Ütopyası olmadan yaşayamaz insan!

30/03/2019 Cumartesi
Ütopyası olmadan yaşayamaz insan!

1989’da reel sosyalizmin bir karşı devrimle çözülmesinin sembolü “Duvar”ın yıkılması oldu. Aslında duvar bütün dünyada emekçi sınıfların, aydınların ve ütopyalarımızın üzerine yıkıldı.

Artık tarihi yapacak, toplumu ileriye taşıyacak özne kalmamıştı.

Buna “Elveda Proletarya” dediler.

Artık devrim öncesi, devrim sonrası ayrımı kafalardan silinmişti.

Bunu “Tarihin Sonu” diye adlandırdılar.

İnsanın doğayı ve toplumu bir bütün olarak algılamasına ve tarihsel referanslarla üzerinde düşünmesine, bilimsel bir görüş geliştirmesine gerek kalmamıştı.

Buna “Postmodernizm” dediler.

Emekçi sınıfların daha iyi ve güzel, sömürüsüz ve eşitlikçi bir toplum kurma hayali ve iradesi kötülendi.

Bunu da “Toplum Mühendisliği” diye karaladılar.

Eğer bir insanın geleceğe dair bir tasarımı, bir kurtuluş fikri, bir umudu yoksa ona istediğinizi yaptırabilirsiniz.

Yeri geldi, emekçileri kuralsızca çalıştırdılar, tersanelerde, inşaatlarda canlarına kıydılar, yeri geldi cihadın askeri yaptılar, yeri geldi borçlandırıp tüketimin esiri haline getirdiler.

Ama çok geçmedi, duvarın çöküşünden tam 30 yıl sonra dünya iktisadi, siyasi, ideolojik bir çürüme ve çöküşün eşiğinde buldu kendini.

Sosyalizmsiz geçen 30 yılda kapitalizm her açıdan yolun sonuna geldi.

Şimdi dünyanın her yerinde bir şeyler oluyor.

Birkaç yıl içinde Ovacık’ta ütopya yeniden canlandı.

Ortak üretim, dayanışma, çocukların gelişimi, ortak iradenin şekillenmesi, kadınların eşitliği…

Bu fikirlerin estirdiği rüzgâr bugün yerel seçimlerde komünistlerin bayrağını her yerde dalgalandırdı.

Topluma ait bir gelecek tasarımı bir güneş gibi yavaş yavaş yükseldi ufukta:

Emeğimizle üretilen her şey topluma ait olacak.

Kimsenin işsiz, okulsuz, aç kalmadığı dünyada emek patronlara değil herkese ait olan üretim birimlerinde yoğunlaşacak.

Kadınlar eve, emekçiler yaşam boyu süren ağır işlere mahkûm olmayacaklar. Üretim birimlerinin her biri en gelişkin üretime sahipken, emekçileriyle birlikte felsefenin, bilimin, sanatın, tekniğin, eğitimin, sağlığın bütünleştiği yerler olacak.

Halkları aşağıladıkları, düşmanlaştırdıkları, şovenizmi yaydıkları ve savaşların çıkartıldığı ulusal sınırlar eriyecek, çünkü her üretim biriminin çıktısı bir diğer üretim biriminin girdisi olduğu için üretimin toplumsallaşmasının geldiği düzey sınır tanımayacak.

Bugünün olanaklarıyla kolaylaşan merkezi planlama toplumun eşit ve özgür gelişiminin garantisi haline gelecek.

Bugün hemen bütün toplumsal kaynakları yutan ver emekçi halkların üzerine doğrultulan silahlara yapılan harcamalar sonlanacak, silahlar sadece geçmişin karanlığının anlatıldığı müzelerde görülebilecek.

Bugün silahlanmaya, gereksiz bir tüketime ayrılan, israf edilen ve özel kasalarda para olarak stoklanan dünyanın kaynakları ve zenginliği, kapitalizmin yol açtığı çevre ve sağlık sorunlarının halledilmesi için kullanılacak.

Bu mümkün mü?

Evet, 1917’ye göre dünya buna çok daha fazla hazır. Sosyalizmin deneyimleri, bilimsel veriler, kapitalizmin biriktirdiği sorunların yakıcılığı nasıl heyecan verici bir eşiğe geldiğimizi kanıtlıyor.

Bu pazar yapılacak seçimler; ütopyasını yitirmişler, gözüne düzenin pisliği yapıştığı için ışığın nereden geldiğini fark edemeyenlerle, bir ütopyası, toplumsal bir gelecek kurgusu olanlar arasında gerçekleşecek.

Seçimlerin aydınlık, sömürüsüz, eşitlikçi ve özgür bir dünya hayalini güçlendirmesi dileğiyle…