TTB Genel Sekreteri Bayazıt İlhan: 'Hekimlerin hakları halkın haklarından ayrı değildir'

TTB Genel Sekreteri Bayazıt İlhan, yeni Merkez Konsey'in oluşumunun ardından soL'un sorularını yanıtladı. İlhan, halkın sağlık konusundaki ihtiyaçlarının hekimlerin beklentileriyle karşı karşıya getirilemeyeceğini belirterek, 'hekimlerin hakları halkın haklarından ayrı değildir" dedi.
Pazar, 19 Ağustos 2012 10:24

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Genel Sekreteri Bayazıt İlhan, soL'un sorularını yanıtladı. TTB'nin tam gün yasasına karşı yürüttüğü mücadelenin gerekçeleri, AKP'nin yürüttüğü sağlıkta dönüşüm politikalarının sonuçları, sağlık alanındaki genel manzara, TTB'nin ilaç şirketleri ve uzmanlık dernekleriyle ilişkileri, halk sağlığına bakış ve "hekim sendikası" konularında açıklamalarda bulunan İlhan, TTB'nin mücadelesi ile halkın sağlık sorunlarının ortak çıkarları yansıttığını belirtti.

-Sağlıkta dönüşüm sürecinde önemli bir yol aldığını söyleyebiliriz hükümetin, fakat buna karşı hekimler hâlâ mücadelesini sürdürüyor. Önümüzdeki süreçte bu direncin yükselmesi mümkün müdür? Bununla ilgili bir planı var mıdır TTB’nin?
-Şüphesiz ki mümkün. Belirttiğiniz gibi sağlıkta dönüşüm programı hakikaten oldukça yol aldı. En son 2 Kasım 2011’de çıkarılan kanun hükmünde kararnameyle birlikte neredeyse kamunun tamamı ile tasfiyesinin önü açılmış oldu. Ama tablo ilerledikçe net bir şekilde görüyoruz ki sağlıkta dönüşüm programının çeşitli ayakları var. Bunlardan bir tanesi aslında kamu kaynaklarının gittikçe artan biçimde özel sektöre aktarılmasıdır. Başka bir ayağı güvencesiz çalıştırmadır. Sağlık çalışanları gittikçe artan bir biçimde güvencesiz çalışır hale gelmişlerdir. Ve yine sağlıkta dönüşüm programının en önemli ayaklarından biri olan güvencesiz ücretlendirme. Bunu da performans sistemi olarak net bir şekilde görüyoruz. Bu hem çalışma barışını bozmuştur hem de sağlık hizmetinin niteliğini yükseltmemiştir. Poliklinik muayenesi, hasta görme sayısı çok artmıştır, ameliyat sayısı çok artmıştır geçtiğimiz dokuz-on yılda. Ancak bu ne yazık ki niteliğe yansımamıştır. Üstelik de yurttaşlarımızın kafasında hekime gittikleri zaman sürekli bir soru işareti oluşmuştur. Özel hastanelere gittiğinde “acaba hekim bana para için mi bunları öneriyor”, kamu hastanelerine gittiğinde “performans için mi bunları bana öneriyor” diye yurttaşlarımız sürekli bir tedirginlik içindedirler artık. Hatta Sağlık Bakanı “tetkiklerinizi alın doktor doktor gezin” demiştir. Çok talihsiz bir açıklamadır o. Hastanelere çok başvuruyu özendirmektedir. Dolayısıyla burada gittikçe daha fazla hastane başvurusunu artırmaya çalışan bir tarz vardır.

