Taraf’ın Solaçığı Melih Altınok’a

Cumartesi, 26 Eylül 2009 16:16

Diyoruz ki, “Ergenekon kontrgerillanın tasfiyesi, derin devletin tasfiyesi, Türkiye’nin demokratikleştirilmesi operasyonu değildir yeni bir rejimin kurulması için kontrgerillası da dâhil eski rejimin tasfiyesi projesinin bir parçasıdır, kimse bizden yeni rejimin, yeni bir diktatoryal rejimin inşasına omuz vermemizi beklemesin.”

Diyorlar ki, “Kontracılar cezaevine konuluyor, derin devlet yargılanıyor, omzu apoletlilere ilk kez dokunuluyor, 86 yıllık statüko çözülüyor, Türkiye demokratikleşiyor, demokrasi solun önünü açıyor, sürece destek vermiyorsunuz, ulusalcısınız, ittihatçısınız, ergenekoncusunuz, statükocusunuz.”

Diyoruz ki, “Kürt açılımı ya da yeni adıyla Milli Birlik Projesi Kürt hareketinin içinde varlığını zayıf da olsa devam ettiren aydınlanmacı, seküler, laisist, emekçi ve yoksul damara indirilmek istenen nihai neşter darbesidir, egemenler katında kararlaştırılmış bir büyük tasfiye operasyonudur, Türk-İslam sentezi ile bu ülkenin aklını kör edenlerin yeni projesinin, Kürt-İslam sentezi projesinin bir parçasıdır, sadece bu da değil, yeniden düzenlenen Ortadoğu’da emperyal Türkiye’yi ya da aynı anlama gelmek üzere Yeni Osmanlı’yı yaratma planının bir parçasıdır.”

Diyorlar ki, “devletin ağzıyla konuşuyorsunuz, bölünmekten bahsediyorsunuz, emperyalizmin her planı kötüdür diye bir kural mı var, milliyetçisiniz, ulusalcısınız, ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesine karşı çıkıyorsunuz, komünist değilsiniz.”

Diyoruz ki, “Ermenistan açılımı, ABD’nin ve emperyalizmin Hazar enerji kaynaklarının batı ülkelerine sorunsuz bir şekilde aktarımı, Ermenistan’ın Rusya ekseninden kopması ve Batı bloğu içerisinde yer alması planının bir parçası olarak yürürlüğe konuluyor, buradan kardeşlik çıkmaz, emperyalizm halkları barıştırmaz, Ermenistan ve Türkiye halkları bu şekilde barışamaz.”

Diyorlar ki, “resmi ideolojinin yanındasınız, her taşın altında emperyalizm arıyorsunuz, soykırımla yüzleşmeyi engelliyorsunuz, ittihatçısınız, kemalistsiniz, milliyetçisiniz.”

Diyoruz ki, “bir yanında vesayetçi, militarist, bürokratik, elitist statüko güçlerinin ve öbür yanında statüko karşıtı demokrat reformcu güçlerin olduğu bir mücadele yok. Söz konusu olan Türk sağı ile devlet arasında anti-komünizm ekseninde 60 yıl önce kurulan müttefiklik ilişkisinin taçlanmasıdır. Küresel güçlerin ülkemiz ve bölgemize ilişkin tasarımları ile egemen sınıfların kendi iç gündemleri çakışmış ve ortaya yeni bir iktidar bloğu, yeni bir hegemonya projesi ve yeni bir rejim çıkmıştır, bu liberalizmin ve muhafazakârlığın saltanatını sürdüğü, bir ılımlı İslam rejimidir, bir ikinci cumhuriyettir, diktatoryal ve totaliterdir.”

Diyorlar ki, “tek parti zihniyeti, CHP zihniyeti, devlet zihniyeti tasfiye oluyor, bürokratik oligarşinin saltanatı sona eriyor, AKP İslamcı bir parti de olsa Türkiye’yi demokratikleştiriyor, reformları, solun talep ettiği reformları hayata geçiriyor, Kürtlere, Alevilere, dindarlara, mazlumlara, her daim öteki olanlara haklarını veriyor, özgürlükçü bir sistem kuruyor.”

“Diyorlar ki” deyip duruyoruz, örnek mi isteniyor?

Takımın ruhunu bozduğu için Birgün’den Taraf’a transfer olmak zorunda kalan ve böylelikle de doğru takımı bulan solaçık Melih Altınok’u alalım örneğin tek bir yazıda bütün bir sol liberal teori nasıl açıklanabilir sorusunun yanıtını verme başarısı gösterdiğini söyleyip, hakkını da teslim ederek üstelik.

