Büyük fedakarlığın üzerinden 41 yıl geçti

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan'ın idamlarını engellemek için NATO dinleme üssünde görevli İngilizleri kaçıran Mahir Çayan ve arkadaşlarının, jandarma tarafından düzenlenen operasyonla katledilmelerinin üzerinden 41 yıl geçti.
Cumartesi, 30 Mart 2013 12:52

Türkiye'de devrimci mücadelenin öncü isimlerinden Mahir Çayan ve arkadaşları, 41 yıl önce bugün Tokat'ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyünde kolluk güçleri tarafından katledildi. Çayan ve arkadaşları, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan'ın idamlarını engellemek için NATO dinleme üssünde görevli İngiliz askerleri kaçırmışlar bunun üzerine jandarma tarafından Çayan ve arkadaşlarına yönelik operasyon düzenlemişti.

Denizlerin idamını engellemek istediler
12 Mart 1971 darbesinin ardından, 1972'nin ilk aylarında THKP'nin İstanbul örgütlenmesi büyük ölçüde teslim alınmıştı. Ankara'da da barınmanın zorlaşmasının ardından, örgütün merkezinden geriye kalan Mahir Çayan ve Ertuğrul Kürkçü, THKO üyeleri Cihan Alptekin ve Ömer Ayna ile birlikte, partinin Doğu Karadeniz'deki çalışma alanına geçmek üzere gizlice Fatsa'nın Yapraklı köyüne yerleştiler.

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan hakkında idam kararının çıkmasının ardından, idamları engellemek isteyen Mahir Çayan ve arkadaşları, idamları önleyecek yasal yolların tıkanması durumunda, NATO dinleme üssünde görevli İngilizlerin rehin alınmasını kararlaştırdı.

Bu sırada 26 Mart 1972 günü, kalabalık bir komando birliği, Fatsa'yı kuşatarak aranmakta olan THKP-C ve THKO militanları hakkında bilgi almak için grubun Fatsa'da deşifre olan bağlantılarını işkenceye aldı.

Arkadaşlarının işkencede olduğunu öğrenen grup, İngiliz görevlileri de kaçırarak, arkadaşları Sinan Kazım Özüdoğru, Sabahattin Kurt, Saffet Alp ve Ömer Ayna'nın bulunduğu Kızıldere köyüne ulaşmaya karar verdi.

NATO üssündeki İngilizler rehin alındı
Yapılan keşfin ardından eylem gerçekleştirildi, üç İngiliz görevli rehin alındı. Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ertuğrul Kürkçü, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Ahmet Atasoy ve Nihat Yılmaz, İngilizlerin aracı ile Kızıldere köyüne doğru yola çıktılar. Ertan Saruhan ve Nihat Yılmaz arabayı uygun bir yerde terk ederek Ankara ya da İstanbul'a gitmekle görevlendirildi.

27 Mart sabahı köye ulaşan ve ağıllarda sabahlayan devrimciler, arkadaşlarının kalmakta olduğu muhtarın evine ulaştı. Aynı sabah İngilizlerin evine gelen hizmetçinin ihbarı üzerine durumdan haberdar olan güvenlik güçleri, bölgede topçu keşif uçakları ve helikopterlerle geniş bir arama çalışması başlattı. Aynı gün uçaklar köyün girişinde aracın izlerini tespit ettiler.

30 Mart 1972 günü sabah 05:00'te muhtarın, evine bilgi almak için gelen jandarmalara önceden hazırlanmış ihbar mektubunu teslim etmesi üzerine operasyon başlatıldı.

Rehine ile görüşme bahanesiyle pusu kuruldu
Evin ve köyün binlerce komando tarafından sarılması üzerine Mahir Çayan ve arkadaşları , taleplerine karşılık verilmez ve yaylım ateşi açılırsa rehineleri öldürüp çarpışma kararı aldı. Güvenlik güçlerinin İngilizlerin kendileri ile konuşturulması talebine olumlu yanıt veren grup, rehineleri çatıya çıkardı. Mahir Çayan, Ertuğrul Kürkçü, Cihan Alptekin ve Saffet Alp görüşme için çatıda beklerken, gruba makineli tüfeklerle ateş açıldı. Üç kişi deliklerden eve atlamayı başarırken, Mahir Çayan başından yediği altı kurşunla can verdi.

Operasyon toplu katliama dönüştü
Açılan ateşin ardından alınan karar gereğince teknisyenler öldürüldü ve çatışma başladı. Jandarmanın açtığı ateşte Ömer Ayna gözünden, Cihan Alptekin karnından vuruldu. Fiilen kurşuna dizilen devrimciler jandarmayla görüşmeyi reddederek kendilerini savunmak üzere sahanlıkta toplandı ve el bombaları hazırladı. Ancak roketatarlarla yapılan saldırıda sahanlık isabet aldı ve yıkılan bölümde hayatını yitiren kişinin elinden serbest kalan el bombası patlayarak bir dizi patlamaya neden oldu. Ertuğrul Kürkçü dışındakilerin önemli bölümü hayatını kaybederken, ateşin kesilmesi üzerine eve giren güçler yaralı Saffet Alp'i kurşuna dizdiler. Ertuğrul Kürkçü ise, jandarma güçlerinin muhtarın verdiği sayı ile ölü sayısının tutması üzerine köyden ayrılması sayesinde hayatta kalabildi. Kürkçü daha sonra ağır yaralı olarak yakalandı.

Katliamın ardından bu koşullar altında teknisyenleri ve devrimcileri sağ olarak ele geçirmenin askeri olarak mümkün olduğu belirtilmişti. Ancak bir arada kıstırılmış devrimcilerin bir an önce temizlenmesi hedefiyle hareket eden cunta güçleri, devrimcileri tereddüt etmeden öldürmeyi tercih etmişti.

(soL-Haber Merkezi)