-Anladığımız kadarıyla bir strateji var hükümetin elinde... Yani bir taraftan sağlıkta dönüşümün kimi boyutlarını öne çıkarılırken, kimi boyutlarının gizlendiğini söyleyebilir miyiz?
-Yurttaşların cebinden daha fazla para çıkması sağlıkta dönüşümün temel ayaklarından birisidir. Yurttaş memnuniyetinden söz eden bir tarz vardır, ama gittikçe de artan bir biçimde, Sağlık Bakanlığı’nın resmi verileri de böyledir, 2002’ye göre sağlık hizmeti için yurttaşların cebinden çıkan para 3 kat artmıştır. Bu bakanlık “sizi muayene çilesinden kurtaracağım” diyen bakanlıktır. Yani “muayene çilesi”nden kurtuluyorsunuz ama cebinizden sağlık hizmeti almak için 3 kat daha fazla para çıkıyor. Bu para nasıl çıkıyor? Katkı payları adı altında çıkıyor, ilaç bedeli adı altında çıkıyor, reçete bedeli adı altında çıkıyor, özel hastane farkı adı altında çıkıyor, tek yataklı oda-çift yataklı oda farkı diye çıkıyor. Onun üzerinde kalem ve fark söz konusu, katkı payı söz konusu. Dolayısıyla sağlıkta dönüşüm programı hem kamu kaynaklarının özel sektöre aktarılmasıyla hem de yurttaşlarımızın cebinden daha fazla ödeme yapmalarıyla yürüyor.

-İsterseniz Tam Gün Yasası’na gelelim. TTB uzun süredir kararlı bir şekilde mücadele ediyor Tam Gün Yasası’na karşı. Buna karşı çıkışınızın gerekçeleri nelerdir?
-Öncelikle şunu söyleyeyim biz iki yerde, üç yerde, beş yerde çalışalım diye mücadele vermiyoruz. Her insan gibi hekimler de insanca çalışabilecek sürelerde çalışmak isterler. İnsanca ücret almak isterler. Emekliliklerine yansıyacak güvenceli ücret almak isterler. Dolayısıyla buna dayanarak Türk Tabipleri Birliği’nin zaten kendi yayınladığı bir “tam gün yasa taslağı” var. Bunu hem parlamentoya verdi Türk Tabipleri Birliği hem de Sağlık Bakanlığı’na sundu.

Şimdi siz güvenceli ücretler getirmezseniz, iş güvencesini ortadan kaldırırsanız, bu şekilde getirilecek tam gün neye hizmet eder? Bizim esas itiraz noktamız burada. Siz performansa dayalı, emekliliğe yansımayacak ücretlendirme biçiminde direniyorsunuz, bununla birlikte tam gün uygulamasını getiriyorsunuz. Daha doğrusu ikinci bir işte çalışma yasağını getiriyorsunuz. Burada bir samimiyetsizlik var. İş güvencesini kaldırmaya çalışıyorsunuz. Hekimleri neredeyse taşeron şirketlerde çalışacak noktaya getiriyorsunuz. Aile hekimliği sisteminde olduğu gibi, hekimleri sözleşmeli hale getirmek gibi bir perspektifiniz var. Bu anlayışla getirilen bir “tam gün” hekimlerin itiraz ettikleri bir uygulama. Hekimler buna karşı çıkıyorlar.

Dört maddelik isteği var hekimlerin: Bir tanesi iş güvencesi, bir tanesi gelir güvencesi. Gelir güvencesinden kastımız emekliliğe yansıyacak güvenceli ücret. Bu aslında performans sistemine itirazı ifade ediyor. Üçüncüsü can güvencesi, şiddetten arındırılmış düzgün ortamlarda çalışmak. Dördüncüsü de mesleki bağımsızlık. Bizim temel taleplerimiz bunlar.

Yurttaşları muayenehane çilesinden kurtarma meselesi, tam bir vitrine oynamak aslında. Belirttiğim gibi hekimler günlük mesailerini yapmak ve buradan da insanca ücret almak istiyorlar. Özel muayenecilik sistemi dünyada yaygındır. Bunu tercih eden hekimler olabilir, bazı yurttaşlarımız böyle bir sağlık hizmeti almayı tercih ediyor olabilirler, ama bu kamusal sağlık sistemi planlamasının bir parçası değildir doğal olarak. Devlet kendi hastanelerinde kamu kaynaklarıyla yurttaşların ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetlerini vermekle yükümlüdür. Dolayısıyla “tam gün”ü konuşacaksak öncelikle hekimlere güvenceli ücreti ve güvenceli çalışma sistemini, iş güvencesini garanti etmemiz gerekiyor. Bu mümkün olabilirse, biz Sağlık Bakanlığı’yla her zaman tam gün konusunu konuşabileceğimizi, hatta kendimizin önerdiği bir “tam gün yasa tasarısı” olduğunu ifade ediyoruz her fırsatta.

