Neden Boykot?

24/01/2015 Cumartesi
Neden Boykot?

Çocuklarımız dün karnelerini alarak yarıyıl tatiline çıktılar. Tatil çok güzeldir, tatilden dönüşün heyecanı da.

Bu sefer çocukları okuldan döndüklerinde bir aydınlanma haftası bekliyor olacak. 13 Şubat’ta veliler “Bilimsel ve Laik Eğitim” için çocuklarını okula göndermeyecekler. Birleşik Haziran Hareketi’nin ve Alevi Örgütlerinin çağrısıyla bir günlük okul boykotu gerçekleştirilecek.

Veliler ortak imzalı dilekçelerle eğitimde gericileşmeye, zorunlu din eğitimine ve özellikle son Şura kararlarına itiraz edecekler. Okula gitmeyen çocuklar ise uygun koşullarda bir araya gelerek aydınlanma mücadelesini anlatan seminerlere katılacaklar, birlikte eğlenecekler.

Ama neden eğitim boykotu? Türkiye’de başka mesele yok mu?

AKP’nin karşı devrimci bir parti olarak, muhakkak Türkiye sağının özelliklerine yaslanarak ama sermaye sınıfı ve emperyalizm tarafından şekil verildiği ve bir misyonla donatıldığı biliniyor: Geçen yüzyılda işçi sınıfının dünya çapındaki zaferlerinin dolaylı da olsa etkilediği rejim değiştirilecek, kazanımlar geriletilecek ve Türkiye uluslararası sermayeye teslim edilecekti.

Bunu başardılar.

Şimdi, AKP’nin ömrünü doldurduğunu ve sermayenin değişmiş olan rejimi daha az toplumsal karşıtlık üreterek yönetecek alternatif bir siyaset arayışı içinde olduğunu biliyoruz. 

Zaman giderek daralıyor.

İktidara sımsıkı yapışan, toplumu hızla gericileştirmekten başka çare bulamayan ve emperyalist dünyada yeni roller kapmaya çalışan AKP’yi kim götürecek?

Halkın örgütlü gücü mü, yoksa parlamento aritmetiğine sıkışmış, liberal ve sahtekar demokratların koalisyonu mu?

Evet zamana karşı bir yarış!

Emekçi halk ülkenin kaderini, çocuklarımızın geleceğini kendi örgütlü gücüne dayalı bir iradeyle mi belirleyecek, yoksa yalancıların, burjuva ajanlarının peşinden sürüklenmeye devam mı edecek?

Mesele budur.

Bu nedenle, AKP’nin çaresizlikle yüklendiği okulların dini bir kuruma dönüştürülmesi ve halkın buna duyduğu tepki, üzerinde örgütlü bir halkın kendini test edebileceği bir meşruiyet krizine işaret ediyor.

Emekçi halkımız izole edildikleri evlerinden ve televizyon başından kalkıp birbirlerine ellerini uzatabilecekler mi?

Kalıcı ve gelişmeye açık bir siyasi bilinç geliştirebilecekler mi?

Kendi örgütlü güçlerine dair bir özgüven oluşturabilecekler mi?

Karanlık bir geleceksizliği aydınlığa kavuşturacak tek gücün ellerinde olduğunu, o büyük gizil gücü fark edecekler mi?

O zaman, şimdi Birleşik Haziran Hareketi’nin meclislerine koşalım.

Yarıyıl tatilini ev eve dolaşarak velilere neyle karşı karşıya olduğumuzu açıklayalım.

Annelerle, ev kadınları ile sayısız toplantılar yapalım.

Aydınlanma mücadelesinin neden eşitlik ve özgürlük mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu anlatalım.

Bu mücadele, karanlığı yırtıp atmaya, aydınlık bir geleceği kendi ellerimizle yaratmaya adanmıştır.

Her durumda 13 Şubat başarılı olacak ve geride bıraktığı deneyim, mücadelemize ışık tutacak.

Yolumuz açık olsun.