'THY işçisinin tepkisi farklı olur'

Hizmet sektöründeki en yüksek sendikalı işçi sayısına sahip Türkiye Sivil Havacılık Sendikası (Hava-İş) Genel Başkanı Atilay Ayçin, soL’a verdiği röportajda, THY yönetimine karşı yürüttükleri mücadeleye, 1 Mayıs'a ve yerel seçim gündemine ilişkin açıklamalar yaptı.
Perşembe, 26 Mart 2009 17:05

(soL) Emrah Kartal / Hava-İş, gerek Türkiye, gerek dünyada sendikacılık tarihi açısından ilk sayılabilecek kapsamlı bir "operasyon" sürecinden geçiyor. Hava-İş, Türk Hava Yolları'nın sendikalı işçi yoğunluğuna sahip kuruluşu Teknik A. Ş.'den uzaklaştırılmaya, yetkileri elinden alınmaya çalışılıyor. Sendika, bu konuda hukuki süreci başlatmış olsa da, yıl başında imzalanması gereken 22'nci dönem toplu iş sözleşmesini imzalayamıyor.

soL: Çalışma Bakanlığı müfettişleri, kuruluşun talebi üzerine yaptıkları tespit çalışması sonucunda, Teknik A. Ş.'nin metal işkolunda olduğuna karar verdi. Bu durumda, Hava-İş sendikası olarak tutumunuz ne olacak?

Atilay Ayçin: THY ve Teknik A. Ş.'de aynı dönemde başlaması gereken toplusözleşme sürecinde iki ayrı aşamada bulunuyoruz. Teknik A. Ş.'de işkolumuza itiraz edildi. Burada ayrı bir süreç var. THY'de ise, patronun, Çalışma Bakanlığı'nın yaptığı çoğunluk tespitinden yola çıkarak, toplusözleşme sürecinde sendikayı köşeye sıkıştırma çabası söz konusu. THY'ye iki gerekçeye dayanarak yönelttiğimiz iki itiraz var. Birincisi üye sayılarının eksik gösterilmesi, ikincisi şirket bütünlüğüyle ilgili. Sözleşmede, şirket dahilindeki işyerlerinin ayrıntılı bilgisi yer almıyordu. Bu nedenle iş mahkemesine başvurduk. İş mahkemesi "Sendika açısından mağduriyet yoktur. Çoğunluk tespiti size verilmiştir" diyerek itirazımızı reddetti. Kararı temyiz ettik ve Yargıtay'ın kararını bekliyoruz.

Teknik A. Ş. ile ilgili süreçte ise, Çalışma Bakanlığı müfettişlerinin dört beş aydır yürüttüğü işkolu tespit incelemeleri sonucunda, şirketin metal işkolunda olduğuna karar verildi. Bu karara 15 gün içinde itiraz hakkımız bulunuyor. Avukatlarımız şu an konu üzerinde çalışıyor. Hazırlıklar tamamlanınca itirazda bulunacağız. Teknik A. Ş.'nin metal işkolunda değil havacılık işkolunda olduğunu söyleyeceğiz. Mahkemenin ne karar vereceğine ilişkin tahmin yürütmek zor. Çünkü mahkemenin bu karara imza atması yasal ve beklenen bir şey değil. Bu, Çalışma Bakanlığı'nın tamamen siyasi bir tercihle başlattığı bir inceleme ve mahkemenin de siyasi bir karar alması mümkün. Dünyada bunun eşi benzeri yok. Uçağın bakım onarım çalışmalarının yapıldığı işyerinin metal işkolunda değerlendirilmesi gibi bir örneğe hiçbir yerde rastlamadık.

"Hükümet tarafından güvence verildi"

soL: İşkolu tespit sürecindeki gelişmeleri tahmin edebiliyor muydunuz?

A. A.: Tabii ki, böyle bir başvuru yapıldıysa, böyle bir karar çıkması da bekleniyordu. THY ve Teknik A. Ş. yönetiminin ya da Hak İş'e bağlı Çelik-İş sendikasının tek başlarına verdikleri bir karar değil. Kararın arkasında hükümet var. Bu süreç, grev oylamasıyla başladı. iki şirketteki gelişmeleri takip ettiğimizde, değişimleri inceleyip bir araya getirdiğimizde, zaten resim ortaya çıkıyor. Bu resim, Hava-İş sendikasının mevcut yönetimini devre dışı bırakma, yıl sonunda yapılacak genel kurullar öncesi yıpratma, üyelerle bağını koparma, sendika aidatlarının ödenmemesiyle ekonomik olarak zorlama, dün personele yapılan zamla birlikte temel sorunu ücretle sınırlayıp, işçilere "Bakın sendika olmadan da biz sorunları halledebiliyoruz" mesajı verme çabasını içeriyor. Zaten diğer çalışma koşulları gibi, mevcut sözleşmedeki hakların gaspı ve genel kurul sürecinde sendikayı yıpratma çalışmaları da söz konusu.

