Cuma, 23 Ağustos 2013 - 12:49

Kürt isyanlarının İslam'la buluşması (Özkan Öztaş)

Kürt siyasi tarihinde 1880 miladının siyasi süreci bir bıçak gibi kesip ayırmadığını belirterek başlamak gerekir. En nihayetinde dini ya da milliyetçi söylemlerin, yoğunlukları farklılaşsa da her iki dönemde bulunduğu görülmektedir.

İsyanlar başlıyor
İlk olarak 1800-1880 arasında bakalım.

1800-1850 yılları arasında isyanlar daha çok Güney Kürdistan olarak tarif edilen bölgede gerçekleşmiştir. Kerkük, Erbil (Hewler), Koysancak, Süleymaniye ve Harir sancaklarında baş gösteren isyanlardır bunlar. Mir Muhammed adına sıkça rastladığımız önderler arasındadır. Mir Muhammed bu dönemde adına sikke bastırıp bağımsızlığını ilan edecek duruma gelmiştir. Birçok Kürt aşireti, Mir ordusuna katılmış ve asker göndermiştir.

Sınırları İran içlerine kadar genişleyen Mir Muhammed’e karşı 40 bin asker gönderen Osmanlı, Mir ordusunun karşısında yenilgiye uğramıştır. Osmanlı ordusu ağır kayıplar verirken Mir ordusunda da yaklaşık 10 bin Kürdün öldüğü tahmin edilmektedir. Mir orduları karşısında başarı sağlayamayan Osmanlı’nın İslam adına Müslüman kanı dökmeme çağrısına Mir Muhammed saldırı ile cevap vermiştir. Osmanlı son çare olarak Kürtlerin yiyecek ve su kaynaklarını engelleyerek, kıtlık çeken ordu teslim olmak zorunda bıraktı. Mir Muhammed esir alındı ve II. Mahmut’un emri üzerine öldürüldü.

Mirler muktedir oldukları yerelliklerde Osmanlıya asker göndermeyip, vergi vermemişlerdir. Bu konularda Osmanlının sürekli başını ağrıtan Kürt mirleri, merkezi otoriteyi güçlendirmeye çalışan padişahlar için sıkıntı yaratmışlardır.

Mir Bedirhan isyanı
Güney Kürdistan’daki isyanların ardından Kürt isyanlarının yeni merkezi Botan bölgesi olmuştu. Henüz Mir Muhammed yenilgiye uğramadan hazırlıklara girişen Mir Bedirhan, bütün Botan’ı kapsayan bir egemenlik sahası kurdu.

Bedirhan bey Kürt siyaset tarihinin en önemli figürlerinden biridir. Siyasi aklının gelişkinliği ve ileri görüşlülüğü ile bilinen Bedirhan, ilk dönemlerde Mir Muhammed’le uğraşan Osmanlı’yla çatışmaktan kaçınarak gücünü toplamaya çalışmıştır. Osmanlı-Mısır çatışmalarından faydalanan Bedirhan Bey, sınırlarını gün be gün genişletti. İran’da bulunan birçok Kürt aşiretiyle Osmanlıya karşı savaşmak konusunda görüşmeler yaptı.

Mir Bedirhan Cizre’ye özel olarak davet ettiği ustalar sayesinde biri barut diğeri de silah üretimi olmak üzere iki tane fabrika kurdurdu. Kimi Kürtleri Avrupa’ya göndererek, Avrupa’daki gelişmeleri ve yenilikleri yakından takip etmeye çalıştı. Sadece Müslüman Kürtleri değil, aynı zamanda diğer dini inanışlardaki Kürtleri de kapsamaya çalıştı. Bununla kalmayıp Kürt coğrafyasında yaşayan Ermenilerle görüşerek birliklerine katılmalarını sağladı. O dönem Kürdistan’ı gezen Dittel, seyahatnamesinde ekonomik açıdan gelişkin olan Mir Bedirhan’ın topraklarına göç eden topluluklar gördüğünü yazmıştır. Kendi adına para bastırıp hutbe okutan Mir Bedirhan, bir de Cizre’ye Kürt bayrağını dikmiştir.

Osmanlı’nın Mir Bedirhan’ın komutasında yer alan Ezdanşer’i ihanete ikna edene kadar başarılı olamadığı savaşlarda, padişah orduları ağır kayıplar verdi. Mir Bedirhan isyanı çok zor bastırılıp, çok büyük kayıplar verilince, Osmanlı savaşa katılan askerlerine bir yüzünde Eruh kalesi, diğer yüzünde yenik Kürdistan çizimleri bulunan bir madalya dağıttı.

Mir Bedirhan’ın ardından yeğeni, Kırım savaşı başladığında başka bir Kürt isyanı başlattı. Bu süreçte Rus yetkililer ile Kürt mirleri arasında diplomatik görüşmelere de rastlanır.

İsyanın kaynakları
II. Mahmut döneminde yoğunlaşan merkezileştirme çabalarının bir parçası olarak, birçok Mir toprağına saldırılar düzenlenmiş ve Mirlerin iktidarları ellerinden alınmaya çalışılmıştır. 1880 yılına kadar devam eden isyanlar dönemi, aynı zamanda Osmanlıda merkezi otoritenin güçlendirilmeye ve yerelliklere merkezden valilerin atanmaya başlandığı dönemdir. Birçok isyan doğrudan buna karşı çıkmıştır.

