Süm... (Ayhan Karahan)

Pazartesi, 01 Ekim 2012 11:07

Memlekette tarımsal, sanayisel, endüstriyel üretim durma noktasında. Ama bu kırılmanın telafisi, adliye koridorlarında mümkünatlı vaziyete dönüştü. Fena halde suçlu üretiliyor Adaletin Mülkün Temeli olduğu ibaresinin baş köşelere yazıldığı gri mekanlarda. Ülkede GDO (Genetiği Değiştirilmiş Ordu)’lu parlamento, klonlanmış uyumun huşusu içersinde ve durumu idare etmede kusursuz iken pek çok yüce adaletin terazisi de ayar sorunu yaşamıyor. Takunyalı olmayanın suçlu ilan edilmesine ramak kalınan zamanın zifiri karanlık tünelinde kırılan kalem parçalarından hayata bir fotoğraf düşürülüyor. Zaten El-Tayyip ve saz-caz ekibi de sonucu önceden bilinen “Balyoz davası” kararıyla çocuklar denli şen duygularına hakim olamadılar.

Ekipten Oral Çalışlar “Onların suçlu olup olmadıkları önemli değil” vurgusu yaparken, Altan’ların küçük olanı “Alınan cezalar sonrakilere caydırıcı örnek olacaktır” dedi. Koronun boyalı sarı ablası Nazlı Ilıcak “Balyoz lüzumluydu” tespitinde. Ali Bayranoğlu da bayram sevinci yaşarcasına karşıladı kararın malumunu. El-Tayyip ise “Gerekçeyi bilmeden hiçbir şey söyleyemem”ci ekip içersinde pususunu kurmuş. Zamana yaymak süreci kolaylaştıran bir tutum. Zaman zaten her şeyin ilacı değil mi? Zaman’ı tersten okuyun yani Arap alfabesi gibi sağdan sola. Zaman’ın şifresini yakalamak için çabaya gerek yok anlayacağınız. PKK bir girişimde bulunur, önce bir verirsin ölen asker sayısını. Sonra 3-5 ve dahisinde 10 olur. Ölüm sayısına alıştırırsın halkı. Ya da maden ocağında göçük olur. Önce 3-5 olan ölü sayısı ufak ufak çoğaltılır. Sonrasında kamuoyunun merakı, gerçek ya da gerçeğe yakın ölü sayısına ulaştırılır. Ölülerin birbirini çoğalttığı bir coğrafyada yaşamak, hülyalı duygular hissettirmiyor insana.

Şeriatın kestiği parmak acımazmış. Şeriatın fiziksel olarak yarattığı tahribatın ötesi vicdan yaralanıyor, ruh çöküyor. Şeriat insana aykırıdır. Düşünürler hukukun haz ve mutluluk veren bir ölçüt olduğunu iddia ededursunlar. Ülkede muhayyel akılla sorunlu şeriatın kestiği her bir damar kanıyor. Efendisizlikte ısrarcı olan herkes bu kandan ve şeriat hukukundan kısmetine düşeni alıyor. Cüppeli kadılar sadakat pekiştirme ve hizmette sınırsızlık peşinde. KCK’ya TCK’da yer açmak, Kemalistler’e Silivri’nin yollarının taştan olduğunu öğretmek bakkal terazisinde dahi darasız kalıyor. Adaletin terazisi “Gaydırı guppak Cemilem, nasıl nasıl edelim” modunda çifte telli değil ise bile çift kefeli oynuyor. Gaydırı guppak Haşoo, gaydırı guppak Zekooo… Nikahınızı kıysınlar… Yüzüklerin kurdelelisi kesilirken, büzüklerin efendileri “Gerekçeye bakmak gerek” diyerek ağır ağabeyliğe toz kondurmazlar. Şeriat bu parmak da keser, iki parmak arasındaki kurdeleyi de…

Kabul görmeyen eski haki üniformalılar cezalandırıldı. Şeriat rütbeyi dikiş izinden keserken, kumaştan farklı bir ses çıktı. O ses “Kararınız hayırlı olsun size” dedi. Çetin Doğan biat etmiş eski silah arkadaşları Aytaç Yalman ve Hilmi Özkök’e de sitem ediyordu bunu dillendirirken. Bunlar çırpınış alametleri. Ey TSK solu kırıp faşistlere, şeriatçılara yol verirken aslında kendi mezar taşını kazmıştın. Ruhuna El-Fatiha dönemlerini de geçtin. Silivri sana dar gelir. Zabitliğin buraya kadarmış dediler. Son kullanılma tarihin geçti ki gözden ve itibardan düşürüldün. NATO sizi eğitirken, sanık sandalyesinde ne yapılır? Bunun eğitimini vermedi değil mi size? Anti-Komünizm ve Kürt isyanının uluslararası siyasete tahvili öğretildi sizlere. AKP şu anda iğneliyor sizi. İğne batırıyor. Kol-parmak keseceği günlerin vuslatında. Sadece bir tatlı hüzün alacak sizden. Ah Silivri’den.

Unutmayınız pimi çekilmiş, eski rütbeliler Erdal Eren halen 17 yaşında. Halen gözlerinizin bebeklerine bakıyor. Size Erdal’ın ipini çektiren eller, şimdi perde gerisinde sizi oynatıyorlar. Düzen suçlu üretiyor. Suçlu olan mı suçludur her zaman? Yoksa suç üreten mi? Suç üretince suçlu yaratmak da elzem bir hal. “İtina ile suçlu üretilir” tabelasıyla cami avlularına kurulan tezgahlarda Kur’an değil, kurulamayanlar ve kurgulanamayanlar pazarlanıyordu. Hayatı formatlayan eller kendilerini artık gizleme ihtiyacı duymuyorlar. On parmakta, on marifet tezgah üstünden çalışıyor mahir eller. SÜM (Suçlu Üretim Merkezi) bu ellerin kumanda ettiği düğmelerle çalışır. SÜM’ün saatinde akrep ve yelkovan harmonik bir uyum halinde dönerler.

Anımsarsak El-Tayyip arabada kilitli kalmıştı. Çok panikledi, boncuk boncuk terledi. Anahtarı içeride kalan ve Tayyip’i mecalsiz bırakan arabanın camını Balyoz ile kırmış ve kurtarabilmişlerdi adeta son nefese yaklaşan muhteremi. Tanrıya inanlar açısından bu kritik an vadesi henüz gelmemiş ya da tanrı Erdoğan’ı yanına istemiyor gibi yorumlanabilir. Ama burada Erdoğan’ın hayatını Balyoz’a borçlu olduğu daha inandırıcı görünüyor. Balyoz, Erdoğan’ın uğuru, nuru, istikbalidir. Balyoz ülkenin başbakanına hayat veriyor. Ülke açısından bu denli önem taşıyan alet için “Balyoza şükran ayini” de yapılabilir. İleride memlekete yeni bir bayrak bulunmak istenirse üzerinde mutlaka Balyoz resmi olmalı. Hatta o resim en büyük kağıt paraya da monte edilmeli. Tabi ampulün, balyozu kırdığı devran devam ederse…

[email protected]