-Bir de hekimlerin halka karşı duyarsız oldukları, halkın sağlıktan beklentileriyle hekimlerin beklentileri arasında bir örtüşme olmadığı söyleniyor. Hatta hekimlere seçkincilik, elitizm yakıştırmaları yapılıyor. Halk sağlığı hakkında TTB’nin düşüncesi nedir?
-Her meslek grubunda mesleği layıkıyla yapmayanlar olabilir ya da tartışılacak uygulamalar yapanlar olabilir. Ne yazık ki hekimlik mesleğinde de bunlar vardır. Ama zaten Türk Tabipleri Birliği ve tabip odaları bunun için vardır. Etik dışı uygulamalar yapan meslektaşlarımız mutlaka Türk Tabipleri Birliği’nin ve tabip odalarının ilgili mevzuatı gereğince soruşturulurlar ve ona göre kararlar verilir. Onur kurulları, yüksek onur kurulları bunun için vardır. Meslek örgütlerinin en temel faaliyetlerinden birisidir bu. Ama hekimleri yurttaşların sağlık sorunlarına duyarsızlıkla suçlamak bu bambaşka bir dil tabi... Bunu kabul etmemiz mümkün değil.

Türkiye’de yaşayan 75 milyon yurttaşımıza sağlık hizmetini bu ülkenin hekimleri veriyor ve bunu da ellerinden geldiğince en nitelikli biçimde vermeye çalışıyorlar, bütün bu olumsuz uygulamalara rağmen. Hatta bazen dayak yiyerek yapıyorlar bunu. Dolayısıyla, geceli gündüzlü sağlık hizmeti verenler bu ülkenin hekimleridir, bu insanlara hürmetli davranmak lazım. Buna saygı duymak lazım. Hekimler mücadelelerini verirken hiçbir zaman yurttaşların sağlık hakkını da göz ardı etmediler. Dikkat ederseniz son yıllardaki mücadelemizi de sağlık hakkı üzerinden kurduk. 11 Mart 2012’de kurduğumuz Türkiye Büyük Sağlık Hakkı Meclisi zaten bunun bir yansımasıdır. Yani Türkiye’de gerek hekimler, gerekse diğer sağlık emekçileri verdikleri mücadeleyi sağlık hakkından ayrı görmediler asla. Yurttaşların sağlık hakkından ve sağlığından kendilerini her zaman sorumlu tuttular. Bunu göz ardı etmemek lazım. Dolayısıyla hekimleri de yurttaşların sağlığından, halk sağlığından uzak kalmakla, sadece kendi çıkarlarını istemekle suçlamamak gerekir. Bu son derece haksız bir suçlamadır. Hekimler de bunu kabul etmezler, diğer sağlık emekçileri de kabul etmezler. Biz bir hastaya reçete yazdığımız zaman, onun o ilacı alamamasından dolayı acı duyarız. Biz bir ameliyat önerdiğimiz zaman, ekonomik gerekçelerle hasta bu ameliyata gelemiyorsa onun acısını hissederiz, onun acısını duyarız biz. Dolayısıyla hekimlik halktan kopuk bir meslek olmamıştır hiçbir zaman.