Bu, sadece sıradan bir işkolu itirazı değil. Böyle bir itiraz hükümet merkezli yapılıyorsa, onlara verilmiş güvence var demektir. Siz itiraz edin, biz halledeceğiz dediler. Hava -İş'in devre dışı bırakılmasıyla doğacak boşluğu yandaş Çelik-İş sendikasıyla doldurma çabası ve ortaklaşa hareket edilmesi söz konusu.

soL: Peki bu itirazlardan ve dava sürecinden, yapılması gereken 22'nci dönem toplu iş sözleşmesi nasıl etkilenecek?

A.A: THY'deki Yargıtay'ın sonuçlandıracağı temyiz süreci ve Teknik A.Ş.'deki itiraz süreci sonuçlandırılmadan toplu iş sözleşmesi görüşmelerini başlatmak mümkün değil. Çünkü her ikisindeki süreç itibariyle, yasa, itirazlar sonuçlandırılana kadar süreç askıya alınır diyor. Aslında THY'deki aşamada Yargıtay'dan karar geldi. Yargıtay mahkemelerin görev alanı ile ilgili itirazda bulunmuş. O da şu: Biz davayı Çalışma Bakanlığı'nın İstanbul Bölge Müdürlüğü'nün bulunduğu iş mahkemesine açtık, ancak Yargıtay davanın şirketin bulunduğu bölgedeki iş mahkemesine açılması gerektiğini belirtti. Bu kararla birlikte yeni bir dava süreci başlayacak. Bu iki üç ayı bulur. Bu süreç bitmeden toplu iş sözleşmesi aşamasını başlatamıyoruz. Teknik A.Ş.'deki sürecin önü açık. Çünkü iş mahkemesine yapacağımız iş kolu davası uzun soluklu olacak. Ayrı ayrı şeylerin incelenmesini gerektiren karışık bir süreç var. İş mahkemelerinin yoğunluğu ve altı ayda bir duruşma tarihi verileceği düşünülürse en erken bir yıl süremiz var. Bunun anlamı Teknik A.Ş.'de en erken bir yıl, THY'de üç ay süreyle davalar sonuçlanmaz, biz de toplu iş sözleşmesi aşamasına gelemeyiz. Bu işçilerin mağduriyeti anlamına geliyor.

soL: Ne tür mağduriyetler?

A:A: Ekonomik yönden bir mağduriyet. THY yüzde altı zam yaptı. Yıllık enflasyon açısından bakıldığında düşük bir zam. İkincisi sendikasızlaştırma süreci çalışanları tedirgin ediyor ve bunun işçilerin çalışmalarına yansıması söz konusu. Hollanda'da gerçekleşen uçak kazası sonrasında yaptığımız basın açıklamasında da dikkat çektiğimiz temel nokta buydu. Bu süreçteki belirsizlik ve sendikanın devre dışı bırakılması istemi, sonuçları itibariyle uçuş güvenliğini tehdit ediyor. Mevcut olumsuzluklarla çalışanların, verimlilik ve performans kriterleri açısından uzun aşamada isteneni elde etmesi mümkün değil. Olay sadece ücretle sınırlı değil. Mazeret, yılık izinler uçucuların dinlenme süreleri, taşradaki arkadaşların çalışma koşulları ile ilgili sosyal haklar konusunda da sorunlar söz konusu.

THY ve Teknik A.Ş. bütünü açısından baktığımızda olumsuzlukların ortadan kalkması temennilerle mümkün olmuyor. Çalışanların yarınlardan emin olması sıkıntılarının asgariye indirilmesi gerekiyor. Bunları uygulamak yerine kaygıları artırıyor, olumsuzlukların önünü açıyorlar. Dikkat çekmek istediğimiz başka bir konu şu. THY yönetimi sorunları çözmek üzerine davranış geliştirmiş olsaydı, sendikayla karşılıklı güven sarsılması yaşamazlardı. Biz şunu diyoruz: Er yada geç iki şirketle de toplu sözleşme sürecinde masaya oturan bir taraf olacağız. Oynamış taşların oluşturduğu zeminde, iki şirketle görüşmeler ne kadar sağlıklı yürütülebilir bunun sorulması gerekir. Sendikaya her türlü ekonomik, siyasal baskıyı uygulayacaksınız, sonra masanın öbür tarafına oturarak karşılıklı iyi niyet temelinde sözleşmenin imzalanmasını temenni edeceksiniz. Buna gülerler.

