Hep aynı tablo: Düzen ne ise bunlar da o...

Fatih Terim ve diğerleri "bu düzenin adamları ve sembolleri" oldukları için değer görmekte, sivriltilmekte; büyük sporcular ya da şahsiyetler oldukları için değil… Bu, düzenin böyle insanlar üretmesi ve yeniden üretmesi ile ilgili.
İsmail Sarp Aykurt
Cumartesi, 15 Temmuz 2017 20:29

Sporcu ya da spor insanlarının çocuklara ve toplumu oluşturan tüm bireylere "örnek" olmaları beklenir. Ancak "külhanbeyi" edalarıyla ortalıkta dolaşanların düzenin en "berrak" temsilcileri oldukları ortada.

Yine bir gündemin başlı başına Fatih Terim’den oluştuğu sözde bir "destan" gününde, Fatih Terim’in de farklı bir "destan" yazdığı görülüyor. Alaçatı’da, damatları ile destekli bir şekilde, meydana geldiği iddia edilen mekân basma olayı Fatih Terim’in ne ilk ne de son olayı olarak değerlendirilmekten uzak.

Fatih Terim’in tahta çit/duvar meselesi nedeniyle, ilk olarak, “Benim damadımın yanında neden dükkân açıyorsun” demesi, karşılığında olumsuz bir cevap alması neticesinde de, "O zaman benim Alaçatı'ya gelmem gerekiyor herhalde" demesi ile başlayan olayın bir kavgaya dönüşmesi bir kişilik sorunu değil. Bu, düzenin böyle insanlar üretmesi ve yeniden üretmesi ile ilgili.

Bodrum’dan iki damadı ve üç koruması ile birlikte Alaçatı’ya hesap sormaya gelen Fatih Terim’in, bu özelliklerini nereden aldığı, bu hakka nasıl sahip olduğunu hissettiği, kim ya da kimlere güvendiği tahmin edilmez şeyler değil. Ne de olsa bir numaralı öğrencisi Arda Turan da çok kısa bir zaman önce bir gazeteciye fiziksel müdahalede bulunmuş ve tehdit etmişti.

Bir diğer durum ise Fatih Terim’in bu olayın gerçekleşmesinin hemen ardından bir diğer "kardeş" Acun Ilıcalı’ya sığınmayı tercih ettiği iddiasının ortaya atılması oldu. Bu ‘şeytan üçgeni’nin çok özel bir geçmişi var. Fatih Terim ve diğerleri, gösterdikleri tepkiler, davranışlar, söylemler ve yandaşlıkları ile kapitalizmin, sistemin yarattığı insanı "harikulade" bir biçimde sahneliyor.

Bu sahnenin önünde seyirci olarak duran koskoca bir "izleyici topluluğu" vardır spor alanında. Sporda himayecilik, tahakküm ve çürümüşlüğün vücut bulmuş halini gösteren bu durum, sermaye iktidarı ve onun temsilcisi AKP tarafından kendi sınıf çıkarları için yönetiliyor, yönlendiriliyor. Bu da açık bir gerçektir.

Oysa ki aldığı maaş ile Floransa’da akşam yemeği yiyip akşamına Adana’da kebapçıda oturabilen ve futboldan çok anladığı izlenimini verebilen bu tipolojinin kavga haberinin bile yayımlanamadığı bir düzende nefes almaya çalışıyoruz.

Aldığımız her nefesin bin bir zorlukla teneffüs edildiğini bilerek hem de… Gazetecilerin bile artık "haber dahi yapamadıkları" bu kişilerin ülkede geldikleri konumun nasıl sağlandığını sanıyoruz? Bu durum, sömürülen bizlerin, sömürüldükleri kişiler tarafından nasıl da "alaya alınır" olduğunu göstermekte değil mi?

Açıkçası, "Fatih Terim şok etti" başlıklarına katılmak zor. Kendisine sürekli siyasi iktidar tarafından destek çıkılan bu "futbol egemenleri", yaptıkları ile bizleri şok etmemekte, kimseleri şaşırtmamakta... Fatih Terim ve diğerleri "bu düzenin adamları ve sembolleri" oldukları için değer görmekte, sivriltilmekte; büyük sporcular ya da şahsiyetler oldukları için değil… Bu kişiler, birden çoklardır ve birbirlerine fazlasıyla benzemekte.

Büyük insanlar yaratmak ve tanımak için bu düzenin sınırlarını aşmak acil bir görev olarak önümüzde duruyor. Adaletsizliklerin en büyüklerinden birisinin de, "örnek model" edebiyatının bu sözde spor sömürücüleri kullanılarak piyasaya sürülmesi olarak görmek gerekiyor.

Ve hiç kuşku yok ki, buna dur diyemeyecek güçten yoksun kalmak, durumun zamanla kabulünü ve tekrarını da beraberinde getirecek. Spor düzenindeki adaleti sağlamak ise bunları izlemekten değil, başka bir geleceği inşa etmekle, "çok olmayan" bu tipolojileri kapı dışarı etmekle gelecek.