Biber Gazıyla Gelen Özgürlük (!) (Ecem Elma)

Salı, 26 Ekim 2010 10:59

Bilim yuvası, özgürlük, fikir çeşitliliği, demokrasi, adalet, hak, eşitlik...

Evet üniversite tanımı yapılırken bu cümleler kullanılmakta, evet bu hayallerle geçtiğimiz öss' nin ardından büyük umutlar yüklediğimiz dünya burası. Ama gerçekler bunlar değil. Yüzleşmek içinse çok beklemiyoruz.

YÖK, sivil polis, cemaat, çevik kuvvet, sopa, biber gazı, satır, tehdit, cop...

Üniversite değince aklınıza bunlar gelmeli. Çünkü sizi yapılan bilimsel araştırmalar değil bunlar karşılamakta olacak.

Hukuk fakültesinde okuyan bir öğrenciyseniz üniveristenizde yapılan bir hukuksuzluğa karşı fikrinizi çevrenizle paylaşmak isterseniz, hakkında yazı yazarsanız. Sizin için terörist derler, okul yönetimi hakkınızda soruşturma açmakla tehdit eder, dekanla görüşmek isterseniz görüşmeye emniyet amiri gelir, gün gelir bugün sizi okula alamayız der güvenlik, aldıkları gün ise çantanızdaki dosyanın içinde yazılanlara kadar okur da alırlar. Evet burası AKP nin ÖZGÜR üniversitesi, evet DEMOKRATİK üniversitesi burası. Siz artık fişlenmişsinizdir, arkadaşlarınızla okulda kantinde oturur sohbet edersiniz bir bakarsınız yan masanızda sivil polisler oturmakta ve artık kazandıkları meşruiyetleriyle yanınıza gelip "Ne planlıyorsunuz?", diye sorarlar. Evet evet üniversitede!

Sizi yola getirmeye(!) bir gün cemaatci arkadaşlar gelir, bir gün ÖGB (özel güvenlik), nedense sırayla.

Size okul içerisinde yüzünüze gaz sıkmaktan çekinmezler, sizi okul içinde copla dövmekten hiç çekinmezler. Çünkü rektör der ki "üniversite öğrencilerin değil, BENİM" (!)

Üniversite öğrencisi olarak düşünmeniz YASAK, konuşmanız YASAK, itiraz etmeniz YASAK, siyaset yapmanız en büyük YASAK, ama türbanla okula girmeniz bir ÖZGÜRLÜK! Ama sivil polis okuldaki özgürlüğü(!) koruyan en büyük güvence(!)

Sanıyorlar ki sustura bilecekler, sanıyorlar ki sindirecekler, sanıyorlar ki yıldırıcaklar!

Biz üniversite öğrencileri olarak her şeyin farkındayız ve arkadaşlarımıza da farkındalık yaratmaya devam ediyoruz. AKP iktidara geldiği günden bu yana sahip olduğu YÖK kurumuyla üniversitelerde ağalık taslamaya kalkmakta, solcu devrimci öğrencilere özel uygulamalar getirmekte, bir yandan da kendi adamlarına kapıları sonuna kadar açmaktadır. Demokrasi anlayışları o kadar derin ki rektörlük seçimleri(!) dahi hala yapılmaya devam etmekte, en tehditsavar akademisyenleride resmen atamaktalar.

Peki ya CHP eksik kalıyor mu? Asla geride kalamaz tabi! Zamanında RTE' nin başbakan olmasını sağlayan CHP şimdi de türban sorununu alnının AK'ıyla çözdü. Her zamanki gibi en doğru yerde, Tayyip'in istediği müdahaleyi yaptı.

AKP faşist politikalarına devam etsin, CHP de AKP nin değnekçiliğine devam etsin, biz buradayız. YÖK biz öğrencilere üniversiteyi dar edeceğini çekinmeden söylüyor ama 6 Kasımda bütün öğrencileri Dolmabahçe'de görücekler. Ne kadar ciddi, ne kadar çok olduğumuzun farkına varacaklar. Ve evet onlar geçekten korkucaklar. Çünkü artık tahammülümüz kalmadı. Üniversiteleri onlara biz dar edeceğiz.

Biz biliyoruz ki "özgürlük" emek ister.

AKP bize türbanın özgürlük olduğunu yutturamaz, CHP'ye laikliğin tehlikede olmadığını söylete bilir ama bize yaptıramaz. Türbanın kadın üzerindeki pranga olduğunu herkese anlatmaya devam edeceğiz. Mağduriyetten bahseden piyasacıları deşifre etmeye devam edeceğiz, onları rahatsız eden yazılarımıza, söylevlerimize devam edeceğiz, hep alanlarda olacağız, yüzlerce, binlerce olacağız. Ülkenin geleceği biz olacağız.

Geçmişte Tayyip'in başbakan olmasını sağlayan şimdi ise türbanı üniversiteye sokan CHP' nin dilinden sol'u kurtaracağız.

Eşitlik ve özgürlük mücadelesinde devrimcilerin tarafsız kalması beklenemez. Böyle bir ortam da bize akıllarınca sol'u anlatmaya çalışan yalakalar çıkacaktır. Ama sahip olduğumuz değerleri kaptırmayacağız. Gelecek biz'iz.

Yürümek zor , koşmak çok zor ama tahammülümüz sınırlarında.

Biz üniversitenin ilerici öğrencileri olarak üniversitemize daima sahip çıktık ve buna devam edeceğiz. Onlar pervasızlaştıkça, hırçınlaştıkça biz daha güçlü, daha donanımlı, daha cesur ve daha çok olarak karşılarına dikileceğiz. Üniversitelerimizi bırkmayacağız.

Rektörlerimize diyoruz ki üniversitelerin asıl sahipleri biz'iz. Anlamak istemezlerse de, anlata biliriz.