Sendikayla kopmuş ilişkilerin daha temiz bir sayfa üzerinde sürmesi, çalışanların kendilerini daha özgür hissetmesi açısından THY'deki mevcut yönetimin uzaklaştırılması gerekir. Baskı ve tehdit dışında, sürme ve uzaklaştırma uygulamaları dışında çalışanlarla bir ilişki yok. Sendikayla, işçilerle sağlıklı bir ilişki kuran ve uçuş güvenliği açısından insan psikolojisini özümsemiş, emeğe saygısı ve "insan sevgisi" olan bir yönetim gerekiyor.

"AKP'deki THY sevdası bitmez"

soL: AKP iktidarının THY üzerinde kadrolaştığı söylenirken, hükümetin uluslararası ilişkiler bağlamında THY'ye Afrika ve Orta Asya'daki bazı bölgelerde görevler biçtiği üzerinde duruluyor. Sizce hükümet bu anlamda THY'yi kaybedilmemesi gereken bir kale olarak mı görüyor?

A.A: Özellikle siyasi iktidarın iş başına geldiği günden bu yana sergilediği tavırlarla THY'nin önüne koyduğu üç temel başlık var.

Birincisi kadrolaşmak. THY kadrolaşmak açısından gelecek vaat ediyor. Bu şirket Türkiye'nin dışarı açılan penceresi durumunda. Uzun menzilli uçakların revaçta olması göz önünde bulundurulursa, havacılık sektörün önemi ortada. Bu nedenle talebe karşılık çok hızlı büyüyen bir şirket olduğu için siyasi iktidarda kendi yandaşlarına bu alanı açıyor. Onlar açısından bulunmaz nimet.

İkincisi THY'nin sektörel yapısı açısından kârlılık marjı olmamasına rağmen, şirket tamamen özelleştirilerek, yapmış olduğu para akışı ile birlikte alt işler taşerona verilerek kârlılık marjına endeksli hale getiriyor. Ticari açıdan bakıldığında elde edilen gelirin Osmanlı sarayında yapılan harcamalar gibi oluk oluk harcandığı görülüyor. Devletin de her türlü denetiminden yoksun... Meclisteki KİT kamu komisyonu ve Başbakanlık tarafından denetlenmiyor. Üç kişilik icra kuruluyla karar alınıp uygulanıyor. Yolsuzlukların tartışıldığı Türkiye'de THY'nin mutlaka ve mutlaka denetime tabi olması gerekiyor. Oluk oluk harcanan paraların soruşturulması gerekiyor.

Yine THY'nin önemli bir noktası da havacılık konusunda öncü şirket olması. Uluslararası ilişkilerin palazlandırılması açısından önemli bir noktada bulunuyor. Şimdi bu üç temel noktayı bir araya getirdiğimizde siyasi iktidar açsından THY vazgeçilmez bir sevda durumunda. Bu sevda da bitmeyecek gibi görünüyor. Kuruluşta "Biz burayı istediğimiz gibi, dışardan kimi getirirsek getirelim yönetiriz" mantığı hakim. THY ve Teknik A.Ş. ile ilgili uzun vadeli, kalıcı ve güzel şeyler söylemek mümkün değil.

soL: Oldukça karamsar bir tablo çiziyorsunuz
A.A: Çok açık söylüyorum. Dünyada eşi benzeri görülmeyen bir işkolu tespit süreci var. Toplu iş sözleşmesi şirket tarafından yönetilmeye çalışılıyor. Uzun yıllar hizmet verebilecek 40-45 yaş arası arkadaşlar emekli ediliyor ya da başarısız oldukları gerekçesiyle işten atılmaya ve sürgün edilmeye çalışılıyor. Nereden bakarsanız bakın olumlu bir şey söylemek mümkün değil.