“Açın Gözünü Devrim Oluyor” koymuş 25 Eylül tarihli yazısının adını Altınok. Gözümüzü açıyor ve bakıyoruz, bizden habersiz kim neyin devrimini yapıyor diye ve anlıyoruz sözü edilen devrimin ne menem bir şey olduğunu.

Şöyle yazıyor solaçığımız: “Bugün Türkiye’de de 80 yıldır hüküm süren oligarşik yapı çatırdıyor. En temel ezberler sorgulanmaya başlıyor. Ve bunun öncülüğünü de İslâmcı referansı ağır basan muhafazakâr bir siyasal iktidar yapıyor.” Oligarşi nedir, üretim tarzı ve ilişkileri olan bağlantısı nasıldır, 27 Mayıs’ı da 12 Eylül’ü de yapan aynı oligarşi midir, 60’ların Kemalizm’i ile 12 Eylül cuntacılarının Atatürkçülüğü aynı şey midir, bu soruların bir önemi bulunmuyor. Önce oligarşi diye bir terim ortaya atıyor, sonra da ekonomiden, siyasetten, tarihten, sosyolojiden bihaber bir cehaletle yıkılan oligarşiden bahsediyorsunuz. Madem oligarşi yıkılıyor, TÜSİAD, ordu, bürokrasi neden yeni iktidar bloğunun içerisinde yer almaya devam ediyor, neden yeni rejim inşasına katkıda bulunuyor, eğer oligarşi bunlardan müteşekkil değilse yıkıldığı iddia edilen oligarşi kimlerden oluşuyor, dedik ya soruların bir önemi bulunmuyor, solaçık “oligarşinin kalesi”ne kendince şutlar atıyor.

Kale boş olunca sallamak kolay oluyor, solaçık şut atmaya, orta kesmeye devam ediyor: “Elbette seçimle işbaşına gelmiş sosyalist hükümetleri bile işbirlikçi ilan edenlerden, bu adımları olumlamalarını beklemek hayalcilik olur. Ancak statükonun ekmeğine yağ süren sekter politikalarıyla etkiledikleri demokrasi talebindeki sol kitleleri, en azından bu konuyu tartışmaya davet etmekten imtina etmemek gerekiyor. Çünkü gerek fiili durumun sürmesinden çıkarı olan kesimlerin gerekse topyekûn çözümler peşinde koşmaktan önündeki pisliği görmezden gelen bir takım solcuların yarattığı manipülasyon, demokratların ve solcuların içindeki paranoyaları büyütüyor. Bu yöndeki söylemler solu milliyetçileştiriyor, militaristleştiriyor.”

Seçilmiş sosyalist hükümetleri işbirlikçi ilan edenler kim bilmiyoruz, statükonun ekmeğine yağ süren sekter politikaların sahipleri kim bilmiyoruz, topyekûn çözümler peşinde koşup önündeki pisliği görmezden gelenler kim bilmiyoruz, milliyetçileşenler, militaristler kim bilmiyoruz, ama “biz”den bahsediyor olmalı diye düşünüyoruz, “hızla milliyetçileşen, militaristleşen” bizden.

Oysa desteklemediğimiz Kürt açılımı bir MGK kararına dayanıyor, oysa desteklemediğimiz Ermenistan açılımı bir devlet politikası olarak hayata geçiriliyor, oysa yeni rejim kendi zor aygıtını, kendi derin devletini, kendi copunu, kelepçesini ve hapishanesini yaratıyor. Sınıf iktidarı çözülmüyor, kapitalist statüko çözülmüyor, sermayenin saltanatı yerle yeksan edilmiyor.

Bunlar görülmeden, bunlar ifşa edilmeden ve bunlarla hesaplaşılmadan, Taraf’ta solaçık olunabiliyor belki ama oligarşiye karşı, militarizme karşı, statükoya karşı olunamıyor, en fazla –mış gibi olunabiliyor, yeni rejimin bekçisi, diktatoryanın organik aydını olunabiliyor.

Zaten Altınok da bunu kabul edip kendisine karşı-devrimci payesini veriyor ve diyor ki: “şimdiki haliyle ve söylemleriyle solun devrimle iktidarı alacağı bir ülkede, bir solcu için tek çıkar yol karşı devrimcilik olacaktır.”

Karşı-devrimcilerin akıbetinin ne olduğu meselesi bir yana, Altınok’a karşı-devrimci olmak için bir sosyalist devrime gerek olmadığını, sosyalist devrim olmasın diye de karşı-devrimin yürürlüğe konulabileceğini ve karşı-devrimin de solaçıklara ihtiyacı olduğunu hatırlatmak gerekiyor

Karşı-devrim ilerliyor, ilerlerken kendi sol beklerini, kendi solaçıklarını, kendi organik aydınlarını yaratıyor.

Fatih YAŞLI