-TTB’nin uzmanlık dernekleriyle bir gelir ilişkisi olduğu, kimi medikal şirketlerle ve ilaç şirketleriyle de ilişkileri olduğu yönünde iddialar var. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
-Belki de en haksız itham budur. Uzmanlık derneklerini bir araya getiren Türk Tabipleri Birliği’nin Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu adında bir kurulu var ve bu kurulun da uzmanlık derneklerinin aidatlarından oluşan bir geliri var. Ama bu hiçbir zaman kalkıp da ilaç firmalarından gelen ya da tıbbi teknoloji firmalarından gelen bir gelir olarak sunulamaz. Bu büyük bir haksızlık, çünkü bu derneklerin her birinin üyelerinden, yani hekimlerden gelen bir geliri var ve bu gelir üzerinden Türk Tabipleri Birliği’ne üye başına çok cüzi bir miktar para ödüyorlar. Bunu da uzmanlık derneklerinin eş güdümünü sağlamak amacıyla ödüyorlar. Bu gelirlerle tıpta uzmanlık eğitimi kurultayları düzenleniyor, eğitim hastaneleri kurultayları düzenleniyor. Dolayısıyla bunun üzerinden Türk Tabipleri Birliğini ilaç firmalarıyla ya da değişik tıbbi malzeme firmalarıyla ilişkide gibi göstermek çok büyük haksızlık. Uzmanlık derneklerinin, düzenledikleri kongreler üzerinden bazı firmaların sponsorluğuyla gelir elde ettikleri öteden beri tartışılmaktadır, ama bu ilişkileri ile Türk Tabipleri Birliği ile olan ilişkileri arasında hiçbir bağlantı yoktur. Türk Tabipleri Birliği, bu konuda etik değerlere tamamen sadıktır. TTB, hiçbir ilaç firmasıyla bir gelir ilişkisine bir çıkar ilişkisine girmemiştir. Bunu söyleyen arkadaşlarımızın bunu ispatlamaları gerekir. Türk Tabipleri Birliği’nin bu konuda alnı açıktır.

-Türkiye’de sağlık nasıl bir manzara çiziyor? Genel de olsa bir iyileşme var mı, göstergeler ne söylüyor bu konularda?
-Sağlık göstergeleri hakikaten nereden baktığınıza göre okunabilen göstergeler. Biliyorsunuz Sağlık Bakanlığı sürekli bebek ölüm hızının azalmasıyla Türkiye’de sağlık göstergelerinin düzeldiğini anlatmaya çalışıyor, ama bu azalma sadece son yıllara ait değildir. Yıllardan beri bu ülkede yaşayan, çalışan hekimlerin ve sağlık emekçilerinin gayretiyle olmuştur bu. Sürekli artan biçimde bebek ölüm hızları azalmaktadır. Örneğin 1960’lı ve 1970’li yıllarda Türkiye’de sağlıkta sosyalizasyonla birlikte bebek ölüm hızları azalmaya başlamıştır. Anne ölüm hızları azalmaya başlamıştır. O yıllardan itibaren binde 125’lerden bugünkü rakamlara gelinmiştir ve bu azalma eğilimi sürekli devam etmektedir. Belirttiğim gibi, bu düşüş pek çok kritere bağlıdır, ama inanın ki en fazla bu ülkede yaşayan sağlık emekçilerinin gayretine bağlıdır. Ayrıca bebek ölüm hızları bütün dünyada azalmaktadır, onu da ifade etmek gerekir. Ne yazık ki, Türkiye’nin yeri burada pek iyi değildir. Bütün bu azalmaya rağmen, Türkiye bu sıralamalarda çok kötü yerlerdedir. Türkiye, örneğin Birleşmiş Milletler İnsani Gelişmişlik Endeksi açısından hiçbir zaman iyi yerlerde olamadı. Ne yazık ki, bebek ölüm hızları açısından da böyle. Çok daha düşük gelire sahip olan ülkeler, bizden çok daha iyi performanslar sergileyebiliyorlar. Bunu gerek Dünya Sağlık Örgütü’nün gerekse OECD’nin rakamlarını izleyerek net bir şekilde görebiliriz.

