Nazlı Ilıcak’a

Salı, 24 Haziran 2008 13:36

Cemal Süreya'nın adlandırmasıyla "Türk basınının Ajda Pekkan'ı" Nazlı Ilıcak Hanım, yeni yaptırdığı silikon koruyucularıyla Ufuk Uras Bey'e kol kanat germiş bugün.

Geçtiğimiz Pazar, Türkiye'nin tüm yeni gericileriyle birlikte yetmiş milyon baloncuk yürüyüşü yapan Nazlı Hanım ve Ufuk Bey'lerin muhabbeti derinlerdeymiş meğer.

Konu, Nazlı Hanım'ın eski gözdelerinden Mesut Bey'le yeni gözdesi Ufuk Bey'in, Alman ellerinde, Yeşiller Partisi'nin "Türkiye'de neler oluyor" panelindeki kapışmaları.

Biliyorsunuz, Türkiye'de bir otorite yanlıları var, bir de demokrasi yanlıları. Bunların hangi sınıfsal düzenin otoritesini ya da demokrasisini tesis etmeye uğraştıkları bütünüyle konumuz dışı!

Hal böyle olunca, rol çalmalar, yer değiştirmeler, "al gülüm ver gülüm"lerle birlikte, tartışmalar, kapışmalar, çatışmalar vb. de görece rahat yaşanabiliyor.

Nazlı Hanım da, ("Bugün" gibi marjinal gazetelerde süründükten sonra, milli damadın CEO'luk yaptığı ve milli takıma renklerini veren Turkuaz Grubu'nun Sabah'ı satın almasının ardından) kurulduğu yüce makamından bunlara bakıp, puanlarını dağıtıyor: Ufuk Uras, çok iyi çalışmışsın dersine, yıldızlı pekiyi. Mesut Yılmaz, olmamış çocuğum, otur yerine, iki!

Otorite -demokrasi tartışmasını sınıf ekseninde değerlendirebilen bir hocamız olsaydı, "Size iki veriyorum, aranızda paylaşın" derdi tabii ki. Lakin dedik ya, bütünüyle konumuz dışı onların değerlendirmeleri!

Bir kez Mesut Yılmaz, askere sinyal veriyor olabilir, değil mi? Adam düpedüz otoriter rejim yanlılarının gerekçelerini ortaya koymaya başladı. İran modeline dikkat çekmek sana mı kaldı? Dine dayalı devlet özleminin oluşturduğu risklerden bahsetmek, hele hele "İslamiyet'in karakteri gereği kamusal hayatı düzenleme isteğini" dile getirmek ve dolayısıyla hürriyetlere karşı bir tehdit olduğunu ima etmek, resmen "korkuları tahrik etmek"tir.

Çalışkan talebe Ufuk Bey öyle mi? Tam bir korkusavar kendisi.

Tüm bu korkuların paranoyadan ibaret olduğunu, soğuk savaş söylemleriyle yol alınamayacağını, aslolanın demokratik işleyiş vb. olduğunu bilen, akl-ı selimle hareket ederek övgüleri toplayan kişi.

Ayrıca Nazlı Hanım o koltukta oturduğu müddetçe, Mesut Bey'e mi kaldı İslam dininin laiklikle sınavında "karakteri gereği şöyledir, karakteri gereği böyledir" analizi yapmak. Karakter, marakter dediğiniz de, çok basit aslında Katolik kilisesinin ve papazların siyasi hakimiyeti vardı, o yüzden bunun kırılması gerekiyordu, bizim Camilerin ve hocaların böyle bir hakimiyetleri olmadığı için, kırılmasına gerek yok yani. Bunu Mesut Bey'e öğretememişiz ama Ufuk Bey hızla öğrenmiş gibi.

Molla sermayesi mi?

Sahi, Nazlı Hanım yazmamış ama, Ufuk Bey'e molla sermayesinin yükselişini ve "TUDEH örneği"ni hatırlatarak dikkat çeken kişi de Mesut Yılmaz olmuş!

Daha ne olsun?

Paneli düzenleyen Yeşiller Grubu Başkanı Joos Lagendijk'in bu yüksek tartışmaya dönük yorumuyla yazı da son bulsun: "Kafamız karıştı"...
İ.K.

http://www.sabah.com.tr/ilicak.html
Nazlı Ilıcak, "Yılmaz-Uras farkı", Sabah, 24 Haziran 2008