'Onlar azıcık, biz saymakla bitmeyiz!'

Star gazetesi sordu, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay yanıtladı. “İmkansızı başaran kahraman bakan” Günay’ın yorumları, icraatlarından da beter. Röportajda Frankfurt Kitap Fuarı'nın protesto edilmesine değinen Günay "boykot edenleri hemen hatırlarsınız, oysa fuara gidenler sayılmayacak kadar çok" diyerek hayat felsefesini bir kez daha sergilemiş oldu.
Salı, 10 Mart 2009 10:00

soL (HABER MERKEZİ) AKP hükümetinin Atilla Koç'tan sonraki Kültür ve Turizm Bakanı "eski CHP'li solcu" Ertuğrul Günay, bir buçuk yıllık görev süresini Star gazetesinden Fadime Özkan'a değerlendirdi. Özkan, Günay'ı "herkesin üzerinde kolaylıkla hemfikir olduğu bir isim. Yıllardır konuşulan ama sadece konuşulan, artık yorulup yıldığımız konuları kolaylıkla ve yumuşaklıkla çözüverdi" sözleriyle tanımladı. Gazeteci Özkan, Nâzım Hikmet'e vatandaşlığın iadesi, Madımak Oteli'nin altındaki kebapçının yerinin değiştirilmesi, TRT Şeş, Alevi iftarı gibi detayları öne çıkarsa da, Kültür Bakanı Günay'ın görev süresi boyunca "gördükleri" arasında, İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesiyle markalaştırılması ve pazarlanması, tarihi dokunun makyajlanarak ticarete açılması, Nâzım Oratoryosu'nun Frankfurt'a gidişinin engellenmesi ve Nâzım'ın Moskova'ya yakıştırılması gibi ayrıntılar bulunuyor. Önceki bakanların başaramadığını bir çırpıda halletmekle övünen Günay, "yalnızca bakan değil aynı zamanda gören" olduğunu söylüyor.

Bakanlığa makyaj yıkıma kılıf
Günay göreve gelir gelmez, Bakanlık çevresindeki binaların bir kısmını yıkarak çeşitli düzenlemeler yaptırmıştı. Gazeteci Fadime Özkan'ın "kozmetik müdahaleler" olarak adlandırdığı değişiklikleri, "sadece düzeltmeyi değil yıkmayı, yani kararlılıklarını da gösterdiği için" önemli bulduğunu söyleyen Günay, büyük kentlerdeki dönüşüm programının son gelişmeleri hakkında da bilgi verdi. Ankara'da hipodrom çevresindeki AKM alanının dönüşümü, İstanbul'da Sur-i Sultani denilen Topkapı Sarayı'nın çevresinde bulunan bazı yapıların yıkılması örneklerini veren Günay, tarihi dokuda yaptıkları değişikliği "dozerlerle yıktık orayı" sözleriyle açıkladı. Günay, yıkıp geçtikleri arasında Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ni, kapatılan tiyatroları, AKM'yi ve Tarihi Yarımada'daki Sulukule evlerini saymayı unuttu.

Bakar bakmaz gören bakan
Günay yıkım senaryosundaki son gelişmelerin, Cankurtaran bölgesindeki Zührevi Hastalıklar Hastanesi'nin boşaltılması, arkasındaki Matbaa Lisesi'nin de bu ders yılı sonunda teslim alınması olduğunu söyledi. Bu binaların yerine, "Türk damak tadına uygun bir yeme içme mekanı yapılacağını" belirtti. Tarihsel varlığa kıskançlıkla sahip çıkmaya çalıştıklarını, tarihi ve doğayı turizmin içine katarak Türkiye turizmini farklılaştırmak ve markalaştırmak istediklerini söyleyen Günay, her kabinede kültür bakanı olmasına rağmen bu değişikliklerin kendi dönemine denk gelişini, "ben de hayret ediyorum. Herhalde arkadaşlar kendilerine gösterilmek istenen alanlara araçlarla gidip geldikleri için bütün bunları hiç görmediler. Sanırım sadece 'bakan' olarak değil 'gören' olarak da bakmak gerekiyor" sözleriyle açıkladı.

Günay isteyince akan sular durur
Özkan'ın Madımak Oteli'nin altındaki kebapçının taşınması hakkındaki sorusuna, "çok zorlandım diyemem. İnsanların yakıldığı bir yerde bir kebapçı bulunmasından tiksiniyordum. Bunu söyleyince bir tazyik oluştu, hadi hemen boşalt diye. 15 yıldır nice solcu bakanlar gelmiş, hiçbiri yerinden kıpırdatmamış. Bana biraz izin verin demiştim. Nitekim 15 ay oldu olmadı, Sayın Başbakan'ın da ilgisi ve katkısıyla orayı boşalttık. Bir anı evi açacağız" yanıtını veren Günay, anı evinden kastının yüzleşme olduğunu söyledi.