Bu saydıklarımın altında denetimsizlik var. Sektörle bağdaştırılmayacak bir büyüme var. Bunun da uçuş güvenliği konusunda risk oluşturduğunu söylüyoruz. Şimdi bütün bunlar ortada dururken, yarına ilişkin umutlu olmak bir şey ifade etmez, ama bu davranış da bizim sendikacılık anlayışımıza uymaz. Bu konuların üzerine gideceğiz, parmak basacağız. Biz üç sene önce yaptığımız basın açıklamasında uçak kazalarının nedenlerine işaret etmişiz. Bu uygulamaların kazalara davetiye çıkardığını söylemişiz. THY yönetimini, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nü ve Bakanlığı duyarlı olmaya davet etmişiz. Ben kahin değilim. Çekirdekten yetişmiş havacı olarak bugünkü yönetimin sırf büyüme,kârlılık ve kadrolaşma uygulamalarının şirketin yapısal kimliğine ne denli zararlar verebileceğini görebilecek durumdayız. Yoksa THY patronunun söylediği gibi "siyasi olarak bizle aynı zeminde olmadıkları için bizim zarar görmemizi istiyorlar, başarısızlığımızı istiyorlar ve ne gerekiyorlarsa yapıyorlar" mantığıyla hareket etseydik bu yönetimin yedi yıl burada kalması söz konusu olmazdı. Uçak kazasında kriz masası oluşturmak yerine yeni krizlere yol açtılar.

"İşçilerin öfkesi had safhada"

soL: Siz alana çıkıp üyelerinizle görüşüyorsunuz. işçilerin tavrı ve yönetim tarafından işçilere vaat edilenler nedir?

A.A: Eğer öfke hangi noktada diyorsanız, öfke el bombasının pimine kadar gelmiş durumda. Birinin pimi çekmesine bakıyorlar. Bizde öfkenin niteliği farklı olur. Bunun işe yansıması, süreci aksatması ve ilerideki günlere dair yaratacağı olumsuzlukların düşünülmesi gerekiyor. Faturası çok ağır bir tepki geliyor. Öfke had safhada. İşçiler yapılan işkolu itirazı ile ilgili "böyle bir karar çıkmaz" biçiminde değerlendirme yapıyorlardı. Biz yine de temkinli davranıyorduk, ancak aleyhimizde çıkan kararla birlikte bastırılmış öfkenin had safhaya çıktığını söyleyebiliriz.
Bu konuda defalarca uyardık. Bundan sonra bir şeylerin düzeltilmesinin mümkün olmayacağını söyledik. Birincisi sektörü tamamen tanımıyorlar. Öncelikleri farkı, farklı işlerle uğraşıyorlar, böylelikle sektörü tanımaya gerek duymuyorlar. Tek başına iktidar olmanın getirdiği aymazlıkla beraber sektörü tanımaktan uzaklaşan yönetim, grev oylamasında havacılık sektörünün nelere gebe olabileceğini tanıdı. Bir takım korkular dağları sarmış ki, sağdan soldan araştırmaya başlamışlar. Son uçak kazasıyla beraber dışardan şirketi tanıyan ve gözlemleyen insanlardan şirketin durumunu sormaya başlamışlar.
Süreç uzun bir süreç, atılım yapıp geri çekilmek yerine, öfkeyi zamana yayarak her gün dozu artırarak uygun zamana denk düşecek bir eylemlilik süreci düşünüyoruz. Er ya da geç bu zaman gelecek.

"1 Mayıs'ta hedefleri ortaklaştırmalıyız. Seçimlerden sonra daha karanlık bir tablo var"

soL: Sendika olarak önümüzdeki yerel seçim ve 1 Mayıs gündemini nasıl değerlendiriyorsunuz. Bu süreçte sendikanın tepkileri neler olacak?

A.A: Hem ülke gündemi hem de işçi sınıfının yapısal sorunları açısından 1 Mayıs daha yakıcı bir gündem haline geliyor. Tanımda olduğu gibi 1 Mayıs işçi sınıfının uluslararası dayanışma günüyse, biz de buna uygun bir şekilde davranmalıyız. Birlikte, hedefleri ortaklaştırarak hareket etmek gerekiyor. İçi boşaltılmış, cılızlaştırılmış zayıflatılmış talepler hem günün anlamına uygun değil, hem de bizim yol almamızı engelliyor. Şimdiden 1 Mayıs'ın kiminle, hangi hedefler doğrultusunda nerede düzenleneceği konusunda çalışmalar başlamalı. Bunun altını doldurabilecek insanları kendine çekebilecek bir çaba harcamalıyız. İçerik çok önemli, tartışma uzatılmamalı. Süreç bizi böyle davranmaya mecbur ediyor. Zaman harcayacak lükse sahip değiliz. Hava-İş olarak 1 Mayıs'ı önümüze hedef koyup, bu alanda sesimizi olduğunca gür çıkaracağız. Ortada olan durum farklı. Sol birlikte hareket etmedi. Eğer anketler doğru yansıtıyorsa bizi bu günlerden daha zorlu günler bekliyor.
Teşekkürler.