme karşı mücadele fazla önemsenmesin, demokratikleşme üzerinde durulsun piyasa tahakkümüne karşı çıkış ertelensin, sivilleşmeye omuz verilsin, artık farklı bir sol söylem olmaktan çıkmıştır. Çünkü, sermaye, hadi sağ diyelim, yolunu tıkayan solla hesaplaşmaya soyunurken, o solu başka bir yerde konumlandırma girişiminin "bir başka sol" olarak meşruluk kazanabilmesi, solun varyantı olarak görülmesi mümkün değildir.

Piyasacı, gerici, Amerikancı dalga ya solun üzerinden geçecek ya da sola çarpıp kırılacaktır.