AKP'ye vurunca liberallerden ses getirmek

Şimdi, otoriterliğe ve aşırı uçlara karşı, normallerin saldırısı başlıyor. Ancak hala ellerinde bir plan yok. Boşluk da, kriz de işte burada: AKP’ye vurunca, liberallerden de ses gelecek...
Erman Çete
Cuma, 23 Ocak 2015 13:19

Bazıları köşesine çekildi, sırasını bekliyor… Bazıları havlu attı, torun büyütmeye başladı. Bazıları işsiz kalmamak için AKP’nin hık deyicisi olmaktan vazgeçmedi; reis ne kadar kütse, onlar da aynı şekilde devam ediyorlar.

Ancak geri kalanları var ki, Türkiye’de ve dünyada yeni bir belirsizlik hali hüküm sürerken, yeniden bir araya gelmeye, öbekleşmeye, “toplum mühendisliği”nin müstesna örneklerini bir kez daha sergilemeye başladılar.

Hayvan dergisi ile birlikte sönümlenen, belki de uykuya yatan, aylık “bulamaç, ama uzaktan bakınca sol görünümlü” dergiler yeniden ortaya çıkmaya başladı. Ot’u, Fil’i, Kafa’sı… Kimler yok ki aralarında; gedikli liberallerden harbi solculara, Afili Filinta İslamcılardan delikanlılık kontenjanından yer bulanlara… Hepsi AKP’den hoşnutsuz, hepsi arayış içerisinde. Ararken, yeraltında gezinip alt kültürlere de bulaşıyorlar. Bulaşırken, başkalarına da bir model sunmaya çalışıyorlar. Hem arıyorlar, hem aratıyorlar. AKP artık sıktı, hatta bozdu: İçerik de biçim de aynı olsun, ama olsun, artık yeni şeyler söylemek lâzım.

Yani, anlaşılan, eski ekip yeniden toplanıyor.

LİBERAL DEMOKRAT İTTİFAKIN SERENCAMI
Hrant Dink cinayetiyle oluşan, Ergenekon operasyonlarıyla perçinlenen liberal koalisyon, AKP’nin Cumhuriyet’i ortadan kaldırmasıyla birlikte, haliyle yola nasıl devam edeceğine dair bir yol ayrımı ile karşı karşıya kaldı.

AKP operasyonunun entelektüel taşıyıcısı olan bu ittifak, kâh KCK’de, kâh Şike Davası’nda, kâh Devrimci Karargâh’ta sarsıldı, ancak öyle ya da böyle bir doğrultusu vardı. Doğrultu, askeri vesayetin tasfiyesi, ekonomik liberalizasyon, Cumhuriyet’in dayandığı siyasi kurumların başkalaştırılması ve “özgürleştirilmesi”, Cumhuriyet’in ideolojik yapılanmasının dumura uğratılması, onun boy attığı zeminin ortadan kaldırılması ve bir bütün olarak Türkiye’nin düzeninin yeniden yapılandırılmasıydı.

Şimdi, bir fiyaskoyla karşı karşıyalar. 

Fiyaskonun kendisi, aslında deterministik bir yan barındırıyor. Cumhuriyet zemininin ortadan kaldırılmasıyla açılan kutudan çıkacak kötüler için, perşembeyi beklemeye gerek yoktu. Çözülen Cumhuriyet’in yerine konacak olan 2. Cumhuriyet’in ya da Tayyibistan’ın hem içeride, hem bölgede, hem de uluslararası arenada dikiş tutturamayacağı açıktı. Çöküşten önce de belliydi, çöküşten sonra da apaçık. Tayyibistan dikiş tutmazken, liberallerin can kulağıyla dinlediği Avrupa’dan da çatırdama sesleri geliyor, herkes yeni ittifakların peşinden koşuyor. Syriza ve Podemos derken, Paris katliamı imdada yetişiyor. Avrupa değerleri ve “aşırılıkla mücadele” baş sıraya yerleşiyor.

Liberaller, model bulamıyorlar belki ama, pusulalarını tekrar buluyorlar. AKP’den kurtulamıyorlar belki ama, toprağı havalandırma ve güç gösterme şansı elde ediyorlar. 

YANDAŞKEN DE, KARŞITKEN DE HAKLI OLMAK
Liberallerin AKP yandaşlığı, en hafifinden, dönüştürülen Türkiye ile pozitif bir ilişkiye girilebileceği düşüncesine yaslanıyordu. 

Bu ilişkinin pozitif olamayacağına dair uyarılar, eleştiriler ve tepkiler ise, o dönemde liberaller tarafından “niyet okumakla” damgalanıyordu. İlginç olan, her zaman haklı ekibin bugünkü en başarılı temsilcisi Nuray Mert’in bugün de aynı damgayı eline alıp sağa sola ayar vermesi.

Nuray Mert, yazının başlarında bahsedilen kümelenmenin simge mecrası olmaya aday Diken’de yazdığı bir yazıda (1 Eylül 2014) AKP’nin İslamcılığını o zamanlarda dile getirenleri yalnızca niyet okumakla değil, aynı zamanda “kemalist” olmakla da suçluyor. Mert, “...içinde benim de olduğum farklı bakış açılarına sahip birçok demokrat, Kemalistlerin bizi zorladığı ‘niyet okuması’nı reddettik. Bu, sonuna kadar doğru bir yaklaşımdı. Unutmayalım, niyet okuma, otoriter bir siyaset yaklaşımının ifadesidir; karşınızdaki kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın, onu dışardan ve çoğunlukla üstten tanımlama tavrını yansıtır. Yine unutmayalım, en büyük iktidar ‘tanımlama iktidarı’dır.” diyordu.

