Sanal gerçeklik: Ne ölçüde gerçeği yansıtabilir?

İnsan toplumunu tümüyle sanal ortama taşımak mümkün olur mu? Ya da sanal gerçeklik insanların iletişiminde bariyer olan zaman ve mekan farklılığını tamamıyla ortadan kaldırıp, insanlığın temel iletişim mekanizması olabilir mi?
Anıl Çınar
Perşembe, 05 Ocak 2017 10:08

İnsan toplumunu tümüyle sanal ortama taşımak mümkün olur mu? Ya da sanal gerçeklik insanların iletişiminde bariyer olan zaman ve mekan farklılığını tamamıyla ortadan kaldırıp, insanlığın temel iletişim mekanizması olabilir mi?

Bunlar egzersizi seven uçuk bir zihnin dile getirdikleri değil, şu sıralar heryerde görebileceğiniz makalelerin, dizi senaryolarının hatta “felsefe” konularının alışılageldik başlıklarından.

Dünya şu haliyle, olduğu gibi sanal ortama geçecekse insanların bunu pek de tercih etmeyeceği bir dönemden geçiyoruz.

Çünkü gerçeklik, çelişkilerden, sınıfların mücadelesinden oluşuyor. Yani kârının peşinden koşan egemenlerin, göze batan bu çelişkileri sanal dünyada da göstermemek için çabalayacağı açık.

Durum böyleyse, neden en büyük bilişim şirketleri buraya yatırım yapıyor, neden bu şirketlerin patronları ve onları övmeyi pek seven uzmanlar bu yeni teknolojinin devasa olanaklarından bahsedip duruyorlar?

Çünkü asıl odaklandıkları, insanların iletişim kurma ortamına hakim olmak, onların verilerini ranta çevirmek. Kârın bilgiye hakimiyetle geldiğini bilenler için yeni teknolojinin örneğin eğitim ya da sağlık uygulamalarında kullanılıyor oluşunu anlatmak  kârı meşrulaştırma çabası oluyor.

Bilgiye hakimiyetin yeni biçimi

Sanal gerçeklik önemli; çünkü iletişim araçları her zaman kitleleri etkilemenin, rıza göstermelerini sağlamanın ya da gözlemlemenin aracı oldu. Önemli, çünkü bunun için muazzam olanaklar sunuyor.

Bu alanda henüz başlangıç denilebilecek ürünler çıkmasına rağmen insan mimiklerini, göz ve vücut hareketlerini, bir duruma verilen reaksiyonun en önemli verilerini elde etmek için araçlar geliştirildi bile. Hatta Facebook kendi sanal gerçeklik ürününü vücut hareketlerini algılayan sensörlerle satışa çıkarmış bulunmakta.

Üstelik tüm bu verilerin “kullanıcıya daha iyi bir gerçeklik ortamı yaratmak adına” toparlandığı da bir  sır değil. Aynı motivasyon, hâlihazırda internet ve sosyal medya için de geçerli. Kullanıcının internetteki her tür ayak izi kişiselleştirilmiş reklamlar oluşturmak ve bundan para kazanmak için kullanılıyor.

İnternette ne aradığınız ya da sosyal medyada ne paylaşıp neleri beğendiğiniz önemli veriler sunuyor; fakat sanal gerçeklikte göz - vücut hareketleri ve mimikler duygusal - düşünsel refleksleri tanımlamak için eşsiz veri kaynakları sunuyor.

Sanal ama ne kadar gerçeklik

Sanal gerçeklik aslen görsel algıda yarattığı etki sayesinde gerçekmiş gibi bir deneyim yaratıyor. Derinlik algısı, görüş açısının çevreleyeciliği ve vücut hareketlerinin bu görüntüyle birlikte gitmesi sayesinde beynin o güne kadar oluşturduğu algı birikimi harekete geçiriliyor. Bu öyle güçlü bir tetikleme sağlıyor ki sanal gerçeklik gözlüğüyle yere düşen kullanıcı sayısı çokluğundan komik videolar türetildi bile.

Görsel uyaranın insan için uzay-zamanı kavramada ne gibi büyük bir rol oynadığı ayrıca tartışılabilir; ancak şunu biliyoruz ki sanal gerçeklik görsel ve işitsel etkisinin gücüyle, aslında insanın o zamana kadar oluşturduğu bir algısal birikimi tetikliyor. Bu birikim insanların birbiriyle kurduğu ilişki sayesinde, yani toplumsal ve tarihsel olarak oluşuyor.

Yani sanal kurgunun gerçeklikle bağlantısı hassas bir dengede bulunuyor; fakat beyin aynı zamanda düşünsel olarak elastik olduğundan dış uyaranlar ve beynin kendi kendini uyarması algıda değişimler oluşturabiliyor. Hatta bu yüzden, bir süredir, psikolojik ya da fizyolojik sorunları olanları terapi etmek için tedavi aracı olmakta.

Önemli olan bunun gerçekte yaşadığımız çelişkilerle ilişkisinin ne olduğudur; çünkü sanal gerçeklik ideolojik bir araç olarak kullanılmak için olanaklar da yaratıyor. Bir tür sanal gerçeklik uygulaması diyebileceğimiz* Pokémon Go oyunu bunun için kitlesel bir veri de sunmuş oldu. Kitlelerin sanal karakterleri yakalamak uğruna yapabileceklerini gözlemlemek oldukça ilginç bir deneyimdi.

Tüm bunlar, bu teknolojileri geliştirenlerin ve bundan kâr elde edenlerin her şeyi kontrol edebileceği bir bilimkurgu senaryosu akla getirmemeli. Büyük güçlerin her şeye kadir olamayacağı, gerçek dünyada düzenin kitleleri ikna etmekte zorlanışında ve egemenlerin buna çözüm bulamayışında görülebiliyor. Fakat sanal ortamda bunu görmek zorlaşabiliyor.

Çünkü sanallık, insanların gerçekte yüzleşmek zorunda kaldıkları sorunları görmeyebilecekleri izole alanlar yarattığı ve  zaman – mekan engelini kaldırıyormuş gibi gözüküp aslında örgütsüz, hareketsiz bir toplam yarattığı ölçüde ideolojik bir işlev yükleniyor. Buna karşı uyanık olunmadığında sanal gerçekliğin de doğru anlaşılamayacağı ve değerlendirilemeyeceği görülüyor.

 

* Artırılmış gerçeklik: augmented reality