Günay, "ben yaşanmış bazı olayların unutulmasından yana değilim. Unutursak tekrar eder. İbret almak lazım. İçimizi kanatmalıdır. Ama yeni kavgalara, tartışmalara yol açmadan. Ben Başbağlar'ın da, ondan bir ay önce 33 çocuğumuzu kaybettiğimiz Bingöl'ün de unutulmaması gerektiğini düşünüyorum" dedi.

Oyuncak hırsızı Günay
Nâzım Hikmet'e vatandaşlığın iadesi konusunda "geçmişte çok bahaneler bulunmuş, bin türlü şey söylenip ipe un serilmiş. Biz baktık, ne yapılabilir diye. Çok basit. Sayın Başbakanımız da, 'ne yapılması gerekiyorsa yapalım' dedi. Verilmiş eski Bakanlar Kurulu kararını kaldırınca bu ayıp da kalkmış oldu" diyerek bu meseleyi de bir çırpıda nasıl hallettiğini anlattı.

AKP hükümetini protesto ederek Frankfurt Kitap Fuarı'na gitmeyi reddeden yazarları eleştiren Günay, "zaten sayılacak kadarlar. Sayılarını hatırlıyorsunuz bakın, ama fuara kaç kişinin katıldığını hatırlıyor musunuz, 800 civarında! Siz ne kadar iyi şeyler yaparsanız yapın, böyle mutlu olmayan bir grup her zaman vardır. Siz Nâzım Hikmet diyorsunuz, ama o oyuncağı elinden alınmış çocuk gibi davranıyor. Aslında çok hayal etmiştir ama bir şey de yapamamıştır. Siz yaptınız diye de hırçınlaşır" dedi.

Özkan'ın Nâzım Hikmet, Madımak, TRT Şeş ve Alevi iftarı gibi çıkışların sanki insan eliyle yapılacak şeyler değilmiş gibi konuşulup şikayet edilen konular olduğunu ama AKP hükümetince de yumuşaklıkla halledildiklerini söylemesi üzerine, Günay "kıskançlık kötü bir duygudur" yorumunu yaptı.

Devlet özür dilesin unutun gitsin
AKP'nin özgürlükler açılımını değerlendiren Günay, "bu ülkede geçmişten bu yana vatanseverlik duygularını resmi görüş dışında farklı şekilde ifade etmiş insanlara çok haksızlık edildi. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat'ta müdahaleler yaşandı, çok insan mağdur edildi" dedi. Toplu bir şekilde, devletin bağışlayıcılığına değil devletin af dilemesine ihtiyaç olduğunu söyleyen Günay, "şiddet eylemlerine dayanmayan tüm yaptırımlar sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmalıdır. Bir takım adımlar atıldı ama devletle milletin topyekûn barışmasını sağlayacak bir beyaz sayfa açmaya ihtiyaç var" sözleriyle 28 Şubat'ın unutulmaması gerektiğinin altını çizdi.

Günay "20. yüzyıl kötü bir yüzyıldı. 21. yüzyıl ise umut, barış ve hoşgörü yüzyılı. Bizim tek kazancımız Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıydı ama o da küçülen bir imparatorluğun arta kalanının cumhuriyetidir. Dünya nice savaşlar gördü, yüzyılın sonunda bile Balkanlar'da inanılmaz bir insanlık suçu işlendi. Tam zamanıdır, nasıl yapılabileceğini sordunuz, bunun üzerinde biraz düşünelim bakalım" diyerek AKP'nin dönüşüm projesinde yeni adımlar atılacağının sinyalini verdi.

Atatürk ağır gelir Kanuni olmaz mı?
Özkan'ın "Kanuni filmini hayal ediyormuşsunuz. Niye Fatih değil de Kanuni?" sorusuna, "öyküsü çok trajiktir çünkü. Fatih'inki bir başarı serüvenidir. Ona benzer çok komutan var, sürekli zafer kazanan. Halbuki Kanuni aynı zamanda yenilmiş bir insandır" yanıtını veren Günay, "40 yıl Osmanlı'nın en uzun süre imparatorluğunu yapmıştır ama onun döneminde hem yükseliş hem çöküş iç içedir. Böyle bir film, çok efsanevi, dünyayı duygularıyla da teslim alabilecek bir film olabilir" dedi. Günay böyle bir film için yerli ve yabancı bazı kanallarla temas halinde olduğunu söyledi.

Atatürk'ü insan olarak filmleştirmenin ne kadar zor olduğunun çok naif bir çalışma olan "Mustafa" deneyimiyle görüldüğünü ifade eden Günay, "Atatürk hâlâ bir tabu, biraz ertelemek gerekebilir. Her insanın olumlu olumsuz yanları olur. İnsan çok diyalektik bir yaratıktır. Buna tahammül edemeyince objektif film yapamayız. 1900'den bu tarafı oturup objektif olarak konuşamıyoruz. Bu kültürel gelişimimizi de engelliyor ne yazık ki. Hâlâ en aydın gördüklerinizde bile 'canım ona dokunma, tartışma' gibi bir perdeleme var" dedi.