-Seçimlerden sonra yeni bir merkez konsey oluştu. Önümüzdeki döneme dair hazırlıklarınız nelerdir? TTB önümüzdeki dönemi nasıl kurguluyor?
-En başta anlattığım dört talep, hiç kimsenin itiraz edemeyeceği insani taleplerdir ve bu ülkede yaşayan bütün yurttaşların talebidir. İş güvencesi istemeyen bir yurttaş olabilir mi? Bir mimar olabilir mi, bir mühendis olabilir mi, bir öğretmen, bir taşeron işçi olabilir mi iş güvencesi istemeyen? Dolayısıyla hekimlerin talepleri de yurttaşların temel taleplerinden ayrı değil. İş güvencesinin yanında gelir güvencesi istiyor hekimler. Yani “kaç para kazanacağımı bileyim” diyor, bu çok insanca bir talep değil mi? Ama Sağlık Bakanlığı “ben sana performansına göre para veririm” diyor, “hastane yeterince gelir elde edemedi bu ay sana az vereceğim” diyor. Böyle bir şey olabilir mi? Hekimler çok insani olarak “kaç para kazanacağımı bilmek istiyorum”, “emekli olunca kaç para emekli maaşı alacağımı bilmek istiyorum” diyor. Bunlar yadırganacak talepler değil. “Çalışırken dayak yemek istemiyorum” diyor, “beni yurttaşlarla karşı karşıya getirme” diyor. İşte bu dört talebimiz yerine gelmedikçe hekimlerin eylemleri sürecektir. Türk Tabipleri Birliği bunun arkasında olacaktır. Yurttaşlarımızın rahatsızlığı da artacak ve bu mutlaka birleşik bir mücadele, tümleşik bir mücadele olacak. Hekimler, sağlık emekçileri ve yurttaşların mücadelesi birleşik bir mücadele olacak önümüzdeki dönemde.

-Bir “hekim sendikası” düşüncesi oluştu son zamanlarda. TTB olarak bu konudaki değerlendirmeniz nedir?
-Açıkçası bunu biraz doğallığına bırakmayı düşünüyoruz. Şu anda özel sektörde çalışan meslektaşlarımızın örgütlü olduğu bir sendikal yapı yok. Ancak kamuda çalışan hekimlerin diğer sağlık emekçileriyle birlikte örgütlendiği kamu sendikaları var, biliyorsunuz. Türk Tabipleri Birliği, hekimlerin özlük haklarını da savunan bir çizgi izliyor. Ancak pek çok ülkede, ayrıca hekimlerin örgütlendiği sendikal yapılar var. Bunlar tartışılıyor, tartışılması da gerekir ve belli bir doğal akış içerisinde seyredecektir.

Özel sektörde çalışan meslektaşlarımızın çok ciddi problemleri var kimi zaman iş güvenceleri olmadığı gibi, kimi zaman hak ettikleri paraları da alamıyorlar, kimi zaman da kadroları satılıyor ve işsiz kalıyorlar. Özel sektörde gittikçe artan biçimde hekimlere yönelik bir kölelik düzeni oturmaya başladı. Burada bu hekimlerin örgütlenmesinden doğal bir şey olabilir mi? Şu anda biz, Türk Tabipleri Birliği olarak, bu meslektaşlarımızın sorunlarına sonuna kadar sahip çıkmaya çalışıyoruz. Tabip odalarındaki özel hekimlik komisyonları, merkezde geliştirdiğimiz özel hekimlik koluyla bu alana hakim olmaya çalışıyoruz. Elimizden geldiği kadar bu meslektaşlarımızı örgütlemeye, eylemlerimize katmaya ve bu meslektaşlarımızın haklarına sahip çıkmaya çalışıyoruz. Meslek sendikacılığına ilişkin süreç, belirttiğim gibi, kendi doğallığı içerisinde gelişecektir. Türk Tabipleri Birliği olarak biz de hem süreci yakından izleyip, tartışmalara katkılar sunmaya, hem kendi doğallığına bırakmaya çalışıyoruz.

(soL - Haber Merkezi)