Mert, aynı yazısında, AKP’ye verdiği destek nedeniyle kandırılmadığını ispat için, “İslamcı geçmişten gelen bir siyasi çevre, pekala demokratik siyaset alanında özgürleştirici olabilirdi; nitekim olmadı da değil” diyerek, sorunun AKP’de değil, ona sınırsız kredi veren demokrat tembellikte olduğunu da vurguluyordu. Yani AKP de İslamcı bir siyasi çevre de, objektif olarak özgürleştirici etki yaratabilirdi ve yarattı da. 

Ancak zurnanın zırt dediği nokta, Mert’in AKP’ye nasıl muhalefet edileceğine dair yazdıkları. Nuray Mert’e göre, AKP’ye karşı muhalefet, “demokrasi-otoriterlik çerçevesinde gelişmek yerine dindarlık-muhafazakarlık kuşkusu çerçevesinde gelişti.”

Mert’e göre, demokratın sorunu dayatmayla olmalı. Örneğin nasıl imam hatiplere yönelik negatif ayrımcılığa karşı çıkıyorsak, pozitif ayrımcılığa da karşı çıkmalıydık. Sorun dinsel sembollerde ve referanslarda değil, dinli ya da dinsiz dayatmalardaydı. 

Mert, “Bu benim davam değil: ‘Yeni Türkiye’nize toptan karşıyım” başlıklı yazısında da, “Soğuk Savaş dönemi sağcılığının meşum izleri, sığ bir İslamcılık misyonu, yarım yamalak Osmanlı bilgisi üzerine inşa edilen derme çatma gelecek tasavvurları, kaba ilahiyatçılık, açgözlü piyasacılığın sonu Türkiye’yi yönetememek oldu” diyerek, aslında gerçekçi bir tespit yapıyordu. AKP, Türkiye’yi yönetilemez hale getirmişti, ya da o noktaya doğru gidiyorduk. Bu durumda, Türkiye’nin yönetilmesi için, AKP’nin yapacağı sanılan normalleşmenin sağlanması için, bir türlü oturtulamayan düzenin restorasyonu için muhalefet yapmak gerekecekti.

AKP KARŞITLIĞI: TABİİ Kİ DEMOKRATİZM
Nuray Mert’in savunduğu türde AKP karşıtlığının çıkmazı tam da burada: Bir restorasyon için, öncelikle elinizde oturmuş bir düzen olması gerekir. Oysa yalnızca Türkiye için değil, özellikle Avrupa ve Ortadoğu’da da yakın gelecekte bir “kurulu düzen” olasılığı görünmemektedir.

Ancak hepsi bundan ibaret de değil. Her koşulda haklı çıkmayı başaran demokratizm, el çabukluğu marifetiyle, AKP karşıtlığının da biricik temsilcisi haline getirilmektedir. İslamizasyonun ve bir süreç olarak Cumhuriyet’in tasfiyesinin, gayet otoriter bir şekilde cereyan etmediğini, aslında doğal bir süreç olarak Türkiye’nin bir yerden alınıp başka bir yere koyulduğunu varsayan bu düşünce, aslında Türkiye’yi kendi aslî mecrasına kavuşturduğunu, 100 yıllık parantezi kapattığını vazeden AKP akıl yürütmesiyle birinci dereceden akraba. Zira Nuray Mert ve diğer AKP karşıtı liberallerin/demokratların gizlemek istedikleri gerçek, tam da bu sürecin özsel olarak AKP tipi bir “anomali”yi bağrında taşıyor olması. Marx’ın Grundrisse’de, “hayret verici bir mantık ve diyalektik tersine dönüş” dediği, eşdeğerlerin mübadelesinden emeğin mülkiyet hakkından kopartılışına geçiş, Nuray Mert gibilerin şaşkınlığını ve öfkesini de net bir şekilde betimliyor. AKP Türkiyesi’nde yapılacak küçük bir arkeolojik kazı bile, özgürleştirici dinamiklerin piyasanın ve gericileşmenin özgürlüğü olduğunu, demagojik eşitlik ve halkçılık söyleminin kifayetsiz muhteris İslamcı sermaye gruplarının eşitliği olduğunu göstermeye yeter. 

İMDADA YETİŞEN PARİS KATLİAMI
Charlie Hebdo katliamı ve sonrasında gelişmeye başlayan iklimi, bir de bu gözle değerlendirmek gerekiyor. Avrupa değerleri ve aşırıcılıkla savaş teması, sınıflar mücadelesinin hala arenası olan Avrupa’yı tahkim etme arayışının bir ürünü. Bu bağlamda, Le Pen ve Ulusal Cephe’nin büyük Paris yürüyüşünden dışlanması tesadüf olamaz.

Türkiye’deki demokratlar da bir süredir aldıkları kokunun aromasının değiştiğini fark ettiler elbette. Kan dökmek, politik mücadelenin yalnızca Ortadoğu’ya özgü olan biçimi değil. Şimdi, otoriterliğe ve aşırı uçlara karşı, normallerin saldırısı başlıyor. AKP karşıtlığı ise, tam da bu dikotominin içerisine yerleştirilmeye çalışılıyor. Kapitalizmin ve “demokrasi”nin, AKP’siz de işleyebileceğine dair kanıt arıyorlardı. Aradıkları kanıtın bir bölümünü, Paris’te buldular. Ancak hala ellerinde bir plan yok. Bu nedenle, AKP’ye saldırırken, 12 yıldır AKP’nin karşısında pek de falso yapmadan duran sosyalizme de vurmak zorundalar. 

Boşluk da, kriz de işte burada: AKP’ye vurunca, liberallerden de ses gelecek...


* soL Dergisi'nin 18-24 Ocak 2015 tarihli 24. sayısında yayımlanmıştır.