Merkezden gönderilen Osmanlı valilileri yerine Kürt idareciler isteyen Mirler, asker göndermeyi ve vergi vermeyi reddedip isyan bayrağını açmıştır. İsyanlarında İslam söylemine kıyasla “Kürt” söylemi ağırlık kazandığı için sınır aşırı Kürtler ve Gayri Müslim Kürtler de isyanlara katılmıştır. Hatta yukarıda belirttiğim üzere, kimi ittifak noktalarında Ermeniler gibi başka uluslarla da görüşülmüştür. Mir isyanlarının kapsayıcılığı geniş olmuştur.

Şeyhler dönemi
Osmanlı’nın Kürt Mirlerini, ordularını ve halkını kıyımdan geçirmesinin ardından İslam söyleminin ön planda olduğu dönem başlıyor.

Kürt Mirlerinin siyaseten geriye çekilmesiyle alanı Kadiri ve Nakşibendî tarikatları doldurmaya başlamıştır. 1870-1880 yılına gelindiğinde artık Kürt Mirlerinin herhangi bir egemenliği kalmamıştır. Toplum üzerinde artık siyasi değil dini önderler, şeyhler etkili olmaya başlamıştır.

Zamanla siyasi etkinliklerini de arttıran şeyhlerden Nehri şeyhlerinin hareketi akla gelen ilk örneklerdendir. 1880 yılında başlayan Şeyh Ubeydullah isyanı bu dönemin en belirgin isyanlarından biridir. Bu dönemin isyanlarının karakteristik özelliği, İslami söylemlerin keskin olmasıdır. Bu döneme Kürt milliyetçiliğinin “şeyhler dönemi” denilmektedir.

“Mirlikler ortadan kalkınca artık mirlerin damgasını taşıyan isyanlar ve Osmanlı Devleti’ni karşıya alan muhalefetin silahlı girişimleri de son duldu. Mire Kor Mıhemmed, Baban ve Bedirhan bey başkaldırılarından sonra siyasal ve sosyal bir boşluk oluştu bu boşluğu giderek güçlenen ve Abdülhamid’in panislamist anlayışına uygun gelen dini önderler doldurdu” (Kutlay).

Buradan hareketle Osmanlı yönetimine giren Kürtlerden, belki de tarihin ilk “Koruculuk” sistemlerinden biri olan Hamidiye alayları kuruldu. Alaylar hem Kürtlerin modern milliyetçi gelişiminin önünde engel hem de Ermeni milliyetçiliğine bariyer oluşturuyordu.

Şey Ubeydullah’tan Şeyh Sait’e kadar Kürt isyanlarının “şeyh” sıfatıyla anılması bu sürecin çıktısıdır. İsyanlarda mirler değil şeyhler öncü olmuştur.

İslami isyanların öncekilere kıyasla siyaseten kapsayıcılığı daha az, ancak etkisi daha büyük oldu. Ezidi Kürtleri ve Alevi Kürtleri kapsamaktan uzak olan bu Sünni(Şafi)-İslami tavır, Kürt milliyetçiliğinin gelişimi konusunda kimi sıkıntılar yaşatmıştır. İslami isyanlar, modern milliyetçi tarz açısından daha çok kendisinden sonra gelen süreci etkilemiştir. Örnek olarak İslami açıdan katı olan Şeyh Sait İsyanı’nı sahiplenen PKK geleneğinin seküler ve aydınlanmacı karakteri gösterilebilir. Weberyen bir yaklaşımla, Şeyh Sait isyanından sonra gelişen isyanların ilerici, aydınlanmacı veya seküler olması hedeflenmemiş bir sonuçtur.

Şeyh Sait isyanının Kürdistani söylemleri keskindir. Ancak talep edilen şeriat hükümleriyle yönetilecek bir Kürt devletidir. Kemalizm’in seküler ve laisist yaklaşımını hedef alan Sait kalkışması, bu özellikleriyle Osmanlı’da yaşanamayacak bir isyandı.

Hamidiye alaylarında Ermenilere saldıran Kürt aşiretleri bunu İslami argümanlarla gerçekleştiriyor ve bir yandan da Alevi ve Ezidi Kürtleri de karşısına alıyordu.
Kürt aydınlanmacıları bu durum şöyle açıklıyor: “Aşiret ve din-mezhep parçalanmışlığı, bir ulusun oluşmasını ve çağdaşlaşmasını engelleyen başlıca etmenlerdir. Bu parçalanmışlık durumlarında toplumlar, ulusal kimlikler yerine, aşiret ve din kimliklerini öne çıkarttılar. Şeyh Sait, Ağrı ve Dersim isyanlarında ortaya çıkan tablo da bunu gösterir” (Kutlay).

Sonuç olarak Kürt isyanları, Kürt mirlerinin iktidarlarını kaybettikleri dönemin hemen ardından Şeyhlerin önderliğinde ilerlemiştir. Ve bu isyanlar yer yer İslam söyleminin çıktısı olarak Osmanlı ile işbirliğine girerken, Kürtleri bir ulus olarak kapsamaktan ırak kalmıştır. Ezidi ve Alevi Kürtleri kapsayamayan bu dönemler modern milliyetçiliğin gelişmesinin ve ulus kimliğinin ilerlemesinde engeller oluşturmuştur.

ozkanozkan89@gmail.com

Kaynaklar:
1. Naci Kutlay, Kürt Kimliğinin Oluşum Süreçleri, Dipnot Yayınları, 2012
2. Sovyetler Birliği Kürt Komisyonu, Yeni ve Yakın Çağda Kürt Siyaset Tarihi, Pérî Yayınları, 3. Baskı 1